İhtiyarlara Yer Yok (No Country for Old Men)

No Country for Old Men (2007)Ben bir sinema profesörü değilim, ama çok film seyreden, seyrettiğimi anlayan biriyim. Bu yüzden bu yazıyı okuyanlardan eğer anlayanlar varsa rica ediyorum bana anlatsınlar. Nedir bu film? Neler oldu? Bu filmi bir şaheser yapan ne? Çünkü bana kalırsa yer yer oldukça sıkıcı, bugüne kadar seyrettiğim tüm filmler arasında en anlamsız sona sahip bir filmdi.

Film, 1980 yılında Teksas’ta antilop avlayan bir bir adamın (Josh Brolin) tesadüfen bir uyuşturucu pazarlığına denk gelmesi ile başlar. Pazarlık sırasında bir şey ters gitmiştir ve oradaki herkes ölmüştür. Adamımız orada çanta içinde bulunan 2 milyon doları kapar ve gider. Fakat başta av peşinde koşan adamımız bundan sonra av durumundadır. Peşinde ise psikopat bir katil vardır.

Film oldukça ağır bir tempoya sahip. Yavaş ilerliyor. Yavaş ilerlemesi yetmezmiş gibi (özellikle ikinci yarıdan itibaren) anlaşılmaz durumlar ortaya çıkıyor. Öyle görünüyor ki film yapanlar filmlerini ne kadar karmaşıklaştırıp anlaşılması güç hale getirirlerse o kadar iyi oluyor gibi kanı var. Sanki film sadece, biz yapılanların tersini yapalım mantığı üzerine kurulmuş.

Sevgili katilimiz Anton Chigurh (Javier Bardem) ilk sahneye çıktığı anda elleri kelepçeli olarak başlıyor ondan sonra da bir daha durdurulamayan bir “Terminatör” olarak etrafta dolaşıyor. Ama maalesef film boyunca karakteri hiç gelişmiyor. Şerifimiz ise (Tommy Lee Jones) arada sırada ekrana çıkıp filozofik bir şeyler geveliyor o kadar. Bir iki sözü komik ve güzel ama onun haricinde bir özellikle abartılı güneyli aksanı ile tam bir gevelemeye dönüşüyor.

Arada alakasız hikayeler de var. Bir ara Woody Harelson tarafından oynanan bir ödül avcısı geliyor ve gidiyor. Şerifin çölün ortasında yaşlı bir adamla (kimin nesi bilemiyoruz) yaptığı bir sohbet var. Tamamen alakasız.

Filmin iyi tarafları da var. Oyuncular oldukça iyi, özellikle Javier Bardem gelmiş en iyi psikopatlardan biri. Filmin çekimleri falan da oldukça güzel. Filmin klişeleri takip etmemesi farklı bir akışa sahip olması da iyi bir durum. Ama tabii bir şeyin bokunu çıkarınca olmuyor. Öldürme ve ölme sahneleri de oldukça gerçekçi ve iyi çekilmiş. Ayrıca eskiden vahşi batı olarak anılan yerin hala oldukça vahşi görüntüleri de hoşuma gidenler arasındaydı. Ama bunların hepsi güzel bir şekilde birleşmediği için bence olmamış.

Sonuçta eğer filmlere Atilla Dorsay tipi bir yaklaşım içinde değilseniz, sahnelerin hangi açıdan, hangi merceklerle çekildiği sizin için önemli değilse bu film size oldukça sıkıcı gelecektir. Bana geldi. Demek ki anlamadığım bir şeyler var. Başta dediğim gibi, eğer birileri çıkıp da bu filmin neden çok iyi olduğunu bana anlatırsa çok sevinirim.

Sinan’ın Notu: 4/10 (On üzerinden dört)

imdb’de No Country of  Old Men

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

“İhtiyarlara Yer Yok (No Country for Old Men)” için 7 Cevap var


  1. 1 Can

    Dün gece izledim bende. Aslında güzel filmdi bende ilk seferde hiç birşey anlamıştım ama düşündükçe yada zaman biraz daha geçtikçe şimdi kavrayabiliyorum. Mesela oksijen yaşam kaynağı olduğu gibi öldürücüde olabiliyormuş. Özgürlük kişiden kişiye değişebilen bir kavrammış ve insanlar giderek umursamaz bir hale geliyormuş/geliyoruz.

    Şerif ise aslında madalya almayı hakedecek birşey yapmamış. Pişmanlık içinde başından geçenleri bize anlattılar bizde şerifle beraber izledik. Ve psikopat katilin o hale gelmeside yine insanların umursamaz yapısıydı galiba çünkü zeki olanlar kurtuldular dikkat ettiyseniz ama umursamaz olan diğerleri.. Son sahnedeki çocuk ise ben para vermeseniz bile size gömleğimi veririm deyince psikopat biraz bozuldu bu duruma çünkü böyle birşey beklemiyordu. Yani psikopat siz kendi yolunuzu seçtiniz ve öyle yaşadınız bende kendi yolumu seçtim ve böyle yaşıyorum diyordu sanki yada ben öyle anladım.

  2. 2 Cem Akkılıç

    Blogunuz çok güzel ve başarılı tebrik ederim.Yazılarınızı sürekli takip ediyorum.Şimdi izin verirseniz dikkatinizi insani bir göreve çekmek istiyorum.
    Gelin blogunuza bir kampanya ekleyelim.

    Dünyada her 3 saniyede bir insan ölüyor açlıktan ve bunların büyük çoğunluğu henüz çocuk.Artık onlar için bir kampanya var!Tamamen ücretsiz!

    Sizde bu kampanyayı yayınlayarak hem ziyaretçilerinizi arttırın hemde faydalı işlerinize önemli bir halka ekleyin.

    Bu kampanya nedir?

    Birleşmiş Milletlerin Açlık Sitesine Girin.

    Orada Göreceğiniz Sarı Düğmeye Tıklayın.Dünyanın Herhangi bir Yerinde Aç Bir insan Yiyecek Alıyor. Size Hiçbir Maliyeti Yok, Yiyeceğin Parası Reklam Logolarını Görmeniz ile Reklam Yapan Sponsorlar Tarafından Ödeniyor,Tüm Yapacağınız Bu Siteye Girmek ve Yiyecek Bağışla Help Feed The Hungry) Düğmesine TIKLAMAK. Bir Saniye Sürüyor, Günde Sadece Bir Kere Bağışta Bulunabiliyorsunuz.İşte bu kadar kolay!

    Nasıl yayınlayacaksınız?

    Sitenin linkini aşagıda yazdığım bloglarımdan edinebilirsiniz ya da kolaylık olması için
    cagdasdrama@gmail.com adresimden gereken HTML dosyasını gönderebilirim.Bir mail atmanız yeterli.

    Not: Kampanyayı yayınlayan siteleri kendi blogum da Onuncuköy de asiller listesi adı altında yayınlamaktayım.Burada ki amaç katılımcıların çokluğunu gösterebilmek.Siz de kampanyayı yayınladığınız taktirda lütfen cagdasdrama@gmail.com adresime web sayfanızın linkini içeren mailinizi yollayın ve listede adınız yer alsın.

    Cem Akkılıç

    Kampanya detayları için;

    Cem Akkılıç

    http://cakkilic.blogspot.com/

    http://cemologyonuncukoy.blogspot.com/2008/03/alik-kampanyasi.html

    Kampanyayı blogunda yayınlayan ASİLLER

    http://cemologyonuncukoy.blogspot.com/2008/03/alik-kampanyasi-ve-asiller-listesi.html

  3. 3 Soner Siner

    Oğlum Alan Parker’ın The Wall’unu ilk kez seyretmeye heveslendiğinde 10 yaşındaydı. Kendisine onun için ağır gelebilecek bir film olduğunu söylememe aldırmadan seyretti. Filmi sevdi ve bana ” filmi anladığını” söyledi.

    Fakat oğlum aynı filmi 10 sene sonra tekrar seyretiğinde bana bu kez ” gerçekten anladığını ve tamamen algıladığını” söyledi. Film üzerine konuşunca gördüm ki, bu kez algıları doğruydu.

    Elbette ki 10 yaşında seyrettiğinde de o zamanki eğitim, zeka ve bilgi seviyesine göre de birşeyler anlamıştı. Film hakkında kendince bir fikri(!) vardı. Ve eğer sorsaydık o da kendini “seyrettiğimi anlayan biriyim” şeklinde tanımlardı.

    İki yaş arasındaki değişen algı farkının sebebi ise arada geçen yıllarda edindiği bilgi,eğitim,deneyim, buna bağlı olarak artan yorumlama gücü vs. etkenlerdi.

    Ben Kimim bölümünde kendini “zeki tembellerden” biri olarak tanımlayan blog sahibi genç dostumun da, 10 yıl sonra seyrettiğinde farklı algılayacağından eminim…

  4. 4 Sinan Taga

    @Soner Bey,
    Dediğinize katılıyorum. Filmler vardır daha sonra seyrettiğiniz zaman size daha farklı gelebilirler.
    Aslında baktığım zaman benim de yıllar önce beğenmediğim, ama daha sonra bir kez daha seyrettiğimde fikrimin değiştiği filmler de oldu tabii ki. Muhakkak zaman değiştikçe daha (giderek daha az oranda) olacaktır.

    Ayrıca düşündüren insanın aklını meşgul eden filmlere de karşı değilim.

    Evet bu filmde de belki derinlemesine düşündüğünüz zaman bir sürü anlam yüklü. Ama benim filmle alıp veremediğim konu filmin sıkıcı olması. Tabii bu benim görüşüm. Ayrıca filmdeki katil karakterinin de yeterince gelişmemiş olduğunu düşünüyorum. Tabii bunlar benim görüşüm.

    Eğer siz de filmi neden beğendiğinizi veya beğenmediğinizi, beğenmeyenler tarafından nelerin anlaşılmadığını düşündüğünüzü yazarsanız belki daha açık olarak tartışabiliriz.

  5. 5 erhan zor

    Bu filmden birşey anlaman için önce coen kardeşleri bi araştır derim.. Ardındanda izlediği filmi anlayan birisi olup olmadığını bir daha düşün..

  6. 6 Sinan Taga

    Erhan,
    Demek ki ben Coen kardeşleri anlamıyorum. Buraya yazdık öyle olduğunu. Ayrıca filmi anlamıyorsun diyen ikinci kişisin. İlkine de yazdığım gibi neyi anlamadığımızı (filmi sevmeyenler) anlatın diyorum. Gelen tek cevap ise sadece “anlamıyorsun” oluyor.

    İyi de sizin anladığınız da bizim anlamadığımız nedir onu soruyorum.

  1. 1 webiket.net
    Geri İzleme on 13 Mart, 2008 at 13:46

Cevap ver