Tanrı Yanılgısı

Tanrı Yanılgısı - Richard DawkinsYaklaşık bir ay önce bir kitapçıyı gezerken “en çok satanlar” bölümünde “Tanrı Yanılgısı” adlı bir kitap dikkatimi çekti. Genel de çok satanlar bölümüne pek uğramadığım ve de neler olduğunu bilmediğim için kitabı inceledim. İlk fark ettiğim Richard Dawkins tarafından yazılmış olmasıydı. Aslında Dawkins, Dünya’da çok satanlar listesine girmiş bir sürü kitabın da yazarı. Özellikle The Selfish Gene (Gen Bencildir), The Blind Watchmaker (Kör Saatçi) ve River Out of Eden (Cennetten Akan Irmak) çok ünlü ve neredeyse her eleştirmenden pozitif yorumlar kitaplar. Bense kendisini BBC kanalında seyrettiğim bir kaç belgeselden tanıyordum. Bu kitabı da ilk yayınlandığı sene olan 2006′dan beri “en iyi satanlar listesi”deymiş.

Dolayısı ile kitabı aldım. Kitap adından da anlaşılacağı üzere Tanrı ve din ile ilgili. Richard Dawkins bu kitabında temel olarak Tanrı’nın hemen hemen neredeyse var olmadığını savunuyor. Dinlerin, İslam, Hristiyanlık ve diğerlerinin herhangi bir başka fikir gibi olduğunu iddia ediyor ve bu yüzden de bunlarında herhangi bir fikrin maruz kaldığı şekilde şüpheyle incelenmesi gerektiğini savunuyor. İlk başta Tanrı’nın varlığına dair kanıtların neden geçersiz olduğunu açıklıyor. Daha sonra ise Tanrı’nın neden olmadığı açıklıyor.

Dawkins’in kitabını ilginç kılan kısım ise sadece bir din düşmanlığı ya da ateist bir propaganda olarak yazılmamış olması. Dawkins eleştirilerini ve fikirlerini sağlam mantıksal temellere dayanarak ortaya koyuyor. Tanrı’nın neden olmadığını ve dinin nasıl savaşı ateşlediğini, bağnazlığı kışkırttığını, çocukları ve kadınları istismar ettiğini gösterirken tarihsel ve güncel kanıtlar ortaya koyuyor. Aslında Dawkins’in yaptığı şey dini ve Tanrı inancını herhangi bir bilimsel düşünce veya inancın cevap vermek zorunda olduğu şekilde sorguluyor.

Kitabı Türkçe’ye Kuzey Yayınları çevirmiş. Fakat açıkça söylemeliyim ki pek iyi bir çeviri değil. Takip etmek zaman zaman zor oluyor. Bu yüzden eğer imkanınız var ise kitabın orijinalini okumanızı tavsiye ederim. Bana kalırsa kitabın en önemli yanı, Tanrı’nın olmadığını ispatlaması değil (ki bu konuda müthiş kanıtlar sunuyor) insana akıl ve mantık çerçevesi içinde düşünmesi gerektiğini hatırlatması. Dolayısı ile inanan bir kişiyseniz karşı tarafın neler düşündüğünü ve sebebini anlamak, inanmayan bir kişi iseniz de akıllıca ve mantıklı nedenleri görmek üzere kitabı okumanızda fayda var.

Bu arada kitabı okuduktan sonra öğrendim ki bu kitap basında da pek yer bulmuş. Ama bunun nedeni kitabın eleştirileri değil. Aklı evvel bir vatandaşımız çıkıp bu kitabı “kutsal değerlere saldırıyor diye savcılığa şikayet etmiş. Bu yüzdende kitabın yayıncısı hakkında savcılık bir ile altı yıl arasında hapis istemi ile dava açmış. Dawkins’in yazdıklarını doğrulayan bir kanıt gibi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

“Tanrı Yanılgısı” için 34 Cevap var


  1. 1 kenan

    ahmet hulusinin hz muhammedin açıkladığı allah isimli kitabını her insanın mutlaka okuması gerktiğine inaniyorum….lailahe ( tanrı yoktur) illallah (sadece allah vardır) mesajını iyi anlamamız gerekiyor…

  2. 2 aLi

    DEMEKKİ Dawkins hiç namaz kılmamış yazık olmuş tamam bilimsel olarak kanıtlayamayız ama beni anca 1 defa olsun gerçekten namaz kılan anlar!

  3. 3 Sinan Taga

    @aLi

    Peki, Ali kardeşim sen Dawkins’i okudun mu? Ne demek istediğini anlamaya çalıştın mı? Ondan sonra kendi aklın ve hür iradenle karar vermeye çalıştın da mı bunları söylüyorsun?

  4. 4 SaTan

    mutlaka okuyacağım görüşlerim kuvvetli tezler kazanacak… G?D…

  5. 5 hakan

    “kıtapta yazanları; olumsuz tepkı verıyorum dusuncesı ıle yazılanları kanıtlayan arkadaslara acıyorum” bu kıtabı okumanız, daha dogrusu at gozlugunuzu cıkarmanızı tavsıye ederım. eger tanrı varsa ve akıl yordamını verdıyse, sızde bırazcık kullanın buda gunah degıldır heralde?

  6. 6 metintek

    Herşey sorgulanmalı.
    Değerler ve dinler de sorgulanmalı.

  7. 7 Dogan Demir

    R. Dawkins müthis… Karsi tarafin görüslerini tam söylendigi gibi ve kanitlariyla ortaya koyup, ondan sonra saldiriya geciyor. Rüzgari tam karsidan gögüsleyebiliyor. Kivirtmiyor. Karsi tarafin tezlerini degistirmiyor, kanitlarini inkar etmiyor, hatta zaman zaman onlarin lehine fikir yürütüyor veee kendi görüslerini gürül gürül ortaya koyuyor. Bu kitabin büyüklügü bence burada sakli. Ve kitabi okurken bu yüzden cok keyif aldim. Cok cok dürüst bir yazar… Bilim insani sifatiyla gecelerini TV stüdyolarinda gecirenlere tavsiye olunur… Bilim insani nasil bakarmis olaylara görsünler…Ama kitapta Lactantius’a hic atifta bulunmamasi ilginc… Gelmis gecmis en büyük ateiste haksizlik olmus…

  8. 8 Tolga

    Bu Richard Dawkinsin denen kişinin sözlerine kulak verilmesi, kitaplarının okunması özellikle böyle bir devirde çok önemli ve çok faydalı. Çünkü o bir bilge. Bir modern çağ bilgesi. Bence onun yazdığı bütün kitaplar türkçeye çevrilmeliydi ve yeterince basılmalıydı. diğer kitaplarının çevirilmemesi eminim ki ülkemiz için bir kayıp olmuştur. İlk kitabı Gen Bencildir’e bir baksanıza, adeta bizlere bir beynimizin olduğunu ve artık onu kullanmamızın zamanının geldiğini hatırlatıyor. Aklı ile düşündüklerinin sonuçlarını açıklamakla kalmıyor, bizim aklımızı da aşama aşama düşünme yolunda ilerletiyor. Okurken bize sanki Gen Bencildir’de yazılanlar kendi düşüncelerimizmiş gibi geliyor. Neden? Çünkü zaten kendi mantığımızın doğal sonuçlarıyla örtüşüyor. Bi kullanmayı öğrensek o mantığı… Neyse dert etmeyin Dawkins size öğretir…

  9. 9 Burak Onal

    Kitap mahmemelik oldu ve bende adini bu sayede duymus oldum hemen siparis ettim okumaya basladim bitirdikten sonra goruslerimi yazicam.

  10. 10 Ali Haydar

    Kitap çok güzel bir kitap. Mem diye birşeyden bahsediliyor. Memler kendini eşleyerek yayılan düşünceler. Mesela ben diyelim şu anda bir mem uydursam, mesela “tubitiler” diye birşeyler var desem ve desem ki tubitiler görünmeyen yaratıklar, varlığı bilimsel olarak ispatlaması zor ama bazı amerikan çalımaları varlıklarını ispatlamış, , geleceği bilip bizi yönlendiriyorlar desem, bu düşünce (veya diğer adıyla mem) yayılsa çoğalsa ve bu düşüncenin aksine inananlar öldürülse, tubitiler kızacak dünya başımıza yıkılacak denilse, tubiti tapınakları yapılsa, bu tapınaklara devlet tübiti memurlar atasa, tubiti yetiştirme okulları olsa…Ne olur? Tubiti memleri yayılır. Daha iyi yayılabilecek şekilde farklılaşan tubiti memleri evrim geçirir. Tıpkı dinlerin binlerce senede geçirdiği evrim gibi, insan beynine işleyebilen bir hale gelir. Tüm çocuklar tubitilere inandırılır daha küçükken…

    Oysa “Hayatta en hakiki mürşit (yol gösterici) ilimdir, fendir”
    Temelde bu güzel kitabın da ana düşüncesi Ulu Önder Atatürk’ün yıllar önce bulduğu bu düşünceden ibaret…Çok güzel.

  11. 11 barış

    tanrıyla nedir bu kadar alıp veremediğiniz varsa sizi yarattğı için ona sükralarınızi iletin mutlaka sizi duyar Eğer yoksa da birsey kaybetmiş olmazsınız buzuk ve kirli olan insanın kendisidir . SİZ insanla uğrasın insanı düzelltin …. tanrıyı değiştiremezsiniz varsa yok edemezsiniz yoksa da var edemezsiniz … isaninn alanı insandir yani insanla ilgili olandir .. yapaabileceğiniz değiştirebileceğiniz ve düzeltebileceğiniz seyler le ilgileninn tanrı sizi seviyor aksi takdirde bütün bu saçmaliklarınıza göz yummazdı

  12. 12 Sinan Taga

    Zaten aslında burada “uğraşılan” insan. Körü körüne akla mantığa uygun olmayan şeylere inanan insanlar. Akla ve mantığa uygun hareket edilmesi önemli olandır.

    Barış arkadaş aslında güzel bir noktaya değinmiş. Problem aslında insanda yatıyor.

  13. 13 Tikitikiu

    Ben kitabi okumadim(zaten degerli vaktimi ve parami esas icin harcarim) ama bir iki sey soylemek istiyorum;

    Bu kadar heyecanla alip okudugunuz bu Tanri karsiti kitap yerine, bir de ayni eforu Kuran ve Islam’i incelemek icin ugrassaniz da, gerceklerin hic de anlatildigi gibi olmadigini, Din ve Tanri hakikatinin son derece mantikli ve delil sunan bir gercek oldugunu anlasaniz. Ama nerdee… Yanilgi ve tembellik icinde, konuyu hep dunya mantigiyla yorumlamaya calismak, gercegi arastirip ogrenmekten daha cazip geliyor.

    Aslinda, Din ve Tanri gercegi o kadar basit ki, hemen anlasiliyor ve evrensel mantigi hic yitirmiyor…

  14. 14 Sinan Taga

    Tikitikiu,

    Zaten ilk cümlenden problemin ne olduğu anlaşılıyor. Alıp okumam diyorsun. Sonrada onu okuayanlara neden Kuran’ı okumadınız diyorsun.

    Hani bir laf vardır ya “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diye. Seninki de biraz o hesap olmuş.

    Burada (en azından ben, kendi adıma) kimseye şuna inanmayın ya da buna inanın demiyorum. Önemli olan sadece açık fikirli olmak.

    Birine senin yaptığın gibi diğer bakış açısını da okuması anlamasını gerektiğini söylerken aynı şeyi sen neden uygulamıyorsun?

  15. 15 bahar

    Allah’I kazanan neyi kaybeder.Allah’ı kaybeden neyi kazanır.kitabı otobüste okuyan birinın elinde görmüştüm ilgimi çekti almadan önce yorumlara bakayım dedim içeriği belli.Ama okumak karşı fikirleri tanımak için geekli.yalnız SİZ GÖRMEZDEN GELSENİZ DE GERÇEKLER VAR OLMAYI SÜRDÜRÜRLEr. bu arada Allah ın bize verdiği nimetler arasında olan aklı kötüye kullanmak günahtır.kullanmamak daha iyidir.tubiti memleri de çok komik. islam dini evrim geçirmemiştir yüzyıllardır aynıdır ve öyle kalacaktır.

  16. 16 Oytun Tez

    Merhabalar…
    Kitap bugün elime geçti ve hemen ilk bölümü okudum.
    Bir kere, öyle körü körüne, şu an sahip olduğunuz her şeyi, ki buna din, dil, örf, adet; dogmatik her şey girer, savunmanıza hiç gerek yok. Bunların hepsi sizin “düşün”mediğinize kanıt teşkil etmektedir.
    Eğer düşünseydiniz, düşünmüş olsaydınız, böyle ateşli, kızgın, aşırı taraflı, ılımsız bir şekilde savunuyor olmazdınız görüşlerinizi. Makul bir dille, açıklayıcı, bilgilendirici kelimeleriniz olurdu sıradan, akıl filtremizden sürekli geçici konumunda olan cümlelerinizin arasında. Farkında değilsiniz ki, söylediklerinizin hepsi yüzyıllardır söylendiğinden, hiçbir işleme tabi tutulmadan geçmektedir süzgeçlerimizden, çıkmaktadır diğer uçtan. Bunu aklınızın bir köşesine değil, o üç boyutluluğun tam ortasına yazmanızda fayda vardır sevgili savunucular…

    Şimdi bana da yazacaksınız, buna ne şüphe. Ve yine düşünmediğinizden, benim aslında ateistliği savunuyor olmadığımı -savunmadığımı değil,-; fakat düşün yapma eylemini ve süperego ve egolarınızı bir yana fırlatarak sertçe, idenizle düşünmenizi tavsiye ettiğimi göremiyorsunuz.

    Düşünün…

    Her birinize verecek cevaplarımız vardır elbet; ama insan bir süre sonra vazgeçiyor, düşü olmayanlara bir şeyler anlatmaktan. İyisi mi…boşverin…

    Ve bunları, 17 yaşında birinden duymaktan, iyisi mi, utanın…

    Hadi, düşünün…gücünüz yeterse.

  17. 17 ÇAĞLAR AKDAĞ

    BARDAK KURAMI…

    masamın üstünde bir su bardağı duruyor…bardağı baktığım açıdan şu an sadece ben görüyorum…bardak orada öylece duruyor ve ben onun orada olduğunun farkındayım…ofis arkadaşlarım bulundukları konumdan şu an bardağı göremiyorlar ancak kalkıp yanıma gelirlerse onların da bardağın farkına varacakları sarsılmaz bir gerçek…
    tıpkı yan bloklardan herhangi bir komşunun , evde beni bekleyen eşimin, başka şehirlerdeki arkadaşlarımın, şu anda bu yazıyı okuyan sizlerin hatta kutuplardaki bir eskimonun bu bardağı hiç görmediği , bilmediği halde yanıma geldikleri taktirde bu bardağın şu an tam önümde durduğunun farkındalığına varacakları gibi…
    eğer ki hepimiz birsek , homojen bir yapıysak demek ki bardak görseniz de , görmeseniz de, yanıma gelseniz de , gelmeseniz de hepimiz için bir sabit ve tanrı katında bir yerlerde sadece farkındalık bilgisinin sizin tarafınızdan çekilmesini bekliyor…ve doğru koordinatlara geldiğinizde de bu kendiliğinden tetikleniyor…
    buradan çıkarılacak SONUÇ şu ki;
    yaşadığımız hayat Tanrı katında sadece “dünyevi bir yaşam simülasyonu” programıdır…
    Bizler Tanrı’nın süper bilgisayarına bağlı, ortak bilinci ve hayali paylaşan, deneyimleyen bilgisayar çiplerinden başka birşey değiliz(MATRIX)…şu an bize uygun görülen “dünyevi hayat” programını deneyimliyoruz…herşey gerçek olduğu kadar hiçlik de aynı zamanda…Tanrının süper bilgisayarındaki sarsılmaz evren yasaları ve dünyevi kanunlar ve aklınıza gelen her türlü kodlanmış bilgi mevcut, hepimiz bu sisteme bağlıyız ve elbette ki gerçekten istersek istediğimiz her türlü bilgiyi çekip almakta özgürüz…
    Tanrının da dediği gibi herşey kayıt altında;
    herşey ama herşey, eylemleriniz, aklınızdan geçen düşünceler, yüreğinizin en derinindeki hisler, günahlar,sevaplar, saçınızın telinin rüzgarda salınışı ve her hücrenizin an be an hareketleri herşey ama herşey…
    Bize düşen ONU gerçekten yürekten anlamak,
    Bize şu an için sunulan “dünyevi hayat” programını başarıyla tamamlamak,
    sağlık,huzur,bolluk,bereket,sevgi,bilgi ve adaletle paylaşımı,inancı ilke edinerek yaşamak….
    ve en nihayetinde yine Tanrının bizim için sunduğu sonsuz seçenekte diğer bir programa bağlanmak…
    bize hiçlikten verdiği bu nimetlere şükrederek, ortak bilincin farkına vararak ve bunu her anlamda pozitif kullanarak…

    MAHATMA GANDHI
    -”Düşünceleriniz pozitif olsun;
    çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.
    Sözleriniz pozitif olsun;
    çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
    Davranışlarınız pozitif olsun;
    çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.
    Alışkanlıklarınız pozitif olsun;
    çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
    Değerleriniz pozitif olsun;
    çünkü değerleriniz kaderiniz olur. ”
    MAHATMA GANDHI

    SADECE ŞÜKREDİN YETER, BAZI ŞEYLER VARDIR GÖZLE GÖRÜLÜR KULAKLA DUYULUR, BAZI ŞEYLER DE VARDIR Kİ GÖZLER KÖR KULAKLAR SAĞIR OLUNCA SADECE VE SADECE İÇERİLERDE BİR YERLERDE HİSSEDİLİR…

    C.E.R.N. TANRININ OYUNUNU ÇÖZMEYE ÇALIŞIRKEN, VARLIĞINI DA KABULLENMİŞ OLMUYOR MU…
    GOOGLE’ A CERN YAZARAK GEREKLİ BİLGİLERE ULAŞABİLİRSİNİZ,
    DÜNYANIN EN SEÇKİN FİZİKÇİLERİNİN KALESİ….

  18. 18 HAKAN

    ÇAĞLAR BENCE SEN IDEOLOJIK FELSEFEYE SAVUNUP BUNU DINLE BIRLESTIRMEYE CALISMISSIN AMA BU IKISI BUYUK BI CELISKIDIR BENCE
    YANI INSANIN ISLAM INANCI VAR KADEREDE INANIYORSA
    YANI OLACAKLAR ONCEDEN BELLI ISE
    NIYE BIZ IDELOJIK DUNYADA YANI YANSIMALARIMIZI KONTROL ETMEK ZORUNDAYIZ ?
    BENCE DIN TOPLUMLAR ARASINDA HUZURU SAGLAMAK VE PSIKOLOJIK OLARAK INSANDA GUVEN DUYGUSU YARATTIGI IICIN ORTAYA CIKMISTIR !
    ELBETTE BIR YARATICI VARDIR AMA BUNU NE IDEOLOJIK NEDE DINSEL OLARAK ACIKLAMAK MUMKUN DEGILDIR !
    TANRI VARDIR AMA ACIKLANAMAZ !

    DIN ISE TAMAMEN INSANLARIN KENDILERINI RAHAT HISSETMELERI VE HUZURLU YASAMALARI ICIN OLUSTURULMUS KURALLAR BUTUNUDUR !
    YOKSA DIYELIM ISLAM ICIN ;
    MADEM ALLAH BIZI ( CAGDASIN DUSUNCESINE GORE ) DUNYEVI HAYAT PROGRAMINI DENEMEMIZ ICIN YARATTI YADA YASIYORUZ PEKI BASLANGICDA SOMUT OLARAK DINI NIYE KODLAMADI ?
    BENCE BU KITAP OKUNMALI ( BEN HENUZ OKUYAMADIM )VE DIER ARKADSLARIN DEDIIGI GIBI KURAN DA,INCILDE OKUNMALI DOGRULARA GERCEKLERE KENDINIZ KARAR VERMELISINIZ CUNKU INSAN DUSUNEN BIR VARLIKTIR

  19. 19 ÇAĞLAR AKDAĞ

    BUGÜN HEPİMİZİN DOĞUM GÜNÜ

    “Evet yanlış duymadınız bugün gerçekten çok büyük ve neşeli bir doğum günü partisine davetliyiz…Bu gün ne sadece benim, ne de sizin, bu hepimizin günü, herkesin doğum günü…Her gün, her saat, her dakika, her saniye ve her saniyenin içerisindeki sayısız her an…Her nefes alışımızda hissettiğimiz, yaşadığımızın farkına vardığımız ve bu armağan için şükran duyduğumuz her an bir doğum, yepyeni bir başlangıç…Her an, yepyeni ve umut dolu bir hayat için kaçırılmaması gereken bir fırsat…Hayatımız muhteşem fırsatlarla dolu naif bir armağan…Teşekkürler…”

    Büyük bir merak ve ümitle satın aldığınız kaliteli bir DVD filmin ortalarında olduğumuzu varsayalım…Salonumuzun koltuğuna sevdiklerimizle kurulmuş, keyifle filmimizi izliyoruz ve belki de yanında biraz içecek ve abur cubur la neşemize neşe katıyoruz…
    DVD film geçmişte bir anda başladı, film kareleri ardı ardına eklendi, tam da şu an filmin ortalarındayız ve bizim için önemli olan, gerçek olan filmin tam da şu anki sahneleri…elbette ki filmimiz gözümüzün önünde akıp giderken filmimizin artık geçmişte kalan başlangıcı gibi gelecekte olan bir de sonu var ve biz bunu adımız gibi biliyoruz…Çünkü film başı, ortası ve finali belli olan bir kaynaktan (DVD medya) ekranımıza geliyor…Dvd player’ımıza takılı olan CD ‘den TV’mize aktarılan görüntüleri izliyoruz…Bu arada her saniyede 25 kare görüntü aktarılıyor karşımızdaki ekrana çünkü gözümüzün filmi kopukluk olmadan akıcı bir şekilde izlemesi için böyle olması gerekiyor…Biz farkına varmasak da akıcı bir görüntü için
    Her saniye 25 farklı kare ardı ardına ekrana gönderiliyor…Buna teknik olarak kare/sn hızı veya frame rate deniyor…

    Hayatımız;
    Şimdi tam ve net olarak hatırlamasak da adımız gibi eminiz ki doğumumuzla hatta doğumumuzdan çok daha önce ebeveynlerimizin o sımsıcak ilişkileriyle başlayan, şu satırları okumakta olduğunuz ana kadar ulaşan, ileride bir gün ansızın sona erecek olan hayatımız…Kimsenin şimdiye kadar yazdıklarıma bir itirazı olacağını düşünmüyorum çünkü hepimizin yaşamakta olduğu buna benzer renkli veya renksiz bir hayatımız var…Görüntüler nasıl da akıp geçiyor gözlerimizin önünden…Tıpkı bir film şeridi gibi öyle değil mi ? Ama biz hep şu anı yaşıyoruz, az önce, bir saat önce, bir gün, bir ay veya yıllar öncesi diye bir şey yok…Gelecek de kocaman bir bilinmez…Sadece ve sadece şu anı yaşıyoruz…

    ”Her saniye gözümüzün önünden akıp giden görüntüler , kim bilir o saniyenin içinde kaç sayısız an , hangi framerate’le tekrar tekrar o devasa uçsuz bucaksız evren dediğimiz enerji okyanusundan bitmek tükenmek bilmeyen bir kararlılıkla bizlere ulaşıyor…Ve bizler , kesintisiz bir hayata, kendi filmimize, kendi DVD mize şahitlik ediyoruz…Elbette ki başı, ortası ve sonu zamansızlığın hüküm sürdüğü boyutta bir kaynakta yazılı olarak öylece duruyor…Bizlere sunulansa sadece an be an , tam da şu an, şimdiki zaman…ŞİMDİ..ŞİMDİ VE YİNE ŞİMDİ…”

    ZAMANSIZLIK VE MEKANSIZLIK,,,

    Tek bir anda yaratılmış , yaşatılmış ve sonlanmış uçsuz bucaksız bir evren…
    Bizler hala zaman denilen boyutunda akıp giden görüntülerine şahitlik etsek de zamansız ve mekansız bir boyutta tek bir anda olup bitmiş mucize bir yaradılmışlık,yaşatılmışlık ve sonbulmuşluk gerçeğini tam olarak idrak edemesek de değiştirmeye gücümüz yetmiyor…Tek bir anda kayıt altına alınmış başı sonu belli bir film, kendi sinema şaheserimizin görüntüleri, gözlerimizin kesintisiz bir algılama ile yaşayabilmesi ve hissedebilmesi için her saniyenin içinde sayısız anlar boyunca tekrar tekrar yeniden gönderiliyor, yeniden yaratılıyor, yeniden doğuyor…
    Hayatımız sürekli akıp giden bir görüntüden mi ibaret dersiniz ???
    Yoksa gözlerimizin tıpkı bizi yanıltan TV ekranındaki gibi fark edemediği sayısız anlar boyu titizlikle, özenle, sarsılmaz bir kararlılıkla gönderilen görüntülerden oluşan bir hayalimi yaşıyoruz…Bu apaçık yaratının an be an devam ettiğinin, her saniyenin içinde insanoğlunun, hayatın , evrenimizin tekrar tekrar doğduğunun bir kanıtı olabilir mi ??? Ve bu da bizler için her saniye , her an yeni bir hayat, yeni bir fırsat, yeni bir başlangıç, kısacası yeni bir DOĞUMGÜNÜ anlamına gelmez mi ???
    Şükranlarımı sunarım ki evet aynen öyle , her an benim için yeni bir fırsat, hayatım , kaderim, mutluluğum, sağlığım ve başarım benim ellerimde…Bu inanılmaz mucizeyi, hayatın kendisinin bizlere her an sunmakta olduğu mucizeyi fark ederek , bu sonsuz nimetlerin kıymetini bilerek, sevgiyle ve şükran duygularıyla yaşamak ve dizginleri elimize almak sanırım bu dünyada hiçlikten yaşama şansı verilmiş her insanın kaderi olmalı…Bunu yapacak gücü, dizginleri elimize alıp kaderimize sahip çıkacak gücü nereden bulacağız demeyin sakın…İçinizdeki sonsuz kaynak zamansızlığın ve mekansızlığın boyutunda nebulaların, kara deliklerin, galaksilerin, yıldızların, koskoca bir kainatın oluşumuna şahitlik etmiş kudrete sahipken ve şimdiki zamana kadar ulaşmışken şu kısacık fani hayatın dizginlerini elinize almak da ne ki onun için….!!!Çocuk oyuncağı…

    Tanrı’nın neden bu kadar bağışlayıcı olduğunu, kim veya ne olursanız olun, geçmişte hangi büyük suçları işlemişseniz bile neden sadece yürekten bir pişmanlıkla AF dilersek bizleri bağışladığını hiç düşündünüz mü ???
    Onun için geçmiş veya gelecek yok, onun için tek bir an var, o da şimdi…ŞİMDİ şu an ne yapıyorsanız ve ne düşünüyorsanız siz O’sunuz da ondan…
    Sadece Şu an yaptıklarınız tüm hayatınıza yayılıyor ve siz sadece her an yaptıklarınızla varsınız…
    “Her saniyenin içinde sayısız anlar boyu bizlere sunulan yeni, yepyeni bir fırsat gizli…İşte bu hepimiz için her an yaratılmakta olan hayatın bir nimeti MUHTEŞEM BİR DOĞUM GÜNÜ…”
    HEPİMİZİN DOĞUM GÜNÜ KUTLU OLSUN,
    ONA BİZLERE VERDİĞİ SONSUZ NİMETLER VE HER SEFERİNDE YEPYENİ FIRSATLAR İÇİN YÜREKTEN ÇOK , ÇOK, ÇOK AMA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ…

    Çağlar AKDAĞ

  20. 20 ÇAĞLAR AKDAĞ

    C.E.R.N – ANTIMADDE VE MATRIX
    (TANRI GERÇEĞİ)

    Bu merkez hakkında (C.E.R.N.) bilinenler kısaca şunlardır;
    YERİN 100 metre altında, İsviçre – Fransa sınırında kurulmuştur…27 kilometre uzunluğunda bir çember şeklinde inşaa edilmiş bir tüneldir…Burada madde ve anti – madde araştırmaları yapılmakta, Tanrının evreni nasıl yarattığı ve madde – antimadde gerçeği hakkında bilinmeyenler yakın bir zamanda açığa kavuşturularak, evrenin sadece gözümüzle gördüklerimizden ibaret olmadığı, farklı boyutların ve alemlerin olabileceği, yaşadığımız evrenin sadece HOLOGRAFİK ÜÇ BOYUTLU bir görüntüden ibaret olduğu hakkında çalışmalar yapılmaktadır…
    Bugün halen kullandığımız ve teknolojide bir milat olan İNTERNET, MR VE TOMOGRAFİ teknolojileri, süper iletkenler ve buna bağlı olarak bugünkü ağ hızından binlerce kat hızlı ağ sistemleri C.E.R.N. ‘deki çalışmaların ürünüdür…
    Özetle bu merkez dünyamızın en seçkin fizikçilerinin kalesidir…

    BİLİM İNSANLARI bugün şu gerçeği hiç tereddüt etmeden söylüyorlar;

    “FİZİK VE KÜTLE YASALARINA GÖRE EVRENİ OLUŞTURAN VE ŞU ANDA VAROLMASI GEREKEN MADDENİN %90’I KAYIP YA DA BİZİM 5 DUYUMUZ VE 3 BOYUTUMUZ BUNU ALGILAYACAK YETİYE SAHİP DEĞİL…SİZ BUNA İSTER KARA MADDE İSTER KARA ENERJİ İSTER ANTI-MADDE İSTERSENİZ DE HIGGS PARÇACIĞI DİYEBİLİRSİNİZ…HEPSİ AYNI KAPIYA ÇIKAN EŞANLAMLI TABİRLER OLARAK BİLİM İNSANLARINCA KABUL GÖRMEKTEDİR…”

    C.E.R.N. evreni oluşturan ve şu anda varlığını kanıtlayamadığımız TANRI MADDESİ yani anti-madde’nin peşinde…PEKİ bunu kanıtlamaya çalışırken ve sonucunda neler olacak hiç düşündünüz mü?

    ANTI-MADDE çalışmaları eninde sonunda başka boyutların , alemlerin beş duyu ve üç boyut kavramlarının tamamen yok olduğu yeni bir dünyanın kapılarını açacak…

    VE TANRI YARATTIĞI SİSTEMİN BİR PARÇA DA OLSA SIRLARINI ÖĞRENMEMİZE İZİN VERECEK…ONA BİRAZ DAHA YAKLAŞIP ANLAMAMIZI SAĞLAYACAK…

    C.E.R.N. ÇALIŞMALARI İNSANLIK VE DÜNYA TARİHİ AÇISINDAN 2008 senesinden itibaren BİR MİLAT OLACAKTIR…bunu tüm insanlık görüp yaşayacaktır….

    BİR FELSEFEYE ya da BİR BİLİMSEL DÜŞÜNCEYE GÖRE “ şu anda yaşamakta ve deneyimlemekte olduğumuz evren, kendimiz de dahil olmak üzere tamamen 3 boyutlu holografik interaktif (etkileşimli) bir görüntüden ibarettir”

    Rüyalarımızda tıpkı günlük yaşamımızda deneyimlediğimiz normal veyahut para-normal olayların içinde olduğumuz halde bunların rüya olduğunu uyandığımız ana kadar anlayabilmemiz ve rüyada aksini düşünüp “ben rüyadayım bunlar gerçek değil” şeklinde bir karara varmamız mümkün değildir…ÇÜNKÜ beyindeki 5 duyuya ait merkezler artık kendilerini dışarıdan bağımsız halde bıraktıklarından sadece beynin içinde oluşan küçük enerji hareketleri bize yeni bir dünyanın , rüyalar aleminin kapılarını açmaktadır…DEMEK ki beynin bizi başka bir yaşamın içindeymiş gibi göstermesi için 5 duyuya ve sahip olduğumuz bedene ihtiyaç duymadan kendi içindeki küçük enerji çarpışmaları ile bunu yapması mümkündür…

    GELELİM ŞU ANDA 5 duyumuzla algıladığımız dünyaya….görüyoruz, duyuyoruz, kokluyoruz, dokunuyoruz, tadıyoruz ve tüm bunları birleştirip muhakeme ediyoruz, düşünüyoruz…..
    PEKİ tüm bu duyular nasıl çalışıyorlar…aslında görüp duyulan dokunulan tadılan ya da koklanan bir şey ortada hiçbir zaman var olmamış olabilir mi ? bu dünyanın da ancak rüyalarımızdaki kadar gerçek olduğunun ya da bir gün başka bir boyutta uyandığımızda tüm bunların bir rüya gibi gelip geçeceğinin aksini iddaa edebilirmiyiz…BUNU KANITLAYABİLİRMİSİNİZ ???

    BEYNİN ALGILAMA VE ÇALIŞMA prensibi tamamen şu şekildedir..tüm duyulardan sinirlerle iletilen elektriksel hareketler beyindeki ilgili merkezlere ulaşır ve aslında dışarıda ki dünya diye bir şey yoktur çünkü her şey karanlık ve sessiz beynin içerisinde yaratılan bir enerji hareketi holografik bir yaşamdır…YAŞADIĞIMIZ EVREN dışımızda değil olduğu gibi kafamızın içindedir….biz bu hayatı bilimsel olarak tam anlamıyla kafamızın içinde yaşarız….aslında dışarıda madde alemi diye bir şey hiçbir zaman olmamış olabilir…çünkü bizim hayatımız beynimizin içindeki enerjiden ibaret…
    DIŞARIDA bir dünya olduğunu ya da olmadığını bu durumda asla ANLAYAMAYACAĞIZ !!!

    BURDAN BEN KENDİME İKİ SONUÇ ÇIKARDIM…sizlerle paylaşmamda bir sakınca görmüyorum…
    Birincisi ; beyindeki duyu merkezlerine ulaşan sinirlere müdahale ederseniz ve sadece kendi istediğiniz enerjileri yollarsanız bir insanın CENNETİ, CEHENNEMİ, DOĞA ÜSTÜ OLAYLARI veya her ne isterse deneyimlemesini sağlayabilirsiniz…onu başka bir evrene kalıcı ya da geçici olarak sokabilirsiniz…BU SAYEDE MUCİZE DİYE BİRŞEY YOKTUR TANRI KATINDA HERŞEY AMA HERŞEY MÜMKÜNDÜR…

    İkincisi ; peki tüm bu evren kafamızın içinde yarattığımız bir enerji’den ibaretse ve gerçek değilse;
    UNUTMAYIN ki sahip olduğumuz bu beden ve bu beyin (bilinçsiz hücre, dna,kemin,kan ve et’den oluşmuştur) de bu evrenin yani kafamızın içinde yarattığımız evrenin , holografik görüntünün bir parçası olduğuna göre….

    TÜM BUNLARI DENEYİMLEYİP KURGULAYAN BİZ YA DA BİZLER, KİŞİSEL YA DA ORTAK BİLİNÇ, BU ÜSTÜN VARLIK KİM ? BİZ ASLINDA KİMİZ ? NERDEYİZ ? VE NE YAPIYORUZ ?

    KAFAMIZIN İÇİNDE YARATTIĞIMIZ BU FANİ BEDEN (bilinçsiz hücrelerden oluşmuştur) BİZ OLAMAYACAĞIMIZA GÖRE TÜM BU HOLOGRAFİK GÖRÜNTÜYLE ORTAKLAŞA ETKİLEŞİM HALİNDE OLAN İNSAN YA DA SİSTEM NEREDE VE NE ŞEKİLDE VAROLUYOR , NASIL YAŞATILIYOR , ORTAK BİLİNÇ DEDİĞİMİZ BU EVREN BU HAYAT VE BU KADAR ENERJİNİN ASIL KAYNAĞI NEREDE ?????

    Bizim fani dünyamızın ve fani bedenimizin çok çok üstünde , mükemmel, kusursuz ve ilahi bir kudretin eseri olarak tanımlayabileceğimiz yapıların mevcudiyeti akl-ı selim ve sağduyulu her insan evladı tarafından anlaşılabilir bir açıklıkla ve anlaşılabilir kanıtlarla önümüze serilmişken;

    TÜM KAİNATIN, SONSUZ ÇEŞİTLİLİĞİN, TİTİZLİKLE VE ÖZENLE HAZIRLANMIŞ HAYATIMIZI OLUŞTURAN HER OBJENİN VE OBJELER ARASI ANLAŞILMASI MÜMKÜN OLMAYAN İLİŞKİLER VE DENGELER AĞININ TAMAMEN TESADÜF ESERİ ORTAYA ÇIKTIĞINI SAVUNMAK AHMAKLIK DEĞİLDİR DE NEDİR ???

    BUGÜN HANGİ ŞEY TESADÜFLE OLUYOR…BİR KÜRDANI , BİR ÇÖPÜ BİLE SON DERECE DİKKATLİ VE TİTİZ BİR ÇALIŞMA İLE ÜRETMEK ZORUNDA OLAN İNSANOĞLU KUSURSUZ MÜKEMMELLİKTEKİ KAİNATIN TESADÜF ESERİ ORTAYA ÇIKTIĞINI SAVUNURKEN KENDİSİNİ YOKTAN, HİÇDEN VAREDEN O GÜCE TEŞEKKÜR ETMEK YERİNE HAKARET ETMİŞ OLMUYOR MU ?

    SAYGILARIMLA………

  21. 21 MUZAFFER

    Ataisleri yanlış anlamayın,Ben akıl fukarasımıyım ?Beni yaratan yaratığa karşı çıkayım, karşıma alayım,
    meydan okuyayım.Tanrı varsa en hararetli savunucusu ve ilk inanan ben olacağım.Ama (nerdeyse) yok işte bunu ben söylemiyorum bilim söylüyor
    Kutsal kitaplar dünya 10 bin yaşında diyor ama bilim 4.5 milyar yaşında diyor.Kutsal kitaplar, Adem 6 günde topraktan yaratıldı Havvada kaburgasından diyor ama bilim hiçbir yaratık gökten zembille inmez diyor evrim sürecini anlatıyor.Bazı teisler dinler ahlakı tesis etmiştir diyor ama öyle değil işte çağımız ahlak anlayısında,erkek egemen toplum yaratmak için kadını 2 sınıf vatandaş görmek aşalamak insani haklarını bile 19. yüzyıldan sonra vermek bumudur ahlak şimdiki ahlak anlayışına ters şimdiki yasalarla suç bile.
    Evet arkadaşlar cesaretiniz varsa dawkins’i okuyun iliklerinize kadar donacaksınız ürpereceksiniz.
    Dawkins’inde dediği gibi insan için hiçte kolaydeğil
    farkındalık.Elbette tüm inaçlara sayğımız sonsuz ama bilimide bu çağda elimizin tersiyle itemeyiz.
    KEŞKE TANRI OLSA İLK İNANAN BEN OLACAĞIM. SAYGILAR.

  22. 22 ÇAĞLAR AKDAĞ

    TANRI GERÇEĞİ II
    Yeni Çağın Yaratılış Modeli

    -kendini DÜNYALI MI zannediyorsun ???

    Sabahın ilk ışıltılarıyla gözümü açarken, aralık camlardan içeriye hoş bir senfoni edasıyla süzülen minik serçelerin cik cik sesleriyle, ağaçların ahenkli hışırtılarıyla ruhum okşanıyor ve ben Yaradan’ a şükran duygularıyla yattığım yerden huzurla doğruluyorum…Gün içerisindeki karmaşayı yaşarken pek ortalıklarda olmayan o dinginlik, sadelik ve ilahi bir umut-neşe-sevinç hissi sadece ve sadece güneşin ilk ışıdığı anlarda, o anın hemen öncesinde ve hemen sonrasında çok kısa süreliğine bizlere sunuluyor…her nedense bu iç huzuru sadece o sabahın ilk dakikalarına özel ve ağızdan ağıza dolaşan o meşhur sözü destekler nitelikte…

    “SABAHIN ERKEN SAATLERİNDE HERKES İÇİN KISMETLER, POZİTİF ENERJİLER, HEDİYELER dağıtılır…”, TEŞEKKÜRLER…

    Bu eşsiz RİTÜEL’den aniden sıyrılıp hayatımın gerçekliğine dönüyorum…PAZAR günleri hariç her gün olduğu gibi bu günde hazırlanıp işime gideceğim;bunu bir amaç için yapıyorum…İnsanların işlerini görmek, patronlarıma kazandırmak, kendim kazanmak ve aileme bakmak için…

    Akşam işten çıkınca hemen evime geliyorum;bunu yaparken bir amacım var…Ailemle vakit geçirmek, onlara zaman ayırmak, birşeyler paylaşmak, onların sevgi ihtiyacını karşılarken kendiminkini de gidermek…Ve bunun verdiği hazzı yaşamak,hazzı onlara da yaşatmak…

    Cumartesi günleri yarım gün çalışıyorum;hemen evime dönüyorum çünkü,PAZAR’ dan haftalık ihtiyaçlarımı karşılıyorum ve bir hafta boyunca pazardan aldıklarımızdan yiyip içiyoruz..

    Pazar sabahları erkenden markete ve fırına gidiyorum;gazetemi ve ekmeğimi almam gerekiyor…

    Ağustos ayında izne ayrılmayı düşünüyorum;Amacım yoğun tempoda geçen ve beni bir nebze yıpratan tüm bir senenin yorgunluğunu atmak, yenilenmek ve sonrasın da HAYATA daha bir şevkle sarılmak…

    BURADAN şu noktaya gelmek istiyorum lafı fazla uzatmadan, İNSAN her ne yapıyorsa, nerede bulunuyorsa, nereye gidiyorsa kısaca ne düşünüyorsa veya neleri hayata geçiriyorsa HEP BİR AMACI VAR…AMAÇSIZCA BULUNDUĞUNUZ TEK BİR MEKAN VEYA TEK BİR İŞ BİLE YOK..KABUL EDİN , ETMEYİN, İNKAR ETSENİZ DE ETMESENİZ DE DAİMA BİR AMAC GİZLİ YAPTIĞINIZ EYLEMLERDE…

    şİMDİ AMPULÜ YAKMANIN TAM SIRASI…

    Gittiğiniz her yere ,bulunduğunuz her mekana mutlak bir amaçla GİRİYORSUNUZ…

    PEKİ ŞİMDİ ANA RAHMİNE DÜŞTÜĞÜNÜZ İLK SAHNEYE GERİ DÖNÜYORUZ…

    “BU DÜNYAYA GELİŞİMİZDE Kİ EN BÜYÜK AMACIMIZ NE OLABİLİR ?

    BU DÜNYAYA NEREDEN GELDİK? NEDEN GELDİK?

    BU DÜNYADAN AYRILDIĞIMIZDA NEREYE GİDECEĞİZ (bence geldiğimiz yere…)”

    EVET sanırım anlamaya başladınız…

    BU DÜNYADA HEPİMİZ BİRER TURİST, BİRER ZİYARETÇİ KİMLİĞİNDEYİZ…

    KİMSE BANA DÜNYALI OLDUĞUNU İDDAA EDEMEZ YA DA BANA DÜNYALI OLDUĞUMU KABUL ETTİREMEZ…

    DÜNYALI OLAN DÜNYANIN VE DOĞA’NIN KENDİSİ…SİZİN DIŞINIZDA KALAN (bilincinizin ve ruhunuzun dışında kalan herşey hatta şu an kullandığınız vücut-beden dahi size ait değil) HERŞEY DÜNYALI…

    AMA SİZ DÜNYALI DEĞİLSİNİZ…SİZ BU SAHNEDE SADECE BİRER OYUNCUSUNUZ…

    ROLÜNÜZ BİTTİĞİNDE , BAŞKA BİR SAHNEDE BAŞKA BİR ROL SİZLERİ BEKLİYOR OLACAK…

    BUNDAN ŞÜPHENİZ OLMASIN…

    YOKSA SİZ HALA kendinizi DÜNYALI MI zannediyorsunuz ???

    -bilinçli görüntü (bio-chip,biyo-işlemci)

    BUNUN ŞU ANKİ TEKNOLOJİMİZLE AŞAĞI YUKARI BİR açıklaması var sanırım…

    biliyorsunuz artık insan dokuları ile organları elektronik devrelerle - chiplerle kısmen de olsa birleştirmeyi başardılar…

    Bu gelişme yakın zamanda akıllı robotlar, insansı robotlar, robotsu insanlar, biyonik insanlar, toplumsal ya da askeri amaçlı süper yaratıklar gibi İNANILMASI GÜÇ ama KAÇINILMAZ sonuçlar doğuracak…

    Bizleri her boyutta var edebilmek için homojen ve kayıtlarla sabit olması gereken bir yapıda yaratmış olmalı TANRI..

    Bu da ancak bizim aklımıza bilinçli görüntü yani bio-chip gibi bir kavramı getiriyor…

    Eğer ki bizler Tanrı’nın süper bilgisayarına bağlı (LEVH-I MAHFUZ) bio-chiplersek;

    İŞTE O ZAMAN BÜTÜN SORULARIN CEVABI çorap söküğü gibi ardı ardına geliyor…

    HEPİNİZ KABUL EDERSİNİZ Kİ İŞİN İÇİNDE BİLGİSAYAR VE BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VARSA İMKANSIZ DİYE BİRŞEY YOKTUR…

    İMKANSIZIN KENDİSİ İMKANSIZDIR O VAKİT…(BU VARSAYIM TARİHTEKİ HER MUCİZEYİ İMKAN DAHİLİNDE VE AÇIKLANABİLİR KILIYOR)

    CANLI VE YAŞAYAN CHIPLERE SAHİP OLDUĞUMUZU DÜŞÜNELİM…BU CHIPLERİ BAĞLADIĞIMIZ BİR DE SÜPER BİLGİSAYARIMIZ OLSUN…

    KABUL EDERSİNİZ Kİ BUGÜN DÜNYA ÜZERİNDE BİZ DAHİ MİLYARLARCA PROGRAM VE PROGRAMCIK KULLANIYORUZ (biz dahi diyorum varın TANRININ SONSUZ SEÇENEKTE PROGRAMI KODLAYACAK KUDRETE NASIL DA KOLAYLIKLA SAHİP OLABİLECEĞİNİ SİZ DÜŞÜNÜN…)

    ELİMİZDEKİ YAPAY ZEKAYA SAHİP VE HER İŞLEMLERİ VE HER GELİŞİMLERİ KAYIT ALTINDA TUTULAN BIO-CHIPLERE YİNE ELİMİZDEKİ SAYISIZ

    PROGRAMIN HER BİRİNİ AYRI AYRI DENEYİMLETMEK TAMAMEN BİZE KALIYOR…HER PROGRAMIN AYRI BİR EVRENDE GEÇTİĞİNİ, HER BİRİNİN AYRI YASALARI VE İMKANLARI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜN…PROGRAMCILIK ASLA SINIR TANIMAZ , BİR PROGRAMCI, TIPKI TANRI GİBİ NASIL BİR PROGRAM HAYAL EDERSE ONU AYNEN HAYATA GEÇİRİR ADETA YOKTAN YARATIR…BİZİM BİLİM İNSANLARIMIZ , BİZİM BİLGİ İŞLEMCİLERİMİZ BU İMKANLARA BU KISIR DÜNYADA SAHİPKEN TANRININ ELİNDE BİZLER İÇİN HAZIRLANMIŞ EN İNANILMAZ VE EN KAPSAMLI PROGRAMLAR OLDUĞUNDAN ŞÜPHENİZ OLMASIN…BENİM YOK…BUNU İDRAK ETMEK 35 SENEMİ ALDI AMA BUNCA YIL İNŞAA ETMEKTE OLDUĞUM BİLİNÇ ARTIK BUNUN SU GÖTÜRMEZ BİR GERÇEKLİK OLDUĞUNU VE BU GERÇEKLİĞE GÖRE HAYATIMA BİR ÇEKİ DÜZEN VERMEM GEREKTİĞİNİ SÖYLÜYOR BANA…

    PEKİ SİZ NE DERSİNİZ !!!

    BANA KATILIYORMUSUNUZ, YOKSA HAYATIN İŞE GİDİP GELMEKTEN VE EN NİHAYETİNDE MEZARDA ÇÜRÜMEKTEN MÜTEVELLİT BASİT BİR KISIR DÖNGÜ OLDUĞUNU MU SAVUNUYORSUNUZ ???

    -insanlığa ait tüm bilgiler fiziksel kayıt altına alınmak zorundadır…bu şekilde nesiller boyu bilgiler aktarılarak her alanda gelişme sağlanıyor…kitaplar,cd ler, kasetler, dvdler, blue rayler,hardiskler, filmler, flash diskler, taş yazıtlar, sayfalar, plaklar,plakalar,devasa bilgisayarlar vs. vs….her insanın kendisine ait kişisel ruh-bilinç bütünlüğünün varoluş bilgisi de şu an algılayamadığımız ancak varlığını kabul ettiğimiz biryerlerde kayıt altına alınıyor olmalı (bkz. - LEVH-I MAHFUZ - TANRININ SÜPER BİLGİSAYARI)…Ancak bu şekilde kayıt altına alınan bu sabit bilgi bütün boyutlarda aynı şekilde varolmamıza olanak sağlayabilir..öyle olmasaydı hayat yaşadığımızın aksine sadece basit bir fantezi olurdu…enerjimiz aksi bir durumda sadece bu dünyayla sınırlı kalırdı…halbuki bizler hiç durmaksızın kayıt altına alınan sabit bilgimizle, her galakside, her evrende, her alemde, her boyutta aynı anda varolabilecek kudrete sahibiz…sadece birazcık sabır…DÖNÜŞÜM GÜNÜ HEPİMİZ İÇİN KAÇINILMAZ…ÖNEMLİ OLAN O GÜNÜ NE KADAR DONANIMLI VE HAZIR OLARAK KARŞILIYOR OLACAĞIZ !!! BU TAMAMEN SİZİN ELLERİNİZDE…

    O HALDE KAYBEDECEK VAKTİMİZ YA DA ZAMANIMIZIN TEK BİR SANİYESİNİ DAHİ BOŞA GEÇİRECEK LÜKSÜMÜZ OLDUĞUNU SANMIYORUM…BU DÜNYAYA FAYDALI BİRŞEYLER YAPIN, BİR ESER BIRAKIN, HERŞEYE SEVGİ VE SAYGI DUYUN, o yüce amacınızın farkına vardığınız anda tam da olmanız gereken noktada duruyor olacaksınız…

    henüz fırsatınız varken bunu yapın, bunu başaracak gücü içinizde hissedin, yeter ki isteyin, istemekle bile yeterli imkanlara sahip olduğunuzun farkına varabilirsiniz…

    BU SİZİN İÇİN EN GÜZEL DONANIM OLACAKTIR, KUŞKUSUZ….

    SEVGİYLE VE AKILLA ,DÜŞÜNEREK-HİSSEDEREK YAŞAYIN, HAYATINIZIN HER ANININ DEĞERİNİ BİLİN, BU İKİLİ SİZİN İÇİN DÖNÜŞÜM YA DA DÖNÜŞ YOLUNDA EN İYİ KLAVUZ OLACAKTIR…

    ÇAĞLAR AKDAĞ

  23. 23 mesut ilkan

    tanrıya inanmadan yaşayacak kadar yürekliyseniz inanmayın ama insanın genlerinde inanma bişeylere tapma duygusu vardır tanrıya inanmıyorum diyen insanların çoğu hayatı sevmeyen insanlardır onlara göre tanrı onları terk etmiştir ve onlar da tanrıya kızgınlıklarından tanrıyı terk etmişlerdir ama o tür insanlar da çok iyi biliyorlar ki tanrı var her ne kadar inanmasanızsa tanrı var
    İNSAN TANRIYA İNANMADAN YAŞAYAMAZ Kİ…

  24. 24 Kerem

    Dinler 2000 yil önceki, daha dunyanın yuvarlak oldugunu bilmeyen, cahil toplumların ürettiği, korku ve beyin yıkama uzerine kurulu, yaratılış felsefesinden yola cıkarak yaratanı kim yaratti sorusuna cevap veremeyen, 21.yy’da hala insanlarin nasil inandiğına şaşırdığım olgulardır.

    Oluştukları ilk andan bugüne kadar siyaset aracı olmaktan baska bir işe yaramamışlardır. Bu sacmalık derecesindeki felsefeleri mutlaka okuyun. Kuran ve Incil okumus biri olarak mutlaka bunları okumanızı ve neye inandiginizi gormenizi ve daha sonra da bu sacmliklardan kurtulmanizi diliyorum.

  25. 25 Kerem

    - Ben doğanın hep varolduğuna ve birşeyin onu yaratmadığına inanıyorum.
    - Olmaz! Herşeyi birşey yarattı.Seni de bir şey yarattı..
    - Peki bu herşeyi yaratanı kim yarattı?
    - O hep vardı.Kimse yaratmadı.
    - Nasıl yani? Herşeyi birşey yaratmıştı hani?
    - Ama o herşeyi yaratan şey kendi oluştu, hep vardı.
    - O zaman ben doğanın hep varolduğuna ve yaratılmadığına inanayim. Gördüğüm, dokunduğum, duyduğum birşeyin devamlı varolduğuna inanmak varken olmayan birşeyin varolduğuna inanmak çok mantıklı gelmiyor.
    - Bak günaha girme.
    - Olur girmem.Günah dediğin şeyden korkma. Tanrı diye inandığın şey, eğer herşeyi biliyorsa, sen daha doğmadan, senin öldüğünde ne olacağını, senin gunahkar olup olmadığını da biliyordu. Aslında seni oluşturma fikrine sahip olduğunda, senin cennete mi ceheneme mi gitceğni tespit etmişti.

  26. 26 ÇAĞLAR AKDAĞ

    İŞARETLER !!!

    Amacım ne DİN propagandası yapmak ne de PEYGAMBERLİĞE soyunmak.Bunların ikisinden de oldukça uzağım.Çok dindar bir insan olduğum da söylenemez ama ben şahsen inanıyorum, “ONA” inancım tam.Benim tek yaptığım hayatı sorgulayarak , kendim için yeni bir algılama sistemi inşa etmek ve yaratılıştaki amacımızı anlamlandırmak.Bu yolda çalışırken “KURAN-I KERİM” içerisinde karşılaştığım ve beni derinden etkileyen AYETLERİ ,bizlere günümüz modern insanı için çok değerli, mucizevi İŞARETLER sundukları için sizlerle paylaşmak istedim…

    Elbette Ayetlerin asıl yorumlarını ve anlamlarını bu ayetleri zamanında yazdıranlar - yazanlar, daha sonra din bilginleri ve bilim insanları çok daha iyi biliyor olmalılar…

    Burada yazacaklarım benim kendimce nacizane çalışmalarımdır…

    İstemeden bir hatam olursa affola !!!

    “Doğru Bilgi paylaştıkça değerlenir ya da tam tersi Hurafeler paylaştıkça yok olur…”

    *** EN’AM SURESİ - 32. AYET

    “Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlence alanıdır”

    İçinde Yaşadığımız sonsuzluğun tek bir enerjiden var olduğunu ve bu enerji denizinin mucizevi şekilde zihnimizde sonsuz çeşitlilikte rengarenk bir evrene dönüştüğünü bugünkü aklımızla ve bilimsel birikimimizle hiç tereddüt etmeden söyleyebiliyoruz.

    Bizi çepeçevre saran, hiçbir anlamı ve varlığı olmayan hiçlikten ibaret enerji okyanusunu bir şekilde zihnimizde rengarenk, cap canlı, elle tutulur ve gözle görülür bir dünyaya çeviriyoruz.Halbuki görüntüler, sesler, dokular, kokular, tatlar ve tüm maddeler alabildiğine enerjiden ibaret.Tüm bunları birbirinden ayıran ve farklı anlamlar yükleyen ise aklımız.Kafamızın içinde her saniye ve sürekli olarak sonsuz bir evren yaratıyoruz ve pek çoğumuz bunun farkında değil.

    Aslında bu durumun göz ardı edilmesinin tek sebebi de bu ayette açıklanan gerçek.”Dünya hayatı gerçekten bir oyun ve eğlence alanı”.Nasıl derseniz işte cevabı :

    BEN zannettiğimiz bize verilen bu beden ve bu zihin de bu enerji okyanusunun bir parçası olduğuna göre, o halde tüm bu yaşamı kurgulayıp deneyimleyen varlık yani “GERÇEK BEN” bu dünyaya ait değil ve o gerçekten bu oyunun dışında bir yerlerde.

    Gerçek varlığımız “dünyevi hayat” denilen oyuna bağlandığı, tam anlamıyla oyunun içinde olduğu ve dünyevi yasalarla bir deneyim yaşadığı için öleceğimiz ana kadar bu senaryodan sıyrılıp gerçek BENİMİZE dönmemiz olası değil.Bunu anlamak için yapmanız gereken tek şey bugün bilgisayarda simule edilen oyunları deneyimlemek veya simülasyon oyunları teknolojisini incelemek.Dünya hayatı, teknolojiyle haşır neşir olanların kolaylıkla fark edebileceği gibi ; Simulasyon oyunlarının veya yapay gerçeklik çalışmalarının en mükemmel seviyeye getirilmiş halidir…

    *** KARI’A SURESİ - 4. AYET

    “O gün insanlar her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaklardır.”

    Kıyamete yakın bir zamanda olacak bir hadiseden bahsediliyor bu Ayette.Bu arada dipnot olarak bir bilgi vermek gerekirse benim incelediğim kaynaklara göre ONLARCA KIYAMET ALAMETİNİN %90′lık kısmının içinde bulunduğumuz yüzyılda gerçekleştiği çok açık kanıtlarla ortaya konulmuştur.Bu kanıtları bizzat tek tek inceledim ve yakın tarih bilgimle de doğruluğuna kanaat getirdim.

    Aşağıda az sonra bahsedeceğim, konu alınan ayetle ilgili düşüncelerim (KARI’A SURESİ) tamamen bana aittir ve benim kendimce tespitlerimden ibarettir.

    Yukarıda bahsi geçen ayette bir kıyamet alametidir ve içinde bulunduğumuz 2008 senesinde bu ayette bahsedilen hadisenin ilk temelleri A.B.D. Eyaletinde atılmıştır.Bir grup bilim adamı insan sırtına takılan, kendi ayakları üzerinde durabilen 100 kilo ağırlığında ve havada özgürce her yöne doğru 48 km mesafe kat etmeyi mümkün kılan bir buluş gerçekleştirmişlerdir.Şu an 100.000 $ maliyetle özel sipariş edilebilen bu sırt roketi takdir edersiniz ki önümüzdeki 10 yıl içerinde daha da geliştirilerek, fiyatı düşecek ve yaygınlaşacaktır.İnsanların bu yeni portatif hava aracı ile gökyüzünde kelebekler gibi özgürce seyahat edebileceği zamanların çok ama çok yakınındayız.Eğer ki ömrümüz yeterse pek çoğumuz Ayette bahsedilen dünyanın gerçekliğine önümüzdeki 10 yıl içerisinde şahitlik edeceğiz.Bu ayetin binlerce yıl önce yazıldığını hepinize hatırlatır ve günümüzdeki gerçekliğine yakın zamanda tanıklık edeceğinizden dolayı bu işaretin önünde saygıyla eğilmenizi temenni ederim…

    *** NEML SURESİ - 82. AYET

    “Kıyamet hakkındaki sözün gerçekleşme zamanı yaklaşınca onlara yerden bir dabbe (canlı) çıkarırız.O da insanların bizim ayetlerimize, (özellikle kıyamete dair ayetlerimize) inanmadıklarını söyler.”

    Bu Ayette kıyamete yakın bir zamanda yerden bir ŞEY çıkacağı ve o ŞEY’in inanmayan insanlara ibret olacağı veya bir ders vereceği anlatılmaya çalışılıyor…

    Bu Ayeti Anlamlandırmak gerçekten oldukça güç , çünkü gelecekten bahsediyor…Ancak Kıyamete yakın bir zamanda olabileceğimiz ihtimali oldukça kuvvetli olduğuna göre Akl-ı selim bir insan evladı bu Ayete hangi anlamları yüklerdi bir bakalım !!!

    1- Bildiğiniz gibi “AVRUPA NÜKLEER ARAŞTIRMA MERKEZİ”, diğer adıyla C.E.R.N. İsviçre - Fransa sınırında yerin 100 metre altında (yerden bir DABBE çıkaracağız) inşa edilmiştir.Bu merkezde bir çok teknoloji üzerinde çalışılsa da temel olarak maddenin yapısı incelenmekte ve evrenin- maddenin sırları çözülmeye çalışılmaktadır.Buradaki KUANTUM FİZİK çalışmalarının sonuçları, günümüzde var olan TÜM İNANÇ SİSTEMLERİNİ desteklemekte ve belki de insanlık tarihi boyunca ilk defa DİNİ İNANÇLARI ve BİLİMSEL DÜŞÜNCEYİ aynı noktada (ayetlerimize inanmadıklarını söyler ) bir şekilde buluşturmaktadır.Bu günkü ÇEKİM YASASI, KUANTUM YAŞAM ve KENDİNE İNANARAK yaşamayı öğütleyen tüm modern FELSEFİ akımlar bu çalışmalardan destek bularak dünyada milyonlarca insanı derinden etkilemiştir.

    2- Ayetle ilgili bir diğer ihtimal ise şudur.Oldukça zayıf olsa da bunun gerçekliğini sorgulayacak konumda olmadığımızı hepiniz kabul edersiniz o yüzden rahatlıkla söyleyebilirim ki; Günümüzde “UFO” lara yani dünyamızı ziyaret eden ya da bir gün mutlaka ziyaret etmesi muhtemel bizden çok ileri medeniyete sahip YABANCI VARLIKLARA inananların ve bu varlıkların gerçekliğini sorgulayanların sayısı hızla artıyor.Belki de UFOLAR hiçbir zaman uzaklarda değillerdi.Onlar Yaşadığımız Dünyanın derinliklerinden veya başka bir boyuttan açtıkları kapılarla yeryüzüne ulaşıyorlar…Ama asla uzaydan sıradan bir seyahatle değil !!! Bu yüzden yakalanamıyorlar, izleri sürülemiyor ve kayıt altına alınamıyorlar…Onlar bizimle aynı YERDELER ve sadece farklı bir boyutta var oluyorlar…Boyutlar arası zaman ve mekan yolculuğu yapacak teknolojiye sahipler…

    Devletlerin resmi makamları tarafından ardı ardına açığa çıkarılan dosyalara, görevlerinden ayrıldıktan sonra açıklamalarda bulunan emekliye ayrılmış resmi ağızlara ve UFOLARA inanan milyonlarca insana kulak verecek olursanız “ARTIK BİZDEN ÇOK İLERİ MEDENİYETLERİN” aramıza girme vakti ya da bizim anti-madde çalışmaları sayesinde onları BULMA vaktimiz gelmiş gibi görünüyor…

    3- Eğer ki içinizden birisi çıkıp ta, Bu ayette bahsedilen şeyin günümüzde oldukça sıklıkla gerçekleşen YIKICI DEPREMLER olduğunu, yaşadığımız KENE felaketi olduğunu ya da ARILARIN YOK OLMASI VE KÜRESEL ISINMAYLA birlikte yakın zamanda gerçekleşecek dünyanın yok oluşu olduğunu söylerse buna hiç şaşırmamak gerekir…Bunu yaşamadan kim bilebilir…Kim bilir belki de bunlardan biridir…Kim bilir !!!

    ***ADİYAT SURESİ - 1-2-3-4-5-6. AYETLER.

    “Soluk soluğa süratle koşan, koşarken ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, İnsan gerçekten Rabbine karşı pek Nankördür.”

    Burada bahsi geçen süratle koşan ve ateş çıkaran atlar, Ayetin bütünü değerlendirildiğinde çıkarılacak anlama göre, büyük olasılıkla günümüzdeki SAVAŞ UÇAKLARI, ROKETLER ve FÜZELERDİR.Günümüzde DEVLETLER arasında yaşanan Enerji, Toprak, Su-gıda ve Nükleer Silahlanma sebebi ile yaşanan GÜÇ ve OTORİTE kavgaları, sıcak savaşlara hatta kanlı TERÖR eylemlerine dönüşmekte ve aynen Ayette bahsedildiği şekilde bir durum yaratmakta , insanı insana kırdırmaktadır.Özellikle Ortadoğu’ da ve Dünyanın hemen her yerinde yaşanan bu KRİZ önümüzdeki yıllarda DAHA DA KISITLI HALE GELECEK DOĞAL KAYNAKLAR sebebi ile çok daha vahim boyutlara ulaşacak ve önlem alınmazsa belki de TÜM DÜNYA AÇGÖZLÜLÜK VE HIRS YÜZÜNDEN KANA BULANACAKTIR…

    BU yüzden;

    TÜM DÜNYANIN BARIŞI, REFAHI , BOLLUK VE BEREKETİ İÇİN, DOĞAL KAYNAKLARIN KORUNMASI, SÜREKLİLİĞİ VE ADALETLE PAYLAŞIMI İÇİN HEPİNİZİ, DUA ETMEYE,BUNA İNANMAYA, HAYATINIZIN SONUNA KADAR BU YÜCE AMAÇ İÇİN MÜCADELE ETMEYE, ÖZVERİ İLE ÇALIŞMAYA VE SEVGİ İLE YAŞAMAYA DAVET EDİYORUM…

    Sevgiyle Kalın…

    Çağlar AKDAĞ

  27. 27 Batın

    1. Olanak Belgesi:

    Evren/Varlık, olabilirler türündendir. Açıkçası varlık ve yokluğu eşittir. Varolduğu gibi, olmayabilirdi de. Varolurken de, sonsuz oluş biçimlerinden herhangi birinin olması olasıdır. En az varolan kadar olmayan da varolma şansına sahiptir. Her olabilir ise kendi dışında bir sebebe bağlıdır. Öyleyse önce varolmayı, sonra da varolma biçimini olmamaya ve olması olası diğer biçimlere yeğleyen birisi vardır. O da Allah’tır “cc”.

    2. Değişim Belgesi:

    Evren değişkendir, durmadan değişiyor. Değişen herşey sonradan olmuştur. Bu bakımdan madde ezeli/başlangıçsız olamaz. Evet, maddenin termodinamik yasasına göre sürekli yokluğa doğru kayması, evrenin, uzayın durmadan genişlemesi, güneşin hızla tükenişe doğru yol alması gibi olaylar, varlığın bir başlangıcı olduğunu gösteriyor. Sonradan olan her varlığın bir yaratıcısı vardır; nedensiz sonuç ve sanatkarsız sanat olamaz. Nedenler ise zincirleme sürerek sonsuza kadar gidemez. Öyleyse durmadan değişen, ezeli olmayıp sonradan oluşan ve bir ilk nedene gereksinim duyan şu evrenin de bir değiştiricisi vardır. O da Allah’tır.

    3. Düzen Belgesi:

    Her varlık kendi parçalarıyla bir uyum ve bütünlük içinde olduğu gibi, bütün evren de kendisini oluşturan varlık parçalarıyla bir uyum ve bütünlük içindedir. Bu ise bir düzen ve düzenliliğin varlığını gösteren yanıltmaz bir kanıttır, ve bir Düzenleyici’ye tanıklık eder ki, O da ancak Allah’tır.

    4. Sanat Belgesi:

    Atomdan insana, hücreden yıldızlar topluluğuna kadar bütün evrende ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa evrendeki her eser: çok büyük sanat değerine sahiptir; çok değerlidir; çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır; çok sayıda olmaktadır; karışık ve çeşit çeşittir; süreklidir… Oysa, görünüşe göre, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde sanat ve değer olmaması gerekir. Ancak yapan Allah olursa, o zaman herşey değişir ve zıtlar biraraya gelir…

    5. Hikmet/İncelik ve Amaç Belgesi:

    Her varlıkta kendine özgü bir amaç izlendiği göze çarpmakta ve bir zerrede bile boş, amaçsızlık, anlamsızlık ve savurganlık sayılacak herhangi bir durum gözlenmemektedir. Oysa, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanat dünyasında, ne de eşya ve olaylarda bilinç ve kavrayış var değildir ki, bu amaçlar zinciri izlenebilsin. Öyle ise, evrendeki bu bilinçli işleyişi, bu hikmet ve amaçları ancak Allah’a dayandırmakla akla yatkın, doğru bir yol tutmuş olabiliriz.

    6. Yardımlaşma Belgesi:

    Birbirine en yakın olandan en uzak olana kadar, bütün yaratıklar birbirlerinin yardımına koşuyor. Aralarında hiç ilişki bulunmayan iki ayrı varlık türü, böyle bir yardımlaşmada aynı bütünün parçaları gibi birbirini destekleyip tamamlayabiliyor. Düşünmeli ki, bakteriler, solucanlar ve toprak elbirliği içinde ve aynı amaç çevresinde toplanıp bitkilerin yardımına koşuyor ve bu durum yinelenip duruyor. Akıl ve bilinçten yoksun bu varlıkların, aklı ve bilinci şaşkınlık içinde bırakan bu işleri, perde arkasında Varlığı Gerekli bir Zat’ın hikmet dolu bir işini gözler önüne sermektedir. Açıkçası bütün evren, bu yardımlaşma diliyle “Allah” demektedir.

    7. Temizlik Belgesi:

    İnsandan toprağa, yerden göğün derinliklerine kadar bütün evrendeki temizlik, başlı başına bir kanıt olarak, bize Kuddüs/Temiz adıyla adlanmış bir Zat(cc)’ı anlatmaktadır. Evet, toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar.. rüzgar, yağmur ve kar.. denizlerdeki buzdağları ve balıklar.. üstümüzde gökyüzü, uzayda kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler hep Kuddüs isminden haber vermekte ve o Kutsal Varlığı göstermektedir.

    8. Yüzler Belgesi:

    Gerçekte bütün yaratıklara genelleştirilmesi olası iken, konuyu somutlaştırmak açısından işin, yalnızca insanı ve her insan ferdini diğerlerinden farklı kılan onun en belirgin ayırıcı niteliği durumundaki insan simasını ele alarak konuya yaklaşmış olalım; Herhangi bir insanın yüzü, en ince ayrıntısına kadar kendisinden önce geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine kesinlikle benzememektedir. Bu kural kendisinden sonra gelecekler için de olduğu gibi geçerlidir… Bir yönde birbirinin aynı, diğer yönde birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması olası milyarlarca resimden ayırmak ve o herşeyi sonsuz olasılık yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk’ı en sağır kulaklara bile duyuracak güçte bir duyurudur. Evet, simada yer alan uzuvları/organları başka simalardaki uzuvlardan ayrı yaratmak ve her gözü mutlak biçimde diğer gözlerden ayırıcı bir özellikle donatmak, gözünde perde olmasa bile, sinesinde gönül bulunan her vicdan sahibine, bütün bunları yaratıp sonsuz hikmetlerle donatan Zat(cc)’ı gösterir ve tanıttırır…

    9. Tanrısal Yönlendirme, İçgüdü {Sevk-i İlahi} Belgesi:

    Yavru ördek, yumurtadan çıktığı anda yüzmesini becerebiliyor. Kozadan çıkan karıncalar, hemen dehliz kazmaya başlıyor. Arı, çok kısa zamanda sanat harikası olan peteği, örümcek ise, gergef inceliğindeki ağını örebiliyor. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, bunlar ve bunlar gibi olanlar başka bir alemde öğretilen bilgiyle ve yaratılıştan gelen bir yetenekle iş görüyorlar. Oysa insan, her şeyi bu dünyada öğrenmek zorundadır; hem de varlıklar arasında yeteneklilik bakımından en kusursuz yaratık olduğu halde. Demek oluyor ki, diğerlerine bu özellikleri veren doğrudan kendileri değil, her yaptığını hikmetle yapan bir Zat’tır ki, onlara böyle bağışta bulunmuştur. Kilometrelerce ötede yumurtalarını bırakıp dönen yılan balıklarının yavruları, yumurtadan çıkar çıkmaz yola koyulur ve annelerini sanki elleriyle koymuş gibi bulurlar. Bunu İlahi bir sevkten başka ne ile açıklayabiliriz? Hayvanlarda gördüğümüz bu olağanüstülük, ancak ve ancak Allah’ın bir vergisi olarak açıklanırsa, işte o zaman buna akli ve mantıki bir açıklama gözüyle bakılabilir. Yoksa, başka her yorum, yalnızca bir safsatadan ileriye gidemez…

    10. Yaratılış ve Tarih Belgesi:

    Her insanda iyi ve güzele karşı bir sevgi, buna karşılık kötü ve çirkine karşı da bir nefret duygusunun varlığı, tersi hiç kimsenin düşüncesinden bile geçmeyecek açıklıkta bir gerçektir. Demek oluyor ki, bu duygular, ahlaklı davranma ve iyi işler yapma yönündeki yönelişleri, ahlaksızlıktan ve çirkin davranışlardan da nefret verip kaçınmayı sağlayan yapıları bakımından tanıklık etmektedir. Ki, insana iyiyi, güzeli emreden, onu kötülük ve çirkin davranışlardan da yasaklayan düzenin sahibi kim ise, kendisine bu duyguları veren de, O Zat’tır. Bu Zat da, hiç kuşkusuz Allah’tır. Dinler tarihi tanıktır ki, beşeriyet/insanlık hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Batıl, hatta gülünç bile olsa hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. Ayrıca, inanmak bir zorunluluk ve gereksinimdir; o yaratılışta vardır. İnsan yaratılışına bu gereksinimi yerleştiren Zat’la, bize inanmayı emreden Zat, aynı Zat’tır. Ve o da Allah’tır.

    11. Duygular Belgesi:

    İnsan, binlerce duyguyla donatılmıştır. Her duygu, madde dışı bir ortamdan çağrı niteliği taşır. Ancak insanda bir duygu daha vardır ki, o doğrudan doğruya Yaradan’ı tanıtır. Bu duygu, insanda varolan sonsuzluk duygusudur. Bu duygu nedeniyle insan sürekli sonsuzluk için didinir ve çırpınır. Sonlu olan hiçbir şey, onu gerçek manada doyuramaz. Ve bu duygu, insana başka bir sonlunun etkisiyle verilmiş olamaz. Sonlu olan sebeplerin hiçbiri, bu sonsuzluğu sunamaz. Oysa, bunun varlığı ortadadır, yalanlanması da olası değildir. Öyleyse bu duygu bize, bizi bu duygu ile yaratan Zat tarafından verilmiştir.. Ve, sonsuz yaşamı da yine O verecektir.

    12. Birlik Belgesi:

    On yalancı, arka arkaya gelip bize evimizin yandığını söylese, bu adamların hayatta bir kez bile doğru söylediklerini duymamış olmamıza karşın, “ihtimal/belki” der onlara inanırız; ortada birlik durumu vardır. Oysa, sözünü ettiğimiz ittifak/birlik, binlerce Elçi, yüzbinlerce ermiş ve milyonlarca da inanan insan arasında meydana gelmiş bir ittifaktır. Çeşitli zamanlarda ve ayrı ayrı bölgelerde yaşamış bu insanların ittifak ettiği en birinci nokta, “Allah vardır” gerçeğidir. On yalancının bir yalan üzerindeki ittifakına değer verildiği halde, milyonlarca, hem de hayatlarında bir kere bile yalan söyledikleri duyulmamış Nebiler/Elçiler ve velilerin bu çaptaki ittifakına inanmayan insan nasıl insan olabilir? Ve ona nasıl akıllı denir?

    13. Kur’an Belgesi:

    Kur’an-ı Kerim’in Kelamullah (Allah Kelamı/Sözü) olduğunu kanıtlayan bütün deliller, aynı zamanda Allah’ın varlığının da belgeleri durumundadır. Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna ilişkin yüzlerce delil vardır ve bunlar, konuyla ilgili İslam kaynaklarında en ince ayrıntısına kadar açıklanmıştır. Biz konunun kanıt yönünü o çalışmalara aktarmakla yetiniyoruz. Evet, bütün bu deliller, kendilerine özgü dilleriyle “Allah vardır” derler.

    14. Elçiler Belgesi:

    Elçilerin ve özellikle Elçiler Önderinin {Hz.Muhammed’in} “sav” elçiliğini kanıtlayan bütün deliller de, yine Allah’ı anlatan belgelere eklenmelidir. Zira Elçilerin varlıklarının amacı, Tevhid, açıkçası Allah’ın varlık ve birliğini duyurmaktır. Öyleyse, her elçinin kendi elçiliğini kanıtlayan bütün delilleri, aynı zamanda bütünüyle Allah’ın varlığına da delil olmaktadır. Ne var ki, onların elçiliğini kanıtlayan deliller şu andaki konumuz dışında kaldığından, teker teker üzerinde durmayacağız. Şimdilik yalnızca şunu belirtelim ki, bir elçinin hak nebi olduğunu gösteren bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta ondan da öte bir kuvvetle “Allah vardır ve birdir” demektedir.

    15. Hayat-Ruh ve Vicdan {Yaşam-Benlik ve Duyunç} Belgesi:

    Yaşam görünür bir bilinmez!.. Evet, o görünür nedenlerle açıklanamayacak kadar düşündürücü ve Yaratıcı Güc’e tanıklık etmesi bakımından da açıktır. Evet o, doğrudan doğruya Yaratıcısını gösterir ve duyurur. O, bilinmez oluşuyla bilim adamlarını, açıklığıyla da halktan insanları büyüleyen sihirli bir olaydır. Ve yaşam adeta hal diliyle: “Beni var edip yaratan ancak Allah’tır” der.. İçeriğini bilmemekle birlikte, varlığından kimsenin kuşku duymadığı ruhumuzun ve onun işlevlerinin bedenimizi yönetiş biçimi de, yine Allah’ı bildiren delillerdendir. Dünyada Emir Alemi’ni temsil eden cevher/öz ruhtur ve ruh, bu aleme ancak ilerlemek ve gelişmek, olgunlaşmak için gelmiştir. Hikmetin sonuca etkisi konumuzun dışında olduğu için, biz burada yalnızca onun tanıklık ettiği noktaya değinmekle yetiniyoruz.

    Evet, madde alemiyle içeriği noktasında hiçbir ilişkisi olmayan ruhun kendine özgü bir alemden buraya gönderilişi, olgunlaştırılmaya bağlı tutuluşu ve bunun da belli bir yazgıyla yürütülüşü, kuşkusuz Allah’ı gösteren önemli delillerden biridir. Diğer taraftan, insandaki iç sezişler ve görünür bir neden yokken Rabbe dönüşler ve O’na yönelişler ve bu olayların milyonlara ulaşan sayıda yinelenişi açık bir delildir ki, insanda yaratılıştan var olan ve Hakk’ı bulmanın en önemli araçlarından biri durumunda bulunan vicdan, kendi Yaratıcısı’na tutkundur ve bütün varlığıyla O’nunla bağlantı halindedir. Ruhlara sorulan “Yaradanınız Ben değil miyim?” sorusunun yanıltmaz tanıklarından biri de, vicdan değil midir? İşte vicdan, bu tanıklığın hakkına uyma zorunluluğunun yönlendirmesi ile “Allah” demektedir…

    16. Isı Yasası:

    Termodinamiğin ikinci kanunu olan ısı kanunu kainatta ısının tedricen azaldığını yani ısı kaynağı olan varlıkların ısısını yitirerek mutlak sıfır derecesine gitmekte olduklarını açıklar. O zaman enerji tükenecek ve hayat sona erecektir. Yanmakta olan güneş, parlayan yıldızlar ve canlıların vatanı olan yeryüzü… Bunların hepsi belirli bir zamanda yaratılmış olan varlıklardır. Çünkü bunların tümünde mevcut olan enerji tükenmeye doğru gitmektedir. Bu olgu da onların belli bir zamanda başlamış yani yaratılmış olduklarını gösterir. Eğer kainat yaratılmışsa, bir yaratıksa, ezeli bir yaratıcıya muhtaç demektir. Çünkü arada bir yaratıcı kabul etsek, o zaman da onun da yaratıcısı olması gerekir ki bu da saçmadır. Kabul etmek zorunda olduğumuz bu yaratıcının, herşeyi kapsayan bilgi sahibi, hiçbir şeyle sınırlanmayan bir kudret sahibi ve ezeli olması gerekir. Açıkladığımız kanuna göre kainatta mevcut olan ısının varlığı, kainatın ezeli olması ihtimalini imkansız kılmaktadır.Kainatta ısı varsa, ona ısı verici düşünmek zaruridir. Zira soğumuş haldeki maddede ısı, kendiliğinden oluşmaz. Kainat ezeli olsaydı, sıcak halde değil, soğuk halde bulunurdu.

    17. Güneş Enerjisi:

    Eğer yıldızlar ezeli olsalardı tükenmekte olan bugünkü durumlarında olurlar mıydı? Ömürlerini tüketip sönmüş olmazlar mıydı? Bununla birlikte güneşin, enerjiye dönüşüm sebebiyle kütlesinden bir miktar kaybettiğini biliyoruz. Fakat kütledeki bu azalma o kadar küçüktür ki uzay boşluğuna kıyasla yıldızların küçüklüğü gibidir. Burada anlatmak istediğimiz şudur: Yıldızlar bütünüyle ışık ve ısı yayımı az da olsa kütlelerinden madem ki bir miktar kaybetmektedirler ve bu kesindir, bu halde onlar ezeli ve ebedi olsalardı şimdiye dek çoktan yok olup gitmeleri, yani bütünüyle enerjiye dönüşüp kitlelerini yitirmeleri gerekmez miydi?

    [b]18. Yaşam:

    İnkarcılar şöyle derler:Hayatın oluşumu basit olayların tesadüfi birleşimi sonucudur. Sonra bu basit bileşimler birbirleriyle birleşerek, evrimleşerek şu anda mevcut bulunan hayatı oluşturmuştur. Fakat buna dair ellerinde delil var mıdır? Bu konuda ortaya koymaları gereken en büyük delil de şu olmalıdır: Hayatı oluşturan tüm elementler, geçmişte olduğu gibi bugün de vardır ve onlar bunu kullanabilirler. Geçmişte tesadüflerin yaptığını söyledikleri şeyi bugün kendileri bilinçli olarak yapsınlar! Hayatı hangi elementlerin oluşturduğu biliniyor… Bunların birleşim oranları biliniyor… Hayatın oluşması için ne gibi ortamın gerektiği de biliniyor… O halde ilk oluştuğu gibi hayatı laboratuvarda yaratmaları gerekmez mi? Bunları bir araya getirseler bile hayatın insan iradesiyle doğduğunu iddia edebilirler mi?

    DNA:

    {İnsanın genetik şifresini taşıyan} bir DNA herbiri 24 cilt tutan 2500 ansiklopedinin kapsadığı bilgiyi kapsar… En ilkel elektronik beyinlerin dahi bir yapıcı olmadan oluşamayacağını kabul eden insan, nasıl bu kadar muazzam bir sistemin tesadüfen oluştuğunu söyleyebilir? Bütün bunları, iradeden, düşünceden, akıldan yoksun, kör, sağır ve dahası canlı olmayan maddenin yarattığını, oluşturduğunu iddia etmek hangi akla, hangi mantığa, hangi ilmi düşünceye sığar? Maddenin, kendi kendine göz, kulak ve kalp gibi oluşumlar göstermesi, aklın alacağı, izah edilebilecek bir durum değildir. Herbiri belirli bir işlevi yüklenmiş olan bu organlar belli bir amaç için yaratılmışlardır. Bunları kullandığımız aletlere benzetebiliriz. Kullandığımız basit aletlerin bir usta, bir yapıcı olmadan yapılamayacağını görürüz ve kabul ederiz de, bunlardan çok daha karmaşık yapı ve işlevler yüklenen organların tesadüfen oluştuğunu söyleriz? Onların şu ısı ve hareket kanunlarına göre faaliyet gördüklerini tespit etmemiz yetmez. Acaba bunları yapan ve belli kanunlara göre hareketlerini takdir ve tayin eden mühendis kimdir?

    Hayatın kökenini tesadüfe bağlayan kişi ile Allah’a bağlayan kişi aklen eşit olabilir mi? Kainat, yaratıcı değildir, ancak yaratılmıştır. Kim kainata ve doğaya yaratıcı sıfatı verirse cahilce ve alçakça Allah’a ortak koşmuş olur. İnsanın iradesi (dileme yeteneği), kudreti (gücü) ve ilmi (bilme yeteneği) onu maddeden ayırıcı özelliklerdir. Maddenin insana bilme, anlama yeteneği vermesi, onu güçlü kılması ve dileme yeteneği ile donatması mümkün değildir. Bütün bunları insana verebilecek tek merci Allah’tır. “Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinde Allah’ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?” {Zariyat 20-21} İnsanın benliğinde de Allah’ın yaratıcı olduğuna dair birçok deliller mevcuttur. Benliğin (ve ruhun) varlığı bir delildir. İyilik ve kötülük etme yeteneğinin hepsi delildir. Yine evrende mevcut olan benliğimizle ilgili acayip ve madde ile ilgisi olmayan birçok olay da delildir. Gerçekten insan maddeötesi birçok garip şeyler yapmaktadır. Hipnotizma, ruh çağırma, telepati gibi olaylarda kişi vücudundaki maddi göz olmadan bazı şeyleri görebilmektedir…

    Bütün bunlar, bizde maddi olmayan birşeyin var olduğuna, varlığın sınırlarını aştığını, duyumların ve duyumlarla yapılan ölçümlerin onu ihata edemeyeceğini, bunların hepsinin insanın derinliklerine inmekle anlaşılabileceğini ve madde ya da hesaba sığdırılamayacağını gösterir. Organlarının çalışması duran ve ölen insanın sadece maddi varlığını kaybetmediğini, ölen insanda bunun ötesinde maddi olmayan bir parçanın da ayrıldığını, insanın maddi varlığı dışında başka birşeye de sahip olduğunu gösterir. Bu şey nedir? Elbette insanın nefsi ve ruhudur. Topraktan yaratılan ise yine toprağa döner…

    Sonuç olarak:

    Hayatın başlangıcı, oluşumu Allah’ın varlığına delildir. Hayatın çoğalması da yine Allah’a delildir. Hayatın türlere ayrılması, yayılması Allah’a delildir. Kainatın merkezi olan insan ve ondaki yüce sıfatlar, Allah’ın varlığına delildir. İnsan ruhu, benliği -yaratılışı ve harikulade oluşu- Allah’ın varlığına delildir. Yalnız bu bile Allah’ı bilmek için yeterlidir.

    19. Duanın Kabulü:

    Sıkıntıya düşenlerden dilediğini kurtarması, Allah’ın süregelen bir kanunudur. Kafir de olsa, sıkıntıya düştüğünde kalbinden Allah’a yönelerek dua eden kişiye Allah yardım edebilir. Başından bu tür olaylar geçmiş kişilerin anlattıkları anılar, bu yardımı açıklar. Başından bu tür olaylar geçmemiş tek kişi göstermek zordur. Ben, sen, o… Her gün olagelen yüzlerce olaydan size birkaç tanesini örnek olarak anlatalım: Bunlar, kişinin yalnız olmadığını, korunmaya layık olduğunu ve sıkıntıda Allah’ın onu koruduğunu gösterir. Elemli bir kalple Allah’a yönelenin ve O’ndan yardım isteyenin duasının kabul edildiğini gösterir. Allah’ın kişiyi yalnız bırakmasından daha büyük felaket olabilir mi? Bu tür olaylarda insan, Allah’ın kudretinin eserlerini ve duasını kabul edişini müşahede eder. Bu tür olayların hepsi Allah’ın varlığına delildir… Bu konu ile ilgili birkaç olay anlatalım:

    a) 1 Ekim 1944 tarihli R.Digest adlı bağımsız dergide şu başlık vardır: “İbadet ve duaya inanmıyor musunuz?” “Duanın etkisine ve inkar edilmez gücüne bugün artık inanıyoruz. Sıkıntı ve dehşet karşısında insanların kendileri dışında yüce bir güce yönelmeleri garipsenemez. Asıl garipsenecek şey, böyle bir durumun yadırganmasıdır. Korkunç bir anı gördüğümüzde biz de aynısını yaparız…” Major Allan Landberg -New Jersey doğumlu- Avustralya civarında denizde dokuz arkadaşıyla birlikte uçarken düştüklerini ve başlarına gelenleri şöyle anlatıyor: İki kauçuk sala binme ve kurtulma ümidi arama ihtimalimiz vardı ama yapmadık. Çünkü yanımızda ne ekmek ne de su kalmamıştı. Bütün havacılar endişe içindeydiler. Uçağın geri savunmacısı çavuş “Albert Herhander” dua ediyor ve biz de ona iştirak ediyorduk. Yakıcı güneş altında başımıza gelecekleri bekliyorduk. Dudaklarımız çatladı, dilimiz şişti. Duasına devam eden “Albert” ile duaya bile mecalimiz kalmadı. Üç gün sonra akşam üzeri bir karaltı gördük. Sonra yaklaşınca gözlerimize inanamadık. Bunlar, çırılçıplak Avustralya yerlileriydi. Siyah derili, kıvırcık saçlı bu adamlar, mercan avlamak için geldiklerini, yollarının burası olmadığını, kendilerini bu yöne meçhul bir etkenin sevkettiğini, buna da hayret ettiklerini söylediler. Böylece kurtulmuştuk.

    b) Şam Radyosu, 10.1.1965 yılında öğleden sonra saat 2.45′te, İngiltere’de yayınlanan bir tıp dergisine dayanan bir yayın yapıyordu. Sözkonusu dergi, olayı bizzat yaşayan doktorun imzasıyla hadiseyi yayınlamıştı. Müzmin bir hastalıktan dolayı hastanede tam 13 yıl yatan genç adam bu süre içinde yapılan tüm tedaviler sonuçsuz kaldığı için doktorlar usanmışlardı. Olayı nakleden doktor, hastayı son defa muayene etmiş, ümit olmadığını görmüştü. Çaresizlik içinde hasta doktora: - Ümit yok değil mi doktor? diye sordu. Doktor: - Ümit artık yalnızca göktedir. Duayı dene. Dua etmeyi biliyor musun? Hastalığı on üç yıl devam eden genç, ilk olarak dua ediyordu. Bir hafta sonra hastasını ziyaret eden doktor, onu rahat ve iyileşmiş olarak buldu. Doktorların bir türlü altedemedikleri hastalığın geçmiş olduğunu hayretler içinde gördü.

    c) 1951-1954 yılı Süveyş Kanalı gerilla saldırılarına katılan bir Mısır’lı genç anlatıyor. Üç gerilla olarak stratejik bir alandan geçen bir demiryolunu havaya uçurmak için yola çıkmışlardı. Gece aydınlıktı. Gökyüzü berraktı ve çok uzaktan farkedilebilirlerdi. Düşman bunları görüp ateş açabilirdi. Arkadaşlarından biri ellerini açıp “Allah’ım bize bulut gönder” deyince, biraz sonra nereden geldiği belli olmayan bir bulut gelip etrafı karanlığa boğdu ve ayın önünü kapattı. Planladıkları harekatı başarıp, sağ-salim geri döndüler. Üç düşman devletin Mısır’a hücumu sırasında olanları her birimiz işitmişizdir. Portsaid kenti alevler içinde yanarken halk içten dua etmiş, bunun üzerine yağmur yağarak bütün yangınları söndürmüştü. Bütün bunlar halkın konuştuğu günlük meselelerdir.

    Bu konuda başından bir olay geçmemiş tek müslüman yoktur. Bütün imkanlar ortadan kalkınca, çaresiz olarak Allah’a sığınır. O zaman da dua kabul olunur ve sıkıntı giderilir. Bunun en belirgin örneği, kuraklık anında çıkılan yağmur duasıdır. Tabiidir ki bunun tevbe, namaz ve dua gibi yapılması gerekli rükünleri de vardır. Resulullah(sav)’den günümüze kadar insanlar bu hususta birçok olay nakletmiştir ve birçok kişi de kabul edilen dualarını anlatmaktadırlar. Tarihçi eleştirmenlere rağmen bu tür olayların varlığı ve devam etmekte oluşu sürekli olarak anlatılagelmektedir. Duanın kabulü belgesi, şartları vuku buldukça sürekli bir biçimde olagelmektedir, ve olacaktır. Bunların hepsi, dua edenlerin dualarını işiten ve kabul eden yüce bir varlığın bulunduğuna işaret eder. Bu varlık, müslüman ya da kafir, kim olursa olsun, dua edenin duasını kabul eder. İhtiyaç halindeki bir müslümanın duası her türlü ahvalde kabul edilir. Ve tabii duanın kabulü onun hayrına idiyse…

    20. Elektron Hareketi:

    Hareket halindeki herşey belli bir zamanda ve mekanda başlayan hareketle bu eylemine başlamıştır. Bütün elektron ve kütleler dairevi bir hareket halindedirler. Her elektron ve kütlenin de bu hareketinin belirli bir zamanda ve mekanda başlaması gerekmektedir. O halde bu başlangıç noktası bize varlıkların başlangıç anını yani yaratılma zamanını verecektir. Bu düşünceden hareketle kainatın bir yaratıcı tarafından belli bir zamanda yaratılmış olduğu sonucuna ulaşırız. Bu ise yoktan yaratmadır. Yoksa hiçbir şey kendiliğinden yoktan var olmaz.

  28. 28 Kalb-i Selim

    Dinleri kayırmam ama Yüce yaratıcının varlığını inkar eden hüsrandadır. Ateistlik ve şirk yaradana nankörlüktür. Bu temellere dikkat edin ki yanılmayasınız. İnsan; uçsada, duvarlardan geçsede, bir takım doğaüstü halleri olsada yine de O’nun kudretinin altında sadece bir yaratılmıştır, acizdir. Haddi aşmayalım.

  29. 29 ÇAĞLAR AKDAĞ

    İŞARETLER -2- !!!

    (Yazının ilk bölümü yukarıda aynı başlıkla daha önce yayınlanmıştır…)

    SAD SURESİ - 87 ve 88. AYETLER

    “BU KUR’AN, ALEMLER İÇİN ANCAK BİR ÖĞÜTTÜR.”
    “ONUN HABERLERİNİN DOĞRULUĞUNU BİR SÜRE SONRA MUTLAKA GÖRECEKSİNİZ.”

    Ayette bahsedilen o gün işte tam da bugündür…Kur’an içerisinde zaten bahsi geçen her kehanetin sırasıyla gerçekleşeceği haber verilmiştir…Bu güne kadar ve özellikle şu içerisinde bulunduğumuz yüzyılda bu kehanetlerin %99 ‘u gerçekleşmiştir ve halen gerçekleşmektedir…Geriye ise bir tek AHİRET ve KIYAMET kalmıştır…Herkes bu sebeple aklını başına toplasın, bunda zorlanıyorsa kendisi bizzat bu konuları araştırsın, ona da gücü yetmiyorsa bilen birilerine danışsın…(Doğrusunu ALLAH bilir…)

    Burada yazacaklarım benim kendimce nacizane çalışmalarımdır…
    İstemeden bir hatam olursa affola !!!

    “Doğru Bilgi paylaştıkça değerlenir ya da tam tersi Hurafeler paylaştıkça yok olur…”

    — “Yabancı: “Öyleyse kıyametin alâmetinden haber ver!” dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu açıklamayı yaptı:
    “Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalın ayak, üstü çıplak, fakir davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarıştıklarını görmendir.” —
    Köle kadınlardan benim ilk anladığım tarih boyunca en fazla aşağılanmaya maruz kalmış ve haklarına yeni yeni kavuşmuş olan (hala tam olarak kabul gördükleri tartışılır) SİYAHİ HALKLARDIR…Ancak siyahi halklar yakın tarihimizde BARIŞI VE ADALETİ ilke edinmiş ve tüm dünya halklarına SEVGİ ve KARDEŞLİK mesajları veren, örnek LİDERLER çıkarmışlardır…Bunun yanı sıra takdir edersiniz ki sanatının zirvesinde olan bir çok ÜNLÜ İSİM DE yine siyahi halk arasından çıkmış ve tüm dünya tarafından ilgiyle izlenmiştir…Keza dünyanın takdirini kazanmış siyahi büyük sporcular da buna örnek gösterilebilir…
    Ancak burada bahsi geçen Ayete verilebilecek en iyi ve etkileyici örnek bugün, ABD tarihi boyunca belki de ilk defa SİYAHİ bir isimin ABD liderliği için öne çıkmış olmasıdır…Evet Barack OBAMA’ dan bahsediyorum…Ve yorumu size bırakıyorum
    “Köle kadınlar efendilerini doğuracaklar” Bu sözler için verilebilecek çok örnek olmasına karşın HAYRET UYANDIRACAK derecede tek ve anlamlı örnek bugünkü BARACK OBAMA gerçeğidir…
    “Fakir davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarışması” ayeti için de sayısız örnek vermek mümkün…Çünkü bugün DOĞUDA, ORTADOĞUDA, AVRUPA VE ABD’ de kısacası dünyanın her yerinde gökdelenler ardı ardına yükselerek birbiri ile yarışıyor…
    Ancak gökdelen denince ilk akla gelen yine ABD’nin ihtişamlı ve görkemli yapılarıdır…Bizler gökdeleni ilk o memlekette gördük ve tanıdık….Geçmişte ABD halkının KOVBOYLAR yani sığır çobanlarından oluşan bir toplum olduğunu da burada yeri gelmişken üzerine basa basa hatırlatmak isterim…
    **********
    — Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin.” “Emanet nasıl kaybolur?” diye sordular. “İşler ehil olmayanlara teslim edilince” diye cevapladı.” —
    Günümüzde hemen hemen her sektörde kalitesi ve güvenilirliği ile takdire şayan başarılar elde etmiş şirketler olmasına karşın, bu şirketlerin sayısı sektör bazında bir elin parmaklarının sayısını geçmez…Ekonomik durgunluğun ve çöküşün en büyük sebeplerinden birisi de sermaye sahiplerinin ehil olmadıkları işlere girişmeleri ya da hısım akrabalarını hak etmedikleri ve ehli olmadıkları işlerde önemli mevkilere getirmeleridir…
    Tüm dünyanın delicesine GLOBAL TÜKETİM TOPLUMUNA dönüştüğü ve üreticilerin kör dövüşü şeklinde kalitesiz ve ayıplı malları ihtiyaca cevap vermek ya da kat kat fazla kazanmak adına piyasalara sürdüğü günümüzde AYETTE bahsi geçen durumun fazlasıyla gerçekleştiği bir dönemde yaşadığımızı görmemek imkansız…
    **********
    — “İçlerinde kötülükler işlenen bir cemiyet, bu kötülükleri bertaraf edecek güçte olduğu halde, seyirci kalır, müdâhale etmezse, Allah’ın hepsini saran umumî bir belâ göndermesi yakındır” —
    Siyasi , toplumsal, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla, toplumu ilgilendiren her konuda yapılan yanlışlıklar ve haksızlıklar; GÜÇ ODAKLARI’ nın olayların bizzat içerisinde olmaları veyahut menfaat icabı dışında ve sessiz kalmaları sebebi ile her geçen gün ÇÖZÜMSÜZLÜK ve KAOS üretmektedir…
    Bugün tüm DEVLETLERDE bu durumun açık şekilde izlendiğini görebilirsiniz…Bu durumun tek çözümü ise DÜNYAMIZIN AYDINLIK GELECEĞİNE YÜREKTEN İNANARAK BARIŞ-SEVGİ VE KARDEŞLİK İÇİN MÜCADELE ETMEK VE HAYATIMIZI BU KUTSAL AMACA ADAMAKTIR…Genç nesillere örnek olmak ve bu değerleri layıkıyla aktarmaktır…
    ***********
    CASİYE SURESİ 28 VE 29. AYET
    “O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. ( Onlara şöyle denilir ) : Bugün (yalnızca ) yaptıklarınızın karşılığı verilecektir….
    İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarını kaydediyorduk.”
    Ayete ismini veren CASİYE kelimesinin “Dizüstü çökmek” anlamına geldiğini yorumuma geçmeden evvel belirtmek isterim…Bence burada dizüstü kelimesine geçmiş ve gelecek zaman için iki farklı anlam yüklenmek istenmiş…(doğrusunu ALLAH bilir)
    Ayetin son kısmında yaptıklarımızın kayıt altına alındığı bir kitaptan bahsediliyor…Bugünkü teknolojimizle bizler artık kağıt ve kitapları yavaş yavaş terk ederek BİLGİYİ KAYDETMEK ve İŞLEMEK için BİLGİSAYAR TEKNOLOJİSİNDEN FAYDALANIYORUZ…Kıyamet gibi olası ve mükemmel tasarlanmış bir hadisede kağıttan yapılma kitaplar kullanılmasını beklememiz de pek akıllıca olmayacaktır…
    Ayete adını veren dizüstü kelimesini biz sadece çökmek için değil - NOTEBOOK - LAPTOP - DİZÜSTÜ -TAŞINABİLİR COMPUTER yani BİLGİSAYAR anlamında kullanıyoruz…Gelecekte sorulacak hesap gününde de bu teknolojinin veya benzerinin kullanılması kadar doğal bir durum olamaz. Ayetin içeriği ile adının (DİZÜSTÜ KELİMESİ) bugünkü toplumlar için BİLGİSAYARI kuvvetle çağrıştırması sizce tesadüf olabilir mi ?
    KURAN-I KERİM’in tüm zamanlarda anlam kazanacak ve kabul görecek bir kitap olduğunu hatırlatırken , yorumu yine sizlere bırakıyorum…
    ***********
    MUHAMMED SURESİ 36. AYET
    “Şüphesiz Dünya Hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir”
    Yaşadığımız evren kendimiz de dahil olmak üzere atomlardan yani saf enerjiden ibarettir…Nasıl oluyor da bu saf enerji okyanusu maddelere, objelere ve insan tarafından deneyimlenen eğlenceli bir hayata dönüşüyor derseniz bunu yapan da AKILDIR, İNSAN AKLIDIR…Şöyle ki tüm duyularımızı devre dışı bırakacak olursak (görme, duyma, koklama, tat alma ve dokunma ) tamamen karanlık ve sessiz bir dünya karşımıza çıkar …Ve bu karanlık aynı zamanda hiçliktir…Çünkü kendi yaratımız olan bu tür bir KARANLIK AYNI ZAMANDA SONSUZLUKTUR VE HİÇLİKTİR…Etkisiz hale getirdiğimiz duyuları teker teker çalışır duruma getirdiğimiz taktirde AKIL bu sonsuz ve karanlık HİÇLİĞE bir ANLAM yükler ve hayat başlar…KISACA , EVRENİ VAR EDEN AKILDIR…AKIL OLMASAYDI EVRENDE VAR OLMAZDI DİYEBİLİRİZ…
    Buradan şu sonuca varabiliriz ; Hiçliğe aklımızla bir gerçeklik kazandırarak aslında GERÇEĞİ DEĞİL DAHA ÖNCE HİÇLİK OLAN DURUMU KENDİMİZCE YAPAY BİR GERÇEKLİĞE dönüştürmüş oluyoruz…Yaşadığımız evrenin AKLIMIZLA bir anlam kazandığı ve AKLIMIZIN YAPAY GERÇEKLİĞİ olduğunu kabul edebiliyorsanız o zaman bizim bilişim alanındaki YAPAY GERÇEKLİK TEKNOLOJİSİNİ bugün “EĞİTİM-OYUN ve EĞLENCE” amacıyla kullandığımızı da kabul edersiniz…
    ÖZETLERSEK; YAPAY GERÇEKLİK teknolojik anlamda da olsa, AKLIMIZIN YARATTIĞI EVRENİN YAPAY GERÇEKLİĞİ DE OLSA sonuçta sadece bir OYUN - EĞLENCE VE EĞİTİM ARACIDIR…
    Tabi ki Doğrusunu ALLAH bilir ve ben yine yorumu sizlere bırakıyorum…

    Sevgiyle kalın
    Çağlar AKDAĞ

  30. 30 Murat Kurt

    insan nefsi bu asr-ı zamanın pisliklerine bulaşa bulaşa neye inanacağını karıştırmış. Bu kitabın yazarını neredeyse peygamber ilan edecekler. aarkadaşlarımızın inananları bağnaz düşünmez gösterme kaygısı gerçekten üzücü. bu kitabı okudun mu ki… falan filan denize düşen yılana sarılır misali olmuş. biraz da HAK tarafından siz baksanız meselelere… yok yok sizin illede Dawkins iniz var Allah da ne ki :) üzücü gerçekten üzücü
    Ben sizlere Risale-i Nuru okumanızı şiddetle öneriyorum o zaman düşünmek neymiş bağnazlık neymiş İslamiyet neymiş anlarsınız.
    tabi o at gözlüğünü çıkarmazsanız.

  31. 31 abdulkadir

    haydi doğru neyse ona inanalım…………..

    Burda istemediğiniz KADAR KELİME OYUNLARI YAPAR,AKLINIZI KURCALAYACAK İZAHLARDA BULUNABİLİRDİM..AMA NE OLURSA OLSUN DOĞRU HER ZAMAN BİRDİR..DOĞRU ETRAFINDA ÇİZİLENLER YADA DOĞRUYA İTTİBA EDENLERİN KEMİYETİ ONUN HAKKANİYETİNDE BİR ŞEK MEYDANA GETİRMEZ..

    gENEL OLARAK BİR ARKADAŞ DEMİŞ MESELA YARATICI VARSA İLK İNANAN BEN OLACAĞIM..KİMİ KADER HAKKINDA BAHSETMİŞ.KİMİ İLAHİ KİTAPLARIN DÜNYANIN ÖMRÜNÜN 10 BİN SENE OLDUĞUNU SÖYLEDİĞİNİ FAKAT BİLİMİN BUNU REDDETTİĞİNİ SÖYLÜYOR.BENDE DİYORUM Kİ İSBAT ETSİN..YADA BU KİTABI OKUMAYANLARI TARİZ EDENLER KURANI NEDEN OKUMAMIŞLAR..BAKIN BEN CESURCA BU KİTABI HALA OKUMAKTAYIM..FAKAT HEPSİ YANILMIŞ..NEDEN Mİ??DOĞRUDAN UZAKLAŞMIŞLAR..BİZLER BİR YERDEN GELDİK VE BİRŞEYLER YAPIYORUZ VE SANKİ HERŞEY BOŞMUŞ GİBİ TOPRAĞA DOĞRU HAREKET EDİYORUZ..HAYATIMIZIN TEK MEYVESİ ÖLÜM BAŞKA YOK MU??

    DAHA BİNLERCE CEVABSIZ SOTRULAR AKLINIZI SARABİLİR…

    HERŞEY BİR KENARA HİÇ OKUMADIĞINIZ,SIRF BAZI DÜNYEVİ ZEVKLERİ TAM YAŞAMAK İÇİN İNKARINI İÇTEN İÇE ÇOK ARZU ETTİĞİNİZ YARATICININ KİTABINA DANIŞTINIZ MI??HİÇ ONA SORDUNUZ MU DOĞRU BELKİ SENDEDİR BİZE YARDIMCI OLUR MUSUN DİYE???CEVAB ORTADA KESİNLİKLE HAYIR..EVET DİYEN VARSA ÇIKSIN SÖYLESİN..İNANIN 10 YIL BİLE ONU OKUSANIZ BENİM CEVABIM DEİŞMEZ HİÇBİRİNİZ ONA DANIŞMADINIZ..SİZE KURANIN EN BÜYÜK ÖZELLİĞİ OLAN BELKİ DAHA ÖNCE HİÇ DUYMADIĞINZI İKİ ŞEY SÖYELEYCEĞİM..BELAGAT VE İCAZ..BAKIN DEMEK OKUMAMIŞSINIZ.BUNLARDAN HABERİNİZ YOK..ANCAK MANASINI DAHİ BİLMEDİĞİNİZ ARAPÇA KELİMELERDEN İBARET SANDINIZ DEĞİL Mİ??

    EVET ÇOKDA UZATIP USANDIRMAK İSTEMİYORUM.AMA EĞER GERÇEKTEN DOĞRUYU ARIYORSANIZ KENDİNİZE GELİNİZ.BİRGÜN EBEDİ YALNIZLIĞA GİRİFTAR OLACAKSINIZ..İNKAR ETTİĞİNİZ YARATICI KARŞINIZA ÇIKIP SİZE HESAB SORABİLECEĞİNİDE DÜŞÜNÜN..BU İHTİMALİ ASLA %0 SAYAMAZSINIZ..O ZAMAN KORKUN TAM DOĞRUYU ARAŞTIRIN..VE ASLA UNUTMAYIN YARATICIYLA YARATILAN(HALIK İLE MAHLUK) ARASINDA Kİ DERİNNN FARKI..HEMDE ÇOK DERİN FARKI..SADECE BURAYI ANLASANIZ İNANIN HER SORUNUZUN CEVABI OLARAK YETERDİ..SİZE TAVSİYEM RİSALEİ NURLAR VAR..İMAN ÜZERİNE MESAİSİNİ TAKSİM ETMİŞ BİR ZAT OLAN BEDİÜZZAMANIN KİTAPLARI..BİR KERE DE ONALRADA BAŞVURUN..BURDA BEN HER TÜRLÜ DİNİ SORULARINIZA CEVAB VEREBİLİRİM.İSTEYEN SORSUN..ONU DA OKUDUĞUNUZDA ANALRSINIZ..ÇEKİNMEYİN SİZE GÖRE NASIL OLSA SERBESTSİNİZ(!) ŞU, EN EDNA BİR HAYVANIN DAHİ BAŞIBOŞ OLMADIĞI DÜNYADA..

    “MUHAKKAK Kİ SEN ONLARI KORKUTSANDA KORKUTMASANDA ONLAR İÇİN BİRDİR ARTIK İMAN ETMEZLER.ONLAR ALLAH İLE ARALARINA PERDE KOYDUKLARI İÇİN ALLAH ONLARIN KALBLERİNİ,GÖZLERİNİ,KULAKLARINI MÜHÜRLEDİ..ONLAR İÇİN BÜYÜK BİR AZAB VARDIR(BAKARA SÜRESİ)

    PİŞMAN OLMAYASINIZ DİYE BEN SİZİ DOĞRUYA ÇAĞIRARAK GÖREVİMİ YAPTIM..(DİLEYEN RABBİNE GİDEN BİR YOL TUTSUN(NEBE,39)

    VESSELAMU ALA MENİ-T TEBEİ-L HÜDA(SELAM DOĞRUYA HİDAYETE TABİ OLANLARIN ÜZERİNE OLSUN)

  32. 32 Emre Özkan

    Sadece Çağlar Akdağ arkadaşımızın yazdıklarını inanmayanlar için yeterli olacaktır. Çağlar Akdağ arkadaşımıza yazdığı yazı için teşekkür ediyorum.

  1. 1 www.tusul.com
    Geri İzleme on 6 Şubat, 2008 at 05:29
  2. 2 webiket.net
    Geri İzleme on 6 Şubat, 2008 at 05:29

Cevap ver