Ben normalde gazete pek okumam, başta yazılı basın olmak üzere Türkiye’nin başına gelen en kötü şeylerden biri olarak medyayı görüyorum. Dolayısı ile köşe yazarlarını da pek okumam. Ama gene arada sırada kayda değer bir yazı çıkıyor. Öyle olunca da bir şekilde zaten bana da ulaşıyor. BAşağıdaki yazıyı Yılmaz Özdil, 30 Ocak günü Hürriyet’te yazmış, arkadaşım Sağnak da bana iletmiş. Aslında yazı bilinen bir hikayeyi anlatıyor çok orijinal değil. Genede okunması ve ders çıkartılması gereken bir hikaye.
Ormanın birinde…
Aslanlar toplanmış.
“Yahu” demişler, “Hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader… Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük… Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor; e balık yakalayacak halimiz de yok… N’aapsak?”
Bir tanesi “En iyisi, öküzlere saldıralım” demiş, “iri yarı görünüyorlar ama, ne pençeleri var, ne dişleri diş… Tam dişimize göre!”
Olur mu? Olur.
Hücum!
Ama evdeki hesap çarşıya uymamış; öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer… Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.
Aslanlar aç bilaç.
N’aapsak, n’aapsak?
“Tilkiye danışalım” demişler.
Tilki “kolay” demiş, “beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim…”
Kabul etmişler.
Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş, “saygıdeğer öküzler” demiş, “aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar… Ama şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o… Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü, kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın!”
Öküz heyeti düşünmüş taşınmış, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla, verivemişler sarı öküzü…
Aslanlar da afiyetle yemiş.
Bir gün, iki gün…
Tilki gene gelmiş.
“Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz” demiş ve eklemiş: “Ama şu benekli öküz var ya, benekli öküz, o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor, verin, kurtulun!”
Öküz heyeti düşünmüş, “otlağın selameti için” teslim etmiş benekli öküzü.
Üç gün, dört gün…
Tilki gene gelmiş.
Kuyruğu uzun olanı…
Burnu beyaz olanı…
Tombul olanı…
Tek tek alıp, gitmiş.
Otlak seyrelmiş.
Aslanlar semirmiş.
Bir gün… Tilki gelmemiş!
Gerek kalmamış çünkü.
Direkt aslan gelmiş.
“Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin” demiş.
Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, “keşke sarı öküzü vermeseydik” demiş ama, iş işten geçmiş.




Gidenin arkasından ağlamamak gerek.
ödün ödünleri çeker, bir bakmışın ki ne inanç kalmış, ne kişilik…
hepsi 1 i çokkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk güzzellllllllllllü
Bu hikaye birlikteligin ne kadar onemli oldugunu ayriliklarin ve bolunmelerin aslinda parcalanmanin baslangici oldugunu gosteriyor.. Bunu bir aile olarak da alabilirsiniz bir ulke olarakda gorebilirsiniz..
Bazi agaclar vardir birbirlerine yaslanirlar, guclenirler ve buyurler gelisirler ama bazilarida vardirki yanliz baslarina belki bir tepe basindadirlar ve belkide hic buyumez oyle dururlar..
Yanlizliklar ayriliklar bir sonun baslangicidir bence…
Saglicakla kalin .. Oylesine bir ugradim..
öylesine bi uğrayan kemal bey belki öylesine uğrayıp geçtiniz ama bence bu siteye çok güzel bi iz bıraktınız yeniden bekleriz sizi
ne dicemi bilmiom tek kelimeyle müthiş umarım bundan ders çıkarmışınızdır