Arşiv

Balık Hafızası

Japon BalıklarıGenel olarak balıkların hafızalarının çok kısa olduğu düşünülür. Bu yüzden balıkların küçük çanaklarda rahatça yaşadığı varsayılır. Özellikle Japon balıkların (Goldfish) -aslında ilk olarak Çin’de evcilleştirilmiş bir tür ama biz nedense Japn balığı diyoruz - hafızalarının üç saniye kadar olduğu sanılıyordu.

Gelgelim Avustralya’da 15 yaşında bir lise öğrencisi bunu aksini ispatlamış. Yaptığı test kısaca şöyle: Rory, akvaryuma ilk önce bir çakar yerleştirmiş, daha sonra bu çakar her çaktığında balıkları beslemeye kalkmış ve balıkların çakara yüzme sürelerini ölçmüş. İlk başlarda balıkların çakara gitmesi dakikaları bulurken üç hafta sonunda bu süre saniyelere düşmüş. Daha sonra Rory besleme sürecinden çakarı çıkartmış.

Altı gün sonra Rory çakarı tekrar akvaryuma koymuş. Balıklar çakarı neredeyse bir hafta görmemiş olmalarına rağmen yemek ve çakar arasındaki ilişkiyi hatırlayarak 4.4 saniye içinde çakara yüzmüşler.

Bu basit deney japon balıklarının en azından bir şeyi akıllarında yedi gün boyunca tutabildiklerini gösteriyor. Bir daha balığınızı ufacık bir kaba koymadan önce bunu düşünün.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Darwin’in benzersiz fikri

Charles Darwin 1880Maymun Davası başlıklı yazıdan sonra farkına vardım ki aslında bir çok kişi evrimin tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilmiyor. Veya insanlar genellikle anlamadan Darwin’in fikirlerini bir kenara itiyorlar. Ben bir bilimadamı değilim ama gene de anladığım kadarı ile evrimin ne olduğunu kısaca anlatmaya çalışacağım.

Bana kalırsa Darwin’in fikrini bu kadar muhteşem kılanların başında aslında basitliği yatıyor. Bu basit kurama kısaca Doğal Seçilim diyoruz. Darwin’in düşüncesi kısaca şöyledir.

Bütün organizmalar kaynaklara ulaşmak için mücadele ederler. Yaradılıştan gelen bir avantaja sahip olanlar ise bu rekabette daha başarılı olarak, bu avantajlarını çocuklarına (soylarına) geçirirler. Böylece türler sürekli olarak iyileşirler.

Devamı için tıklayın

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Maymun Davası

Maymun DavasıAslında nedense pek eski film seyretmem. Ama bir gün sabahın ilk saatlerinde TRT’de bir film ile karşılaşmıştım. Filmin Türkçe adını pek bilemiyorum. Ama filmi seyrettikten sonra gittim aradım buldum. Aslında film oldukça ünlü bir filmmiş. Filmin orijinal adı da “Inherit the Wind”.

Film gerçek bir hikayeden yola çıkılarak hazırlanmış. Bu olay 1925 yılında Amerika’da yaşanmış bir hikaye. 1925 yılında bir okul öğretmeni okulda öğrencilerine Charles Darwin’in Evrim Teorisi’ni öğrettiği için mahkemeye çıkar. Çünkü o zamanlarda adına Butler Act (Butler Kanunu) denilen bir kanun okullarda yaradılışçılık dışında bir öğreti anlatmayı yasaklıyordu.

Film de bu olayı anlatan bir tiyatro oyunun sinemaya uyarlanmış hali. İsimler gerçek davada kullanılan isimler değiller onun yerine hayali isimler kullanılmış. Her ne kadar filmde hayali eklentiler varsa da filmin temeli gerçek mahkemem kayıtlarına dayanıyor.

Konusu ise şöyle; Bertram Cates dinci bir Güney kasabasında Evrim Teorisi’ni öğreten bir öğretmendir. Bu, dinci toplulukta büyük bir histeri yaratır. Hatta çok ünlü aşırı dinci bir avukat olan Matthew Harrison Brady savcılık yapmak üzere küçük kasabaya gelir. Ama öte yandan aynı derecede ünlü avukat Henry Drummond onu savunmaya karar verir. Sonuçta iki usta avukat mahkemede kozlarını paylaşırlar. Tutucu halk ve mahkemem tarafından karşısuna türlü zorluklarlar çıkartılan, tüm tanıkları reddedilen Drummond sonunda tanık sandalyesine Brady’i çağırır.

Filmde patlayan birşeyler, orası burası parçalananlar, ya da muhteşem efektler yok ama filmde uzun zamandır ortaya çıkan hiç bir yeni filmde olmayan bir şey var. İnsanı düşünmeye teşvik ediyor. Özellikle iki usta avukat arasında ki konuşmalar son derece mükemel. Yaptıklarına ve söylediklerine inanan iki insanın mücadelisi var ortada. Filmi takip edebilmek için özel efektlere veya acaip kamera oyunlarına gerek yok. Özellikle Spencer Tracy Henry Drummond rolünde tek kelime ile mükemmel. Bu rolü ile en iyi erkek oyuncu ödülüne aday olmuş. Ayrıca Brady’i oynayan Fredric March’da Oscar ödüllü bir oyuncu. Gene Kelly’de ateist gazeteci Hornbeck rolünde.

Sonuçta filmi evrim teorisi ile dinin mücadeles olarak görmek yanlış olur. Film fundamentalizm’in özgür düşünceyi nasıl hapsettiğini anlatıyor. Bir toplumun bilgisiz ve eğitimsiz kalmasının nelere yol açtığını gösteriyor. Eğer bütün bunlar sizi ilgilendirmiyorsa, bir mahkeme filmi olarak da seyredebilirsiniz.

Eğer bulabilirseniz şiddetle tavsiye ederim.

Sinan’ın Notu: 9

Filmin imdb sayfası

Henry Drummond’ın sözlerinden bir alıntı:

Henry Drummond: Can’t you understand? That if you take a law like evolution and you make it a crime to teach it in the public schools, tomorrow you can make it a crime to teach it in the private schools? And tomorrow you may make it a crime to read about it. And soon you may ban books and newspapers. And then you may turn Catholic against Protestant, and Protestant against Protestant, and try to foist your own religion upon the mind of man. If you can do one, you can do the other. Because fanaticism and ignorance is forever busy, and needs feeding. And soon, your Honor, with banners flying and with drums beating we’ll be marching backward, BACKWARD, through the glorious ages of that Sixteenth Century when bigots burned the man who dared bring enlightenment and intelligence to the human mind!

Henry Drummond: Anlamıyor musunuz? Eğer evrim gibi bir kanunu alır ve halk okullarında öğretilmesini yasaklarsanız, yarın özel okullarda öğretilmesini de yasaklayabilirsiniz. Ve yarın hakkında okunmasını da suç haline getirebilirsiniz. Ve yakında kitapları ve gazeteleri de yasaklayabilirsiniz. Ve daha sonra Katolik’i Protestan’a ve Protestan’ı Protestan’a karşı karşıya getirirsiniz ve kendi dininizi insanın kafasına zorla sokmaya çalışırsınız. Eğer birini yapabilirseniz, diğerini de yapabilirsiniz. Çünkü fanatism ve cahillik her daim açtırlar ve beslenmeye ihtiyaçları vardır. Ve pek yakında, sayın yargıç, elimizde flamalar ve öalan davullarla, bağnazların insan aklına zeka ve aydınlanma getirmeye cüret eden adamı yaktıkları, 16. yüzyılın o muhteşem çağlarına doğru geriye GERİYE yürümeye başlayacağız.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tam Ay Tutulması 21 Şubat 2008

Ay tutulmasıBu Şubat ayının 21′inde bu senenin ilk ve tek tam ay tutulmasına şahit olma fırsatı ile karşı karşıyayız. Türkiye’den de izlenmesi mümkün olabilecek bu olay 21 Şubat’ın ilk saatlerinde başlayacak (NTV 02:36 diyor). Buna göre Ay’ın Dünya’nın gölgesine girerek bakır rengi bir görüntüye boyanmasının takip edebileceğiz. Ay yaklaşık olarak bir saat boyunca Dünya’nın gölgesinde kalacak. Tutulmanın son bir kaç saati, yani ayın gölgeden çıkışının sonları Türkiye’den izlenemeyecek çünkü o saatlerde ay batmış olacak.

Ay tutulması, Dünya’nın Güneş ve Ay arasına girmesi ile meydana geliyor. Güneş, Dünya ve Ay aynı hizaya geldikleri zaman ve Dünya ortada bulunduğunda Ay tamamen Dünya’nın gölgesi altında kalıyor. Bir ay tutulması gerçekleştiği zaman Ay her zaman için dolunay olarak gözükmektedir.

Ay tutulmasının optik görüntüleriBir ay tutulması tipik olarak senede iki kez meydana gelir. Fakat tutulmanın tipi ve uzunluğu ayın o andaki konumu ile ilgilidir. Dolayısı ile bu tutulmalar her zaman tam tutlma olarak gerçekleşmeyebilir.

Ay tutulması. Umbra Latince gölge anlamına geliyor. Penumbra ise yarı gölgeAy Dünya’nın gölgesi altında kaldığı zaman tamami ile karanlıkta kalıp görünmez bir hale dönüşmez. Bunun sebebi Güneş den gelen ışığın Dünya’nın atmosferi yüzünden kırılarak Ay’ı hafifçe görünür kılmasıdır.

Eğer bu tam ay tutulmasını kaçırırsanız, bir sonraki tam ay tutulmasınına tanık olmak için 2010 yılının sonuna kadar beklemek zorundasınız.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kartopu Savaşları için…

Snoballer ve çocukBugün neredeyse bütün gündür kar yağıyor. İtiraf etmeliyim ki karda beni çeken bir şeyler. Oturup pencereden karın yağışını seyretmek, çıkıp karda dolaşmak, güzel şeyler bunlar. Ama kar deyince en zevklisi kartopu savaşlarıdır. Hatırlarım çocukken yünden eldivenler ıslanıp sırılsıklam olana kadar kartopları yapılır, daha sonra düşmanlar bir güzel şişlenirdi. İlk önce giysiler gelişti artık eldivaneler kartopu yapmaktan ıslanmıyor. Geçenler de internette gördüğüm şey ise insanın kartopu oynayasını getiriyor.

Snoballer kartopu yapıcıBu bir kartopu yapıcı. Saniyeler içinde kusursuz bir sürü kartopu hazırlayabilirsiniz. Aslında kaba bir salata kaşığına benziyor ama bir kartopu savaşı için ciddi bir cephane tedariği sağlıyor. Olayın içinden biraz romantizmi aldığı doğru ama öte yandan epik kartopu savaşları için son derece gerekli.

Üstelik adamlar sadece kartopu yapıcı da yapmamışlar, kardan siperler veya igloo (eskimoların kardan evleri) kumanda merkezinizi yapmanıza yardım edecek bir kardan tuğla yapıcı da var. Dahası eğer kartoplarını yeterince uzağa fırlatmaya gücünüz yetmiyorsa bir de kartopu fırlatıcı var.

Hadi kartopu savaşına!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Canavar (Cloverfield 2008)

Cloverfield 2008Açıkçası Canavar filmlerini severim. Dev gibi bir yaratığın New York’u (ya da başka bir şehri) yerle bir etmesini izlemek bence çok eğlenceli. Ama nedense son zamanlarda adam gibi bir film yapmayı kimse beceremedi. Cloverfield de aslında bir canavar filmi. Bu kadarı isimden de anlaşılıyor. Tabii filmi yapanlar filmin sürpriz etkisi artsın diye alakasız bir isim koymuşlar, yani bilmeden gidince etkisi fazla olsun diye. Ama bizim film firmalarımız çok zeki! olduklarından filme “Canavar” adını vermişler. Neyse bu ayrı bir konu, biz filme geçelim.

Devamı için tıklayın

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull Fragmanı

Indiana Jones IV’ün (Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull Fragmanı - Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı) ilk fragmanı bugün sinemalara ve internete düştü. İnsanın ağzı sulanıyor.

Eğer isterseniz Yahoo!’nun video sitesinde daha yüksek çözünülürlü bir hali de mevcut.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yıldız Savaşları: Klon Savaşları (Star Wars: Clone Wars)

Star Wars Clone Wars LogoBu Ağustos ayının on beşinde sinemalara yeni bir Yıldız Savaşları filmi gelecek. Aslında üç boyutlu bir animasyon filmi bu. Resmi Star Wars sitesi bu filmin fragmanı da dahil olmak üzere filmin yapımını, animasyonların nasıl yaratıldığını ve bunlara benzer şeyleri içeren bir sürü video içeriyor. Bekleyemeyenler buradan bakabilir.

Clone Wars: Sith vs. JediKlon Savaşları (Clone Wars)  adını taşıyan bu üç boyutlu film adından anlaşıldığı üzere Klon Savaşları sırasında yaşananları konu alıyor. Filmin fragmanı ve diğer görsellerine göre filmde yeni karakterlerde yer alacak. Bunlarda bir tanesi Anakin’in padawanı bir kız. Ayrıca yönetmeninin söylediğne göre film Anakin ile Obi-Wan Kenobi’nin gerçekten kardeş gibi bir olduklarını gösterecekmiş. Yani Sith’in İntakamı’nda en sonunda “You were my brother Anakin” derken atmıyormuş.

İlk Yıldız Savaşları’nda Obi-Wan ile Luke, Obi-Wan’ın evinde ilk kez bahsettikleri andan beri neredeyse fimi izleyen herkesin merak ettiği bir olaydır Klon Savaşları. Nasıl başladığını öğrendik. Şimdi neler olduğuna tanık olacağız.

Clone Wars: Anakin and Kenobi

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Alice ve kedi, yaşam için dört satırlık bir ipucu

Alice: Bana hangi yoldan gitmem gerektiğini söyler misin?
Kedi: Bu, büyük oranda nereye gitmek istediğine bağlı.
Alice: Şey, nereye gideceğimi bilmiyorum.
Kedi: O zaman hangi yoldan gittiğin farketmez.

Bu diyalog Alice Harikalar Diyarında (1865) adlı kitaptan alınmıştır.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tersine Dünya

Photoshop her zaman magazin dergilerine çıkan ünlülerin orasını burasını düzeltmek için kullanılmıyor. Vladstudio adında bir site bu sefer Photoshop’ı Dünya’ya uygulamışlar. Değişik bir fikirle. Dünya üzerindeki kara parçalarının deniz, su kütlelerinin ise kara olduğu bir dünya yaratmışlar. Oldukça ilginç olmuş.

Tersine Dünya

İsteyenler buradan resmin daha kaliteli yüksek çözünülürteki hallerini ufak bir ücret karşılığında indirebilirler.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Şimdi Ya Da Asla (The Bucket List, 2007)

Şimdi Ya Da Asla (The Bucket List, 2007) İngilizce AfişCarter Chambers (Morgan Freeman) 45 senedir tamircilik yapan kendi halinde, iyi bir aileye sahip biridir. Öte yandan ise Edward Cole (Jack Nicholson) sınırsız zenginlikte, huysuz, nevi şahsına münasır birisidir. Bu iki adam kanser mücadelesi verdikleri bir hastane odasında tanışırlar. İkiside bir seneye yakın ömürleri kaldığını öğrenir ve ölmeden önce yapmayı planladıkları şeyleri içeren bir listede yazanları yapmak üzere beraber yolculuğa çıkarlar.

Açıkçası filmin konusu oldukça klişe. Birbirinden çok farklı iki insan ölüm sayesinde biraraya gelir, engin ve mutsuz olan, diğerine hayatta yapamadıklarını yapma fırsatı verirken diğeri de ona insanca duygular aşılar vesaire vesaire… Yani bu ilk defa tanık olduğumuz bir konu değil. Öyle olmadığı gibi aslında senaryo ve anlatım da tahmin edilebilir, basit bir yönde ilerliyor. Yönetmen Rob Reiner pek iyi bir iş yapmamış. Hatta filmin bir sahnesinde iki kafadar Mısır’da piramitlere karşı oturuyorlar ama arka planın özel efekt olduğu o kadar belli ki, dikkatinizden kaçması ise imkansız.

Ama bir şey filmi kurtarıyor. O da iki süper aktörün oyunculuğu. Jack Nicholson ve Morgan Freeman rollerinde iyi değiller. Çok iyiler. Birbirleriyle büyük uyum içindeler. Dolayısı ile onları seyrederken, filmin diğer eksiklikleri hiç dikkatinizi çekmiyor.

Sonuç olarak etrafta tabancaların olmadığı, gerçekçi, duygusal ve zaman zaman da komik bir film seyretmek istiyorsanız bu film tam size göre. Gene de muhteşem, unutulmaz bir film demek pek mümkün değil. Ama keyifle sıkmadan izleniyor.

Sinan’ın Notu: 7

Fimin IMDb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu