Tanrı Yanılgısı

Tanrı Yanılgısı - Richard DawkinsYaklaşık bir ay önce bir kitapçıyı gezerken “en çok satanlar” bölümünde “Tanrı Yanılgısı” adlı bir kitap dikkatimi çekti. Genel de çok satanlar bölümüne pek uğramadığım ve de neler olduğunu bilmediğim için kitabı inceledim. İlk fark ettiğim Richard Dawkins tarafından yazılmış olmasıydı. Aslında Dawkins, Dünya’da çok satanlar listesine girmiş bir sürü kitabın da yazarı. Özellikle The Selfish Gene (Gen Bencildir), The Blind Watchmaker (Kör Saatçi) ve River Out of Eden (Cennetten Akan Irmak) çok ünlü ve neredeyse her eleştirmenden pozitif yorumlar kitaplar. Bense kendisini BBC kanalında seyrettiğim bir kaç belgeselden tanıyordum. Bu kitabı da ilk yayınlandığı sene olan 2006′dan beri “en iyi satanlar listesi”deymiş.

Dolayısı ile kitabı aldım. Kitap adından da anlaşılacağı üzere Tanrı ve din ile ilgili. Richard Dawkins bu kitabında temel olarak Tanrı’nın hemen hemen neredeyse var olmadığını savunuyor. Dinlerin, İslam, Hristiyanlık ve diğerlerinin herhangi bir başka fikir gibi olduğunu iddia ediyor ve bu yüzden de bunlarında herhangi bir fikrin maruz kaldığı şekilde şüpheyle incelenmesi gerektiğini savunuyor. İlk başta Tanrı’nın varlığına dair kanıtların neden geçersiz olduğunu açıklıyor. Daha sonra ise Tanrı’nın neden olmadığı açıklıyor.

Dawkins’in kitabını ilginç kılan kısım ise sadece bir din düşmanlığı ya da ateist bir propaganda olarak yazılmamış olması. Dawkins eleştirilerini ve fikirlerini sağlam mantıksal temellere dayanarak ortaya koyuyor. Tanrı’nın neden olmadığını ve dinin nasıl savaşı ateşlediğini, bağnazlığı kışkırttığını, çocukları ve kadınları istismar ettiğini gösterirken tarihsel ve güncel kanıtlar ortaya koyuyor. Aslında Dawkins’in yaptığı şey dini ve Tanrı inancını herhangi bir bilimsel düşünce veya inancın cevap vermek zorunda olduğu şekilde sorguluyor.

Kitabı Türkçe’ye Kuzey Yayınları çevirmiş. Fakat açıkça söylemeliyim ki pek iyi bir çeviri değil. Takip etmek zaman zaman zor oluyor. Bu yüzden eğer imkanınız var ise kitabın orijinalini okumanızı tavsiye ederim. Bana kalırsa kitabın en önemli yanı, Tanrı’nın olmadığını ispatlaması değil (ki bu konuda müthiş kanıtlar sunuyor) insana akıl ve mantık çerçevesi içinde düşünmesi gerektiğini hatırlatması. Dolayısı ile inanan bir kişiyseniz karşı tarafın neler düşündüğünü ve sebebini anlamak, inanmayan bir kişi iseniz de akıllıca ve mantıklı nedenleri görmek üzere kitabı okumanızda fayda var.

Bu arada kitabı okuduktan sonra öğrendim ki bu kitap basında da pek yer bulmuş. Ama bunun nedeni kitabın eleştirileri değil. Aklı evvel bir vatandaşımız çıkıp bu kitabı “kutsal değerlere saldırıyor diye savcılığa şikayet etmiş. Bu yüzdende kitabın yayıncısı hakkında savcılık bir ile altı yıl arasında hapis istemi ile dava açmış. Dawkins’in yazdıklarını doğrulayan bir kanıt gibi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

“Tanrı Yanılgısı” için 27 Cevap var


  1. 1 kenan

    ahmet hulusinin hz muhammedin açıkladığı allah isimli kitabını her insanın mutlaka okuması gerktiğine inaniyorum….lailahe ( tanrı yoktur) illallah (sadece allah vardır) mesajını iyi anlamamız gerekiyor…

  2. 2 aLi

    DEMEKKİ Dawkins hiç namaz kılmamış yazık olmuş tamam bilimsel olarak kanıtlayamayız ama beni anca 1 defa olsun gerçekten namaz kılan anlar!

  3. 3 Sinan Taga

    @aLi

    Peki, Ali kardeşim sen Dawkins’i okudun mu? Ne demek istediğini anlamaya çalıştın mı? Ondan sonra kendi aklın ve hür iradenle karar vermeye çalıştın da mı bunları söylüyorsun?

  4. 4 SaTan

    mutlaka okuyacağım görüşlerim kuvvetli tezler kazanacak… G?D…

  5. 5 hakan

    “kıtapta yazanları; olumsuz tepkı verıyorum dusuncesı ıle yazılanları kanıtlayan arkadaslara acıyorum” bu kıtabı okumanız, daha dogrusu at gozlugunuzu cıkarmanızı tavsıye ederım. eger tanrı varsa ve akıl yordamını verdıyse, sızde bırazcık kullanın buda gunah degıldır heralde?

  6. 6 metintek

    Herşey sorgulanmalı.
    Değerler ve dinler de sorgulanmalı.

  7. 7 Dogan Demir

    R. Dawkins müthis… Karsi tarafin görüslerini tam söylendigi gibi ve kanitlariyla ortaya koyup, ondan sonra saldiriya geciyor. Rüzgari tam karsidan gögüsleyebiliyor. Kivirtmiyor. Karsi tarafin tezlerini degistirmiyor, kanitlarini inkar etmiyor, hatta zaman zaman onlarin lehine fikir yürütüyor veee kendi görüslerini gürül gürül ortaya koyuyor. Bu kitabin büyüklügü bence burada sakli. Ve kitabi okurken bu yüzden cok keyif aldim. Cok cok dürüst bir yazar… Bilim insani sifatiyla gecelerini TV stüdyolarinda gecirenlere tavsiye olunur… Bilim insani nasil bakarmis olaylara görsünler…Ama kitapta Lactantius’a hic atifta bulunmamasi ilginc… Gelmis gecmis en büyük ateiste haksizlik olmus…

  8. 8 Tolga

    Bu Richard Dawkinsin denen kişinin sözlerine kulak verilmesi, kitaplarının okunması özellikle böyle bir devirde çok önemli ve çok faydalı. Çünkü o bir bilge. Bir modern çağ bilgesi. Bence onun yazdığı bütün kitaplar türkçeye çevrilmeliydi ve yeterince basılmalıydı. diğer kitaplarının çevirilmemesi eminim ki ülkemiz için bir kayıp olmuştur. İlk kitabı Gen Bencildir’e bir baksanıza, adeta bizlere bir beynimizin olduğunu ve artık onu kullanmamızın zamanının geldiğini hatırlatıyor. Aklı ile düşündüklerinin sonuçlarını açıklamakla kalmıyor, bizim aklımızı da aşama aşama düşünme yolunda ilerletiyor. Okurken bize sanki Gen Bencildir’de yazılanlar kendi düşüncelerimizmiş gibi geliyor. Neden? Çünkü zaten kendi mantığımızın doğal sonuçlarıyla örtüşüyor. Bi kullanmayı öğrensek o mantığı… Neyse dert etmeyin Dawkins size öğretir…

  9. 9 Burak Onal

    Kitap mahmemelik oldu ve bende adini bu sayede duymus oldum hemen siparis ettim okumaya basladim bitirdikten sonra goruslerimi yazicam.

  10. 10 Ali Haydar

    Kitap çok güzel bir kitap. Mem diye birşeyden bahsediliyor. Memler kendini eşleyerek yayılan düşünceler. Mesela ben diyelim şu anda bir mem uydursam, mesela “tubitiler” diye birşeyler var desem ve desem ki tubitiler görünmeyen yaratıklar, varlığı bilimsel olarak ispatlaması zor ama bazı amerikan çalımaları varlıklarını ispatlamış, , geleceği bilip bizi yönlendiriyorlar desem, bu düşünce (veya diğer adıyla mem) yayılsa çoğalsa ve bu düşüncenin aksine inananlar öldürülse, tubitiler kızacak dünya başımıza yıkılacak denilse, tubiti tapınakları yapılsa, bu tapınaklara devlet tübiti memurlar atasa, tubiti yetiştirme okulları olsa…Ne olur? Tubiti memleri yayılır. Daha iyi yayılabilecek şekilde farklılaşan tubiti memleri evrim geçirir. Tıpkı dinlerin binlerce senede geçirdiği evrim gibi, insan beynine işleyebilen bir hale gelir. Tüm çocuklar tubitilere inandırılır daha küçükken…

    Oysa “Hayatta en hakiki mürşit (yol gösterici) ilimdir, fendir”
    Temelde bu güzel kitabın da ana düşüncesi Ulu Önder Atatürk’ün yıllar önce bulduğu bu düşünceden ibaret…Çok güzel.

  11. 11 barış

    tanrıyla nedir bu kadar alıp veremediğiniz varsa sizi yarattğı için ona sükralarınızi iletin mutlaka sizi duyar Eğer yoksa da birsey kaybetmiş olmazsınız buzuk ve kirli olan insanın kendisidir . SİZ insanla uğrasın insanı düzelltin …. tanrıyı değiştiremezsiniz varsa yok edemezsiniz yoksa da var edemezsiniz … isaninn alanı insandir yani insanla ilgili olandir .. yapaabileceğiniz değiştirebileceğiniz ve düzeltebileceğiniz seyler le ilgileninn tanrı sizi seviyor aksi takdirde bütün bu saçmaliklarınıza göz yummazdı

  12. 12 Sinan Taga

    Zaten aslında burada “uğraşılan” insan. Körü körüne akla mantığa uygun olmayan şeylere inanan insanlar. Akla ve mantığa uygun hareket edilmesi önemli olandır.

    Barış arkadaş aslında güzel bir noktaya değinmiş. Problem aslında insanda yatıyor.

  13. 13 Tikitikiu

    Ben kitabi okumadim(zaten degerli vaktimi ve parami esas icin harcarim) ama bir iki sey soylemek istiyorum;

    Bu kadar heyecanla alip okudugunuz bu Tanri karsiti kitap yerine, bir de ayni eforu Kuran ve Islam’i incelemek icin ugrassaniz da, gerceklerin hic de anlatildigi gibi olmadigini, Din ve Tanri hakikatinin son derece mantikli ve delil sunan bir gercek oldugunu anlasaniz. Ama nerdee… Yanilgi ve tembellik icinde, konuyu hep dunya mantigiyla yorumlamaya calismak, gercegi arastirip ogrenmekten daha cazip geliyor.

    Aslinda, Din ve Tanri gercegi o kadar basit ki, hemen anlasiliyor ve evrensel mantigi hic yitirmiyor…

  14. 14 Sinan Taga

    Tikitikiu,

    Zaten ilk cümlenden problemin ne olduğu anlaşılıyor. Alıp okumam diyorsun. Sonrada onu okuayanlara neden Kuran’ı okumadınız diyorsun.

    Hani bir laf vardır ya “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diye. Seninki de biraz o hesap olmuş.

    Burada (en azından ben, kendi adıma) kimseye şuna inanmayın ya da buna inanın demiyorum. Önemli olan sadece açık fikirli olmak.

    Birine senin yaptığın gibi diğer bakış açısını da okuması anlamasını gerektiğini söylerken aynı şeyi sen neden uygulamıyorsun?

  15. 15 bahar

    Allah’I kazanan neyi kaybeder.Allah’ı kaybeden neyi kazanır.kitabı otobüste okuyan birinın elinde görmüştüm ilgimi çekti almadan önce yorumlara bakayım dedim içeriği belli.Ama okumak karşı fikirleri tanımak için geekli.yalnız SİZ GÖRMEZDEN GELSENİZ DE GERÇEKLER VAR OLMAYI SÜRDÜRÜRLEr. bu arada Allah ın bize verdiği nimetler arasında olan aklı kötüye kullanmak günahtır.kullanmamak daha iyidir.tubiti memleri de çok komik. islam dini evrim geçirmemiştir yüzyıllardır aynıdır ve öyle kalacaktır.

  16. 16 Oytun Tez

    Merhabalar…
    Kitap bugün elime geçti ve hemen ilk bölümü okudum.
    Bir kere, öyle körü körüne, şu an sahip olduğunuz her şeyi, ki buna din, dil, örf, adet; dogmatik her şey girer, savunmanıza hiç gerek yok. Bunların hepsi sizin “düşün”mediğinize kanıt teşkil etmektedir.
    Eğer düşünseydiniz, düşünmüş olsaydınız, böyle ateşli, kızgın, aşırı taraflı, ılımsız bir şekilde savunuyor olmazdınız görüşlerinizi. Makul bir dille, açıklayıcı, bilgilendirici kelimeleriniz olurdu sıradan, akıl filtremizden sürekli geçici konumunda olan cümlelerinizin arasında. Farkında değilsiniz ki, söylediklerinizin hepsi yüzyıllardır söylendiğinden, hiçbir işleme tabi tutulmadan geçmektedir süzgeçlerimizden, çıkmaktadır diğer uçtan. Bunu aklınızın bir köşesine değil, o üç boyutluluğun tam ortasına yazmanızda fayda vardır sevgili savunucular…

    Şimdi bana da yazacaksınız, buna ne şüphe. Ve yine düşünmediğinizden, benim aslında ateistliği savunuyor olmadığımı -savunmadığımı değil,-; fakat düşün yapma eylemini ve süperego ve egolarınızı bir yana fırlatarak sertçe, idenizle düşünmenizi tavsiye ettiğimi göremiyorsunuz.

    Düşünün…

    Her birinize verecek cevaplarımız vardır elbet; ama insan bir süre sonra vazgeçiyor, düşü olmayanlara bir şeyler anlatmaktan. İyisi mi…boşverin…

    Ve bunları, 17 yaşında birinden duymaktan, iyisi mi, utanın…

    Hadi, düşünün…gücünüz yeterse.

  17. 17 ÇAĞLAR AKDAĞ

    BARDAK KURAMI…

    masamın üstünde bir su bardağı duruyor…bardağı baktığım açıdan şu an sadece ben görüyorum…bardak orada öylece duruyor ve ben onun orada olduğunun farkındayım…ofis arkadaşlarım bulundukları konumdan şu an bardağı göremiyorlar ancak kalkıp yanıma gelirlerse onların da bardağın farkına varacakları sarsılmaz bir gerçek…
    tıpkı yan bloklardan herhangi bir komşunun , evde beni bekleyen eşimin, başka şehirlerdeki arkadaşlarımın, şu anda bu yazıyı okuyan sizlerin hatta kutuplardaki bir eskimonun bu bardağı hiç görmediği , bilmediği halde yanıma geldikleri taktirde bu bardağın şu an tam önümde durduğunun farkındalığına varacakları gibi…
    eğer ki hepimiz birsek , homojen bir yapıysak demek ki bardak görseniz de , görmeseniz de, yanıma gelseniz de , gelmeseniz de hepimiz için bir sabit ve tanrı katında bir yerlerde sadece farkındalık bilgisinin sizin tarafınızdan çekilmesini bekliyor…ve doğru koordinatlara geldiğinizde de bu kendiliğinden tetikleniyor…
    buradan çıkarılacak SONUÇ şu ki;
    yaşadığımız hayat Tanrı katında sadece “dünyevi bir yaşam simülasyonu” programıdır…
    Bizler Tanrı’nın süper bilgisayarına bağlı, ortak bilinci ve hayali paylaşan, deneyimleyen bilgisayar çiplerinden başka birşey değiliz(MATRIX)…şu an bize uygun görülen “dünyevi hayat” programını deneyimliyoruz…herşey gerçek olduğu kadar hiçlik de aynı zamanda…Tanrının süper bilgisayarındaki sarsılmaz evren yasaları ve dünyevi kanunlar ve aklınıza gelen her türlü kodlanmış bilgi mevcut, hepimiz bu sisteme bağlıyız ve elbette ki gerçekten istersek istediğimiz her türlü bilgiyi çekip almakta özgürüz…
    Tanrının da dediği gibi herşey kayıt altında;
    herşey ama herşey, eylemleriniz, aklınızdan geçen düşünceler, yüreğinizin en derinindeki hisler, günahlar,sevaplar, saçınızın telinin rüzgarda salınışı ve her hücrenizin an be an hareketleri herşey ama herşey…
    Bize düşen ONU gerçekten yürekten anlamak,
    Bize şu an için sunulan “dünyevi hayat” programını başarıyla tamamlamak,
    sağlık,huzur,bolluk,bereket,sevgi,bilgi ve adaletle paylaşımı,inancı ilke edinerek yaşamak….
    ve en nihayetinde yine Tanrının bizim için sunduğu sonsuz seçenekte diğer bir programa bağlanmak…
    bize hiçlikten verdiği bu nimetlere şükrederek, ortak bilincin farkına vararak ve bunu her anlamda pozitif kullanarak…

    MAHATMA GANDHI
    -”Düşünceleriniz pozitif olsun;
    çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.
    Sözleriniz pozitif olsun;
    çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
    Davranışlarınız pozitif olsun;
    çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.
    Alışkanlıklarınız pozitif olsun;
    çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
    Değerleriniz pozitif olsun;
    çünkü değerleriniz kaderiniz olur. ”
    MAHATMA GANDHI

    SADECE ŞÜKREDİN YETER, BAZI ŞEYLER VARDIR GÖZLE GÖRÜLÜR KULAKLA DUYULUR, BAZI ŞEYLER DE VARDIR Kİ GÖZLER KÖR KULAKLAR SAĞIR OLUNCA SADECE VE SADECE İÇERİLERDE BİR YERLERDE HİSSEDİLİR…

    C.E.R.N. TANRININ OYUNUNU ÇÖZMEYE ÇALIŞIRKEN, VARLIĞINI DA KABULLENMİŞ OLMUYOR MU…
    GOOGLE’ A CERN YAZARAK GEREKLİ BİLGİLERE ULAŞABİLİRSİNİZ,
    DÜNYANIN EN SEÇKİN FİZİKÇİLERİNİN KALESİ….

  18. 18 HAKAN

    ÇAĞLAR BENCE SEN IDEOLOJIK FELSEFEYE SAVUNUP BUNU DINLE BIRLESTIRMEYE CALISMISSIN AMA BU IKISI BUYUK BI CELISKIDIR BENCE
    YANI INSANIN ISLAM INANCI VAR KADEREDE INANIYORSA
    YANI OLACAKLAR ONCEDEN BELLI ISE
    NIYE BIZ IDELOJIK DUNYADA YANI YANSIMALARIMIZI KONTROL ETMEK ZORUNDAYIZ ?
    BENCE DIN TOPLUMLAR ARASINDA HUZURU SAGLAMAK VE PSIKOLOJIK OLARAK INSANDA GUVEN DUYGUSU YARATTIGI IICIN ORTAYA CIKMISTIR !
    ELBETTE BIR YARATICI VARDIR AMA BUNU NE IDEOLOJIK NEDE DINSEL OLARAK ACIKLAMAK MUMKUN DEGILDIR !
    TANRI VARDIR AMA ACIKLANAMAZ !

    DIN ISE TAMAMEN INSANLARIN KENDILERINI RAHAT HISSETMELERI VE HUZURLU YASAMALARI ICIN OLUSTURULMUS KURALLAR BUTUNUDUR !
    YOKSA DIYELIM ISLAM ICIN ;
    MADEM ALLAH BIZI ( CAGDASIN DUSUNCESINE GORE ) DUNYEVI HAYAT PROGRAMINI DENEMEMIZ ICIN YARATTI YADA YASIYORUZ PEKI BASLANGICDA SOMUT OLARAK DINI NIYE KODLAMADI ?
    BENCE BU KITAP OKUNMALI ( BEN HENUZ OKUYAMADIM )VE DIER ARKADSLARIN DEDIIGI GIBI KURAN DA,INCILDE OKUNMALI DOGRULARA GERCEKLERE KENDINIZ KARAR VERMELISINIZ CUNKU INSAN DUSUNEN BIR VARLIKTIR

  19. 19 ÇAĞLAR AKDAĞ

    BUGÜN HEPİMİZİN DOĞUM GÜNÜ

    “Evet yanlış duymadınız bugün gerçekten çok büyük ve neşeli bir doğum günü partisine davetliyiz…Bu gün ne sadece benim, ne de sizin, bu hepimizin günü, herkesin doğum günü…Her gün, her saat, her dakika, her saniye ve her saniyenin içerisindeki sayısız her an…Her nefes alışımızda hissettiğimiz, yaşadığımızın farkına vardığımız ve bu armağan için şükran duyduğumuz her an bir doğum, yepyeni bir başlangıç…Her an, yepyeni ve umut dolu bir hayat için kaçırılmaması gereken bir fırsat…Hayatımız muhteşem fırsatlarla dolu naif bir armağan…Teşekkürler…”

    Büyük bir merak ve ümitle satın aldığınız kaliteli bir DVD filmin ortalarında olduğumuzu varsayalım…Salonumuzun koltuğuna sevdiklerimizle kurulmuş, keyifle filmimizi izliyoruz ve belki de yanında biraz içecek ve abur cubur la neşemize neşe katıyoruz…
    DVD film geçmişte bir anda başladı, film kareleri ardı ardına eklendi, tam da şu an filmin ortalarındayız ve bizim için önemli olan, gerçek olan filmin tam da şu anki sahneleri…elbette ki filmimiz gözümüzün önünde akıp giderken filmimizin artık geçmişte kalan başlangıcı gibi gelecekte olan bir de sonu var ve biz bunu adımız gibi biliyoruz…Çünkü film başı, ortası ve finali belli olan bir kaynaktan (DVD medya) ekranımıza geliyor…Dvd player’ımıza takılı olan CD ‘den TV’mize aktarılan görüntüleri izliyoruz…Bu arada her saniyede 25 kare görüntü aktarılıyor karşımızdaki ekrana çünkü gözümüzün filmi kopukluk olmadan akıcı bir şekilde izlemesi için böyle olması gerekiyor…Biz farkına varmasak da akıcı bir görüntü için
    Her saniye 25 farklı kare ardı ardına ekrana gönderiliyor…Buna teknik olarak kare/sn hızı veya frame rate deniyor…

    Hayatımız;
    Şimdi tam ve net olarak hatırlamasak da adımız gibi eminiz ki doğumumuzla hatta doğumumuzdan çok daha önce ebeveynlerimizin o sımsıcak ilişkileriyle başlayan, şu satırları okumakta olduğunuz ana kadar ulaşan, ileride bir gün ansızın sona erecek olan hayatımız…Kimsenin şimdiye kadar yazdıklarıma bir itirazı olacağını düşünmüyorum çünkü hepimizin yaşamakta olduğu buna benzer renkli veya renksiz bir hayatımız var…Görüntüler nasıl da akıp geçiyor gözlerimizin önünden…Tıpkı bir film şeridi gibi öyle değil mi ? Ama biz hep şu anı yaşıyoruz, az önce, bir saat önce, bir gün, bir ay veya yıllar öncesi diye bir şey yok…Gelecek de kocaman bir bilinmez…Sadece ve sadece şu anı yaşıyoruz…

    ”Her saniye gözümüzün önünden akıp giden görüntüler , kim bilir o saniyenin içinde kaç sayısız an , hangi framerate’le tekrar tekrar o devasa uçsuz bucaksız evren dediğimiz enerji okyanusundan bitmek tükenmek bilmeyen bir kararlılıkla bizlere ulaşıyor…Ve bizler , kesintisiz bir hayata, kendi filmimize, kendi DVD mize şahitlik ediyoruz…Elbette ki başı, ortası ve sonu zamansızlığın hüküm sürdüğü boyutta bir kaynakta yazılı olarak öylece duruyor…Bizlere sunulansa sadece an be an , tam da şu an, şimdiki zaman…ŞİMDİ..ŞİMDİ VE YİNE ŞİMDİ…”

    ZAMANSIZLIK VE MEKANSIZLIK,,,

    Tek bir anda yaratılmış , yaşatılmış ve sonlanmış uçsuz bucaksız bir evren…
    Bizler hala zaman denilen boyutunda akıp giden görüntülerine şahitlik etsek de zamansız ve mekansız bir boyutta tek bir anda olup bitmiş mucize bir yaradılmışlık,yaşatılmışlık ve sonbulmuşluk gerçeğini tam olarak idrak edemesek de değiştirmeye gücümüz yetmiyor…Tek bir anda kayıt altına alınmış başı sonu belli bir film, kendi sinema şaheserimizin görüntüleri, gözlerimizin kesintisiz bir algılama ile yaşayabilmesi ve hissedebilmesi için her saniyenin içinde sayısız anlar boyunca tekrar tekrar yeniden gönderiliyor, yeniden yaratılıyor, yeniden doğuyor…
    Hayatımız sürekli akıp giden bir görüntüden mi ibaret dersiniz ???
    Yoksa gözlerimizin tıpkı bizi yanıltan TV ekranındaki gibi fark edemediği sayısız anlar boyu titizlikle, özenle, sarsılmaz bir kararlılıkla gönderilen görüntülerden oluşan bir hayalimi yaşıyoruz…Bu apaçık yaratının an be an devam ettiğinin, her saniyenin içinde insanoğlunun, hayatın , evrenimizin tekrar tekrar doğduğunun bir kanıtı olabilir mi ??? Ve bu da bizler için her saniye , her an yeni bir hayat, yeni bir fırsat, yeni bir başlangıç, kısacası yeni bir DOĞUMGÜNÜ anlamına gelmez mi ???
    Şükranlarımı sunarım ki evet aynen öyle , her an benim için yeni bir fırsat, hayatım , kaderim, mutluluğum, sağlığım ve başarım benim ellerimde…Bu inanılmaz mucizeyi, hayatın kendisinin bizlere her an sunmakta olduğu mucizeyi fark ederek , bu sonsuz nimetlerin kıymetini bilerek, sevgiyle ve şükran duygularıyla yaşamak ve dizginleri elimize almak sanırım bu dünyada hiçlikten yaşama şansı verilmiş her insanın kaderi olmalı…Bunu yapacak gücü, dizginleri elimize alıp kaderimize sahip çıkacak gücü nereden bulacağız demeyin sakın…İçinizdeki sonsuz kaynak zamansızlığın ve mekansızlığın boyutunda nebulaların, kara deliklerin, galaksilerin, yıldızların, koskoca bir kainatın oluşumuna şahitlik etmiş kudrete sahipken ve şimdiki zamana kadar ulaşmışken şu kısacık fani hayatın dizginlerini elinize almak da ne ki onun için….!!!Çocuk oyuncağı…

    Tanrı’nın neden bu kadar bağışlayıcı olduğunu, kim veya ne olursanız olun, geçmişte hangi büyük suçları işlemişseniz bile neden sadece yürekten bir pişmanlıkla AF dilersek bizleri bağışladığını hiç düşündünüz mü ???
    Onun için geçmiş veya gelecek yok, onun için tek bir an var, o da şimdi…ŞİMDİ şu an ne yapıyorsanız ve ne düşünüyorsanız siz O’sunuz da ondan…
    Sadece Şu an yaptıklarınız tüm hayatınıza yayılıyor ve siz sadece her an yaptıklarınızla varsınız…
    “Her saniyenin içinde sayısız anlar boyu bizlere sunulan yeni, yepyeni bir fırsat gizli…İşte bu hepimiz için her an yaratılmakta olan hayatın bir nimeti MUHTEŞEM BİR DOĞUM GÜNÜ…”
    HEPİMİZİN DOĞUM GÜNÜ KUTLU OLSUN,
    ONA BİZLERE VERDİĞİ SONSUZ NİMETLER VE HER SEFERİNDE YEPYENİ FIRSATLAR İÇİN YÜREKTEN ÇOK , ÇOK, ÇOK AMA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ…

    Çağlar AKDAĞ

  20. 20 ÇAĞLAR AKDAĞ

    C.E.R.N – ANTIMADDE VE MATRIX
    (TANRI GERÇEĞİ)

    Bu merkez hakkında (C.E.R.N.) bilinenler kısaca şunlardır;
    YERİN 100 metre altında, İsviçre – Fransa sınırında kurulmuştur…27 kilometre uzunluğunda bir çember şeklinde inşaa edilmiş bir tüneldir…Burada madde ve anti – madde araştırmaları yapılmakta, Tanrının evreni nasıl yarattığı ve madde – antimadde gerçeği hakkında bilinmeyenler yakın bir zamanda açığa kavuşturularak, evrenin sadece gözümüzle gördüklerimizden ibaret olmadığı, farklı boyutların ve alemlerin olabileceği, yaşadığımız evrenin sadece HOLOGRAFİK ÜÇ BOYUTLU bir görüntüden ibaret olduğu hakkında çalışmalar yapılmaktadır…
    Bugün halen kullandığımız ve teknolojide bir milat olan İNTERNET, MR VE TOMOGRAFİ teknolojileri, süper iletkenler ve buna bağlı olarak bugünkü ağ hızından binlerce kat hızlı ağ sistemleri C.E.R.N. ‘deki çalışmaların ürünüdür…
    Özetle bu merkez dünyamızın en seçkin fizikçilerinin kalesidir…

    BİLİM İNSANLARI bugün şu gerçeği hiç tereddüt etmeden söylüyorlar;

    “FİZİK VE KÜTLE YASALARINA GÖRE EVRENİ OLUŞTURAN VE ŞU ANDA VAROLMASI GEREKEN MADDENİN %90’I KAYIP YA DA BİZİM 5 DUYUMUZ VE 3 BOYUTUMUZ BUNU ALGILAYACAK YETİYE SAHİP DEĞİL…SİZ BUNA İSTER KARA MADDE İSTER KARA ENERJİ İSTER ANTI-MADDE İSTERSENİZ DE HIGGS PARÇACIĞI DİYEBİLİRSİNİZ…HEPSİ AYNI KAPIYA ÇIKAN EŞANLAMLI TABİRLER OLARAK BİLİM İNSANLARINCA KABUL GÖRMEKTEDİR…”

    C.E.R.N. evreni oluşturan ve şu anda varlığını kanıtlayamadığımız TANRI MADDESİ yani anti-madde’nin peşinde…PEKİ bunu kanıtlamaya çalışırken ve sonucunda neler olacak hiç düşündünüz mü?

    ANTI-MADDE çalışmaları eninde sonunda başka boyutların , alemlerin beş duyu ve üç boyut kavramlarının tamamen yok olduğu yeni bir dünyanın kapılarını açacak…

    VE TANRI YARATTIĞI SİSTEMİN BİR PARÇA DA OLSA SIRLARINI ÖĞRENMEMİZE İZİN VERECEK…ONA BİRAZ DAHA YAKLAŞIP ANLAMAMIZI SAĞLAYACAK…

    C.E.R.N. ÇALIŞMALARI İNSANLIK VE DÜNYA TARİHİ AÇISINDAN 2008 senesinden itibaren BİR MİLAT OLACAKTIR…bunu tüm insanlık görüp yaşayacaktır….

    BİR FELSEFEYE ya da BİR BİLİMSEL DÜŞÜNCEYE GÖRE “ şu anda yaşamakta ve deneyimlemekte olduğumuz evren, kendimiz de dahil olmak üzere tamamen 3 boyutlu holografik interaktif (etkileşimli) bir görüntüden ibarettir”

    Rüyalarımızda tıpkı günlük yaşamımızda deneyimlediğimiz normal veyahut para-normal olayların içinde olduğumuz halde bunların rüya olduğunu uyandığımız ana kadar anlayabilmemiz ve rüyada aksini düşünüp “ben rüyadayım bunlar gerçek değil” şeklinde bir karara varmamız mümkün değildir…ÇÜNKÜ beyindeki 5 duyuya ait merkezler artık kendilerini dışarıdan bağımsız halde bıraktıklarından sadece beynin içinde oluşan küçük enerji hareketleri bize yeni bir dünyanın , rüyalar aleminin kapılarını açmaktadır…DEMEK ki beynin bizi başka bir yaşamın içindeymiş gibi göstermesi için 5 duyuya ve sahip olduğumuz bedene ihtiyaç duymadan kendi içindeki küçük enerji çarpışmaları ile bunu yapması mümkündür…

    GELELİM ŞU ANDA 5 duyumuzla algıladığımız dünyaya….görüyoruz, duyuyoruz, kokluyoruz, dokunuyoruz, tadıyoruz ve tüm bunları birleştirip muhakeme ediyoruz, düşünüyoruz…..
    PEKİ tüm bu duyular nasıl çalışıyorlar…aslında görüp duyulan dokunulan tadılan ya da koklanan bir şey ortada hiçbir zaman var olmamış olabilir mi ? bu dünyanın da ancak rüyalarımızdaki kadar gerçek olduğunun ya da bir gün başka bir boyutta uyandığımızda tüm bunların bir rüya gibi gelip geçeceğinin aksini iddaa edebilirmiyiz…BUNU KANITLAYABİLİRMİSİNİZ ???

    BEYNİN ALGILAMA VE ÇALIŞMA prensibi tamamen şu şekildedir..tüm duyulardan sinirlerle iletilen elektriksel hareketler beyindeki ilgili merkezlere ulaşır ve aslında dışarıda ki dünya diye bir şey yoktur çünkü her şey karanlık ve sessiz beynin içerisinde yaratılan bir enerji hareketi holografik bir yaşamdır…YAŞADIĞIMIZ EVREN dışımızda değil olduğu gibi kafamızın içindedir….biz bu hayatı bilimsel olarak tam anlamıyla kafamızın içinde yaşarız….aslında dışarıda madde alemi diye bir şey hiçbir zaman olmamış olabilir…çünkü bizim hayatımız beynimizin içindeki enerjiden ibaret…
    DIŞARIDA bir dünya olduğunu ya da olmadığını bu durumda asla ANLAYAMAYACAĞIZ !!!

    BURDAN BEN KENDİME İKİ SONUÇ ÇIKARDIM…sizlerle paylaşmamda bir sakınca görmüyorum…
    Birincisi ; beyindeki duyu merkezlerine ulaşan sinirlere müdahale ederseniz ve sadece kendi istediğiniz enerjileri yollarsanız bir insanın CENNETİ, CEHENNEMİ, DOĞA ÜSTÜ OLAYLARI veya her ne isterse deneyimlemesini sağlayabilirsiniz…onu başka bir evrene kalıcı ya da geçici olarak sokabilirsiniz…BU SAYEDE MUCİZE DİYE BİRŞEY YOKTUR TANRI KATINDA HERŞEY AMA HERŞEY MÜMKÜNDÜR…

    İkincisi ; peki tüm bu evren kafamızın içinde yarattığımız bir enerji’den ibaretse ve gerçek değilse;
    UNUTMAYIN ki sahip olduğumuz bu beden ve bu beyin (bilinçsiz hücre, dna,kemin,kan ve et’den oluşmuştur) de bu evrenin yani kafamızın içinde yarattığımız evrenin , holografik görüntünün bir parçası olduğuna göre….

    TÜM BUNLARI DENEYİMLEYİP KURGULAYAN BİZ YA DA BİZLER, KİŞİSEL YA DA ORTAK BİLİNÇ, BU ÜSTÜN VARLIK KİM ? BİZ ASLINDA KİMİZ ? NERDEYİZ ? VE NE YAPIYORUZ ?

    KAFAMIZIN İÇİNDE YARATTIĞIMIZ BU FANİ BEDEN (bilinçsiz hücrelerden oluşmuştur) BİZ OLAMAYACAĞIMIZA GÖRE TÜM BU HOLOGRAFİK GÖRÜNTÜYLE ORTAKLAŞA ETKİLEŞİM HALİNDE OLAN İNSAN YA DA SİSTEM NEREDE VE NE ŞEKİLDE VAROLUYOR , NASIL YAŞATILIYOR , ORTAK BİLİNÇ DEDİĞİMİZ BU EVREN BU HAYAT VE BU KADAR ENERJİNİN ASIL KAYNAĞI NEREDE ?????

    Bizim fani dünyamızın ve fani bedenimizin çok çok üstünde , mükemmel, kusursuz ve ilahi bir kudretin eseri olarak tanımlayabileceğimiz yapıların mevcudiyeti akl-ı selim ve sağduyulu her insan evladı tarafından anlaşılabilir bir açıklıkla ve anlaşılabilir kanıtlarla önümüze serilmişken;

    TÜM KAİNATIN, SONSUZ ÇEŞİTLİLİĞİN, TİTİZLİKLE VE ÖZENLE HAZIRLANMIŞ HAYATIMIZI OLUŞTURAN HER OBJENİN VE OBJELER ARASI ANLAŞILMASI MÜMKÜN OLMAYAN İLİŞKİLER VE DENGELER AĞININ TAMAMEN TESADÜF ESERİ ORTAYA ÇIKTIĞINI SAVUNMAK AHMAKLIK DEĞİLDİR DE NEDİR ???

    BUGÜN HANGİ ŞEY TESADÜFLE OLUYOR…BİR KÜRDANI , BİR ÇÖPÜ BİLE SON DERECE DİKKATLİ VE TİTİZ BİR ÇALIŞMA İLE ÜRETMEK ZORUNDA OLAN İNSANOĞLU KUSURSUZ MÜKEMMELLİKTEKİ KAİNATIN TESADÜF ESERİ ORTAYA ÇIKTIĞINI SAVUNURKEN KENDİSİNİ YOKTAN, HİÇDEN VAREDEN O GÜCE TEŞEKKÜR ETMEK YERİNE HAKARET ETMİŞ OLMUYOR MU ?

    SAYGILARIMLA………

  21. 21 MUZAFFER

    Ataisleri yanlış anlamayın,Ben akıl fukarasımıyım ?Beni yaratan yaratığa karşı çıkayım, karşıma alayım,
    meydan okuyayım.Tanrı varsa en hararetli savunucusu ve ilk inanan ben olacağım.Ama (nerdeyse) yok işte bunu ben söylemiyorum bilim söylüyor
    Kutsal kitaplar dünya 10 bin yaşında diyor ama bilim 4.5 milyar yaşında diyor.Kutsal kitaplar, Adem 6 günde topraktan yaratıldı Havvada kaburgasından diyor ama bilim hiçbir yaratık gökten zembille inmez diyor evrim sürecini anlatıyor.Bazı teisler dinler ahlakı tesis etmiştir diyor ama öyle değil işte çağımız ahlak anlayısında,erkek egemen toplum yaratmak için kadını 2 sınıf vatandaş görmek aşalamak insani haklarını bile 19. yüzyıldan sonra vermek bumudur ahlak şimdiki ahlak anlayışına ters şimdiki yasalarla suç bile.
    Evet arkadaşlar cesaretiniz varsa dawkins’i okuyun iliklerinize kadar donacaksınız ürpereceksiniz.
    Dawkins’inde dediği gibi insan için hiçte kolaydeğil
    farkındalık.Elbette tüm inaçlara sayğımız sonsuz ama bilimide bu çağda elimizin tersiyle itemeyiz.
    KEŞKE TANRI OLSA İLK İNANAN BEN OLACAĞIM. SAYGILAR.

  22. 22 ÇAĞLAR AKDAĞ

    TANRI GERÇEĞİ II
    Yeni Çağın Yaratılış Modeli

    -kendini DÜNYALI MI zannediyorsun ???

    Sabahın ilk ışıltılarıyla gözümü açarken, aralık camlardan içeriye hoş bir senfoni edasıyla süzülen minik serçelerin cik cik sesleriyle, ağaçların ahenkli hışırtılarıyla ruhum okşanıyor ve ben Yaradan’ a şükran duygularıyla yattığım yerden huzurla doğruluyorum…Gün içerisindeki karmaşayı yaşarken pek ortalıklarda olmayan o dinginlik, sadelik ve ilahi bir umut-neşe-sevinç hissi sadece ve sadece güneşin ilk ışıdığı anlarda, o anın hemen öncesinde ve hemen sonrasında çok kısa süreliğine bizlere sunuluyor…her nedense bu iç huzuru sadece o sabahın ilk dakikalarına özel ve ağızdan ağıza dolaşan o meşhur sözü destekler nitelikte…

    “SABAHIN ERKEN SAATLERİNDE HERKES İÇİN KISMETLER, POZİTİF ENERJİLER, HEDİYELER dağıtılır…”, TEŞEKKÜRLER…

    Bu eşsiz RİTÜEL’den aniden sıyrılıp hayatımın gerçekliğine dönüyorum…PAZAR günleri hariç her gün olduğu gibi bu günde hazırlanıp işime gideceğim;bunu bir amaç için yapıyorum…İnsanların işlerini görmek, patronlarıma kazandırmak, kendim kazanmak ve aileme bakmak için…

    Akşam işten çıkınca hemen evime geliyorum;bunu yaparken bir amacım var…Ailemle vakit geçirmek, onlara zaman ayırmak, birşeyler paylaşmak, onların sevgi ihtiyacını karşılarken kendiminkini de gidermek…Ve bunun verdiği hazzı yaşamak,hazzı onlara da yaşatmak…

    Cumartesi günleri yarım gün çalışıyorum;hemen evime dönüyorum çünkü,PAZAR’ dan haftalık ihtiyaçlarımı karşılıyorum ve bir hafta boyunca pazardan aldıklarımızdan yiyip içiyoruz..

    Pazar sabahları erkenden markete ve fırına gidiyorum;gazetemi ve ekmeğimi almam gerekiyor…

    Ağustos ayında izne ayrılmayı düşünüyorum;Amacım yoğun tempoda geçen ve beni bir nebze yıpratan tüm bir senenin yorgunluğunu atmak, yenilenmek ve sonrasın da HAYATA daha bir şevkle sarılmak…

    BURADAN şu noktaya gelmek istiyorum lafı fazla uzatmadan, İNSAN her ne yapıyorsa, nerede bulunuyorsa, nereye gidiyorsa kısaca ne düşünüyorsa veya neleri hayata geçiriyorsa HEP BİR AMACI VAR…AMAÇSIZCA BULUNDUĞUNUZ TEK BİR MEKAN VEYA TEK BİR İŞ BİLE YOK..KABUL EDİN , ETMEYİN, İNKAR ETSENİZ DE ETMESENİZ DE DAİMA BİR AMAC GİZLİ YAPTIĞINIZ EYLEMLERDE…

    şİMDİ AMPULÜ YAKMANIN TAM SIRASI…

    Gittiğiniz her yere ,bulunduğunuz her mekana mutlak bir amaçla GİRİYORSUNUZ…

    PEKİ ŞİMDİ ANA RAHMİNE DÜŞTÜĞÜNÜZ İLK SAHNEYE GERİ DÖNÜYORUZ…

    “BU DÜNYAYA GELİŞİMİZDE Kİ EN BÜYÜK AMACIMIZ NE OLABİLİR ?

    BU DÜNYAYA NEREDEN GELDİK? NEDEN GELDİK?

    BU DÜNYADAN AYRILDIĞIMIZDA NEREYE GİDECEĞİZ (bence geldiğimiz yere…)”

    EVET sanırım anlamaya başladınız…

    BU DÜNYADA HEPİMİZ BİRER TURİST, BİRER ZİYARETÇİ KİMLİĞİNDEYİZ…

    KİMSE BANA DÜNYALI OLDUĞUNU İDDAA EDEMEZ YA DA BANA DÜNYALI OLDUĞUMU KABUL ETTİREMEZ…

    DÜNYALI OLAN DÜNYANIN VE DOĞA’NIN KENDİSİ…SİZİN DIŞINIZDA KALAN (bilincinizin ve ruhunuzun dışında kalan herşey hatta şu an kullandığınız vücut-beden dahi size ait değil) HERŞEY DÜNYALI…

    AMA SİZ DÜNYALI DEĞİLSİNİZ…SİZ BU SAHNEDE SADECE BİRER OYUNCUSUNUZ…

    ROLÜNÜZ BİTTİĞİNDE , BAŞKA BİR SAHNEDE BAŞKA BİR ROL SİZLERİ BEKLİYOR OLACAK…

    BUNDAN ŞÜPHENİZ OLMASIN…

    YOKSA SİZ HALA kendinizi DÜNYALI MI zannediyorsunuz ???

    -bilinçli görüntü (bio-chip,biyo-işlemci)

    BUNUN ŞU ANKİ TEKNOLOJİMİZLE AŞAĞI YUKARI BİR açıklaması var sanırım…

    biliyorsunuz artık insan dokuları ile organları elektronik devrelerle - chiplerle kısmen de olsa birleştirmeyi başardılar…

    Bu gelişme yakın zamanda akıllı robotlar, insansı robotlar, robotsu insanlar, biyonik insanlar, toplumsal ya da askeri amaçlı süper yaratıklar gibi İNANILMASI GÜÇ ama KAÇINILMAZ sonuçlar doğuracak…

    Bizleri her boyutta var edebilmek için homojen ve kayıtlarla sabit olması gereken bir yapıda yaratmış olmalı TANRI..

    Bu da ancak bizim aklımıza bilinçli görüntü yani bio-chip gibi bir kavramı getiriyor…

    Eğer ki bizler Tanrı’nın süper bilgisayarına bağlı (LEVH-I MAHFUZ) bio-chiplersek;

    İŞTE O ZAMAN BÜTÜN SORULARIN CEVABI çorap söküğü gibi ardı ardına geliyor…

    HEPİNİZ KABUL EDERSİNİZ Kİ İŞİN İÇİNDE BİLGİSAYAR VE BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VARSA İMKANSIZ DİYE BİRŞEY YOKTUR…

    İMKANSIZIN KENDİSİ İMKANSIZDIR O VAKİT…(BU VARSAYIM TARİHTEKİ HER MUCİZEYİ İMKAN DAHİLİNDE VE AÇIKLANABİLİR KILIYOR)

    CANLI VE YAŞAYAN CHIPLERE SAHİP OLDUĞUMUZU DÜŞÜNELİM…BU CHIPLERİ BAĞLADIĞIMIZ BİR DE SÜPER BİLGİSAYARIMIZ OLSUN…

    KABUL EDERSİNİZ Kİ BUGÜN DÜNYA ÜZERİNDE BİZ DAHİ MİLYARLARCA PROGRAM VE PROGRAMCIK KULLANIYORUZ (biz dahi diyorum varın TANRININ SONSUZ SEÇENEKTE PROGRAMI KODLAYACAK KUDRETE NASIL DA KOLAYLIKLA SAHİP OLABİLECEĞİNİ SİZ DÜŞÜNÜN…)

    ELİMİZDEKİ YAPAY ZEKAYA SAHİP VE HER İŞLEMLERİ VE HER GELİŞİMLERİ KAYIT ALTINDA TUTULAN BIO-CHIPLERE YİNE ELİMİZDEKİ SAYISIZ

    PROGRAMIN HER BİRİNİ AYRI AYRI DENEYİMLETMEK TAMAMEN BİZE KALIYOR…HER PROGRAMIN AYRI BİR EVRENDE GEÇTİĞİNİ, HER BİRİNİN AYRI YASALARI VE İMKANLARI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜN…PROGRAMCILIK ASLA SINIR TANIMAZ , BİR PROGRAMCI, TIPKI TANRI GİBİ NASIL BİR PROGRAM HAYAL EDERSE ONU AYNEN HAYATA GEÇİRİR ADETA YOKTAN YARATIR…BİZİM BİLİM İNSANLARIMIZ , BİZİM BİLGİ İŞLEMCİLERİMİZ BU İMKANLARA BU KISIR DÜNYADA SAHİPKEN TANRININ ELİNDE BİZLER İÇİN HAZIRLANMIŞ EN İNANILMAZ VE EN KAPSAMLI PROGRAMLAR OLDUĞUNDAN ŞÜPHENİZ OLMASIN…BENİM YOK…BUNU İDRAK ETMEK 35 SENEMİ ALDI AMA BUNCA YIL İNŞAA ETMEKTE OLDUĞUM BİLİNÇ ARTIK BUNUN SU GÖTÜRMEZ BİR GERÇEKLİK OLDUĞUNU VE BU GERÇEKLİĞE GÖRE HAYATIMA BİR ÇEKİ DÜZEN VERMEM GEREKTİĞİNİ SÖYLÜYOR BANA…

    PEKİ SİZ NE DERSİNİZ !!!

    BANA KATILIYORMUSUNUZ, YOKSA HAYATIN İŞE GİDİP GELMEKTEN VE EN NİHAYETİNDE MEZARDA ÇÜRÜMEKTEN MÜTEVELLİT BASİT BİR KISIR DÖNGÜ OLDUĞUNU MU SAVUNUYORSUNUZ ???

    -insanlığa ait tüm bilgiler fiziksel kayıt altına alınmak zorundadır…bu şekilde nesiller boyu bilgiler aktarılarak her alanda gelişme sağlanıyor…kitaplar,cd ler, kasetler, dvdler, blue rayler,hardiskler, filmler, flash diskler, taş yazıtlar, sayfalar, plaklar,plakalar,devasa bilgisayarlar vs. vs….her insanın kendisine ait kişisel ruh-bilinç bütünlüğünün varoluş bilgisi de şu an algılayamadığımız ancak varlığını kabul ettiğimiz biryerlerde kayıt altına alınıyor olmalı (bkz. - LEVH-I MAHFUZ - TANRININ SÜPER BİLGİSAYARI)…Ancak bu şekilde kayıt altına alınan bu sabit bilgi bütün boyutlarda aynı şekilde varolmamıza olanak sağlayabilir..öyle olmasaydı hayat yaşadığımızın aksine sadece basit bir fantezi olurdu…enerjimiz aksi bir durumda sadece bu dünyayla sınırlı kalırdı…halbuki bizler hiç durmaksızın kayıt altına alınan sabit bilgimizle, her galakside, her evrende, her alemde, her boyutta aynı anda varolabilecek kudrete sahibiz…sadece birazcık sabır…DÖNÜŞÜM GÜNÜ HEPİMİZ İÇİN KAÇINILMAZ…ÖNEMLİ OLAN O GÜNÜ NE KADAR DONANIMLI VE HAZIR OLARAK KARŞILIYOR OLACAĞIZ !!! BU TAMAMEN SİZİN ELLERİNİZDE…

    O HALDE KAYBEDECEK VAKTİMİZ YA DA ZAMANIMIZIN TEK BİR SANİYESİNİ DAHİ BOŞA GEÇİRECEK LÜKSÜMÜZ OLDUĞUNU SANMIYORUM…BU DÜNYAYA FAYDALI BİRŞEYLER YAPIN, BİR ESER BIRAKIN, HERŞEYE SEVGİ VE SAYGI DUYUN, o yüce amacınızın farkına vardığınız anda tam da olmanız gereken noktada duruyor olacaksınız…

    henüz fırsatınız varken bunu yapın, bunu başaracak gücü içinizde hissedin, yeter ki isteyin, istemekle bile yeterli imkanlara sahip olduğunuzun farkına varabilirsiniz…

    BU SİZİN İÇİN EN GÜZEL DONANIM OLACAKTIR, KUŞKUSUZ….

    SEVGİYLE VE AKILLA ,DÜŞÜNEREK-HİSSEDEREK YAŞAYIN, HAYATINIZIN HER ANININ DEĞERİNİ BİLİN, BU İKİLİ SİZİN İÇİN DÖNÜŞÜM YA DA DÖNÜŞ YOLUNDA EN İYİ KLAVUZ OLACAKTIR…

    ÇAĞLAR AKDAĞ

  23. 23 mesut ilkan

    tanrıya inanmadan yaşayacak kadar yürekliyseniz inanmayın ama insanın genlerinde inanma bişeylere tapma duygusu vardır tanrıya inanmıyorum diyen insanların çoğu hayatı sevmeyen insanlardır onlara göre tanrı onları terk etmiştir ve onlar da tanrıya kızgınlıklarından tanrıyı terk etmişlerdir ama o tür insanlar da çok iyi biliyorlar ki tanrı var her ne kadar inanmasanızsa tanrı var
    İNSAN TANRIYA İNANMADAN YAŞAYAMAZ Kİ…

  24. 24 Kerem

    Dinler 2000 yil önceki, daha dunyanın yuvarlak oldugunu bilmeyen, cahil toplumların ürettiği, korku ve beyin yıkama uzerine kurulu, yaratılış felsefesinden yola cıkarak yaratanı kim yaratti sorusuna cevap veremeyen, 21.yy’da hala insanlarin nasil inandiğına şaşırdığım olgulardır.

    Oluştukları ilk andan bugüne kadar siyaset aracı olmaktan baska bir işe yaramamışlardır. Bu sacmalık derecesindeki felsefeleri mutlaka okuyun. Kuran ve Incil okumus biri olarak mutlaka bunları okumanızı ve neye inandiginizi gormenizi ve daha sonra da bu sacmliklardan kurtulmanizi diliyorum.

  25. 25 Kerem

    - Ben doğanın hep varolduğuna ve birşeyin onu yaratmadığına inanıyorum.
    - Olmaz! Herşeyi birşey yarattı.Seni de bir şey yarattı..
    - Peki bu herşeyi yaratanı kim yarattı?
    - O hep vardı.Kimse yaratmadı.
    - Nasıl yani? Herşeyi birşey yaratmıştı hani?
    - Ama o herşeyi yaratan şey kendi oluştu, hep vardı.
    - O zaman ben doğanın hep varolduğuna ve yaratılmadığına inanayim. Gördüğüm, dokunduğum, duyduğum birşeyin devamlı varolduğuna inanmak varken olmayan birşeyin varolduğuna inanmak çok mantıklı gelmiyor.
    - Bak günaha girme.
    - Olur girmem.Günah dediğin şeyden korkma. Tanrı diye inandığın şey, eğer herşeyi biliyorsa, sen daha doğmadan, senin öldüğünde ne olacağını, senin gunahkar olup olmadığını da biliyordu. Aslında seni oluşturma fikrine sahip olduğunda, senin cennete mi ceheneme mi gitceğni tespit etmişti.

  1. 1 www.tusul.com
    Geri İzleme on 6 Şubat, 2008 at 05:29
  2. 2 webiket.net
    Geri İzleme on 6 Şubat, 2008 at 05:29

Cevap ver