Geçen akşam dört kişi Bostancı’da bulunan Cercis Murat Konağı‘na gittik. Ne zamandır önünden geçtiğimiz ama fırsat bulamadığımız bir yerdi. Sağnak arkadaşımızın ısrarları sonunda o akşam yemeğini de orada yemeye karar verdik.
Adından anlaşılacağı üzere Cercis Murat Konağı, Mardin Mutfağı’ndan örnekler sunan bir restoran. Bilinen kebaplar da mönü de var ama biz buraya kadar gelmişken Mardin’in yemeklerinden tadalım dedik. Kebaplara birazdan geleceğiz ama ilk önce mezeler.
Mönüde yazan mezelerin çoğu tanıdık değildi, bu yüzden bizde garsonumuzdan yardımcı olmasını istedik. O da bize on on adet meze örneğinden oluşan bir servis getirdi. Resimde gördüğünüz bu mezeler içinde daha önce tattığım bir tanesi yoktu. Hatta bir kaç tanesi dışında adlarını ve nelerden olduştuklarını da hatırlamıyorum. Tek hatırladığım muammara denilen bir şeydi. Bunun dışında tabakta bulunan küflü yoğurt ve pekmezli patlıcan ezmesi de grup tarafından en beğenilen mezeler oldular.
Kebap kısmına gelince gene gene garson yardıma koştu ve Mardin’e özel kebapları anlattı. Bunun üzerine ben Hammis denilen bir kebabı, Sağnak ise Mardin Kebabı’nı tercih etti. Kızlar ise anlaşılmaz biçimde her yerde yiyebilecekleri Beğendili Kebap’ı paylaşmaya karar verdiler.
Mardin Kebabı içinde sebze olan bir kebap. Sağnak tarafından oldukça beğenildi. Hammis ise saçta özel bir şekilde pişirilen bir çeşit kavurma. Ama oldukça lezzetliydi.
Bunun dışında yemeğin yanında hepimiz ayran içtik. Ayran bakır kupalarda servis edilen oldukça lezzetli bir ayrandı.
Yemek sonunda bir de mıra denilen özel bir kahve deneyebilirsiniz. Oldukça değişik bir tadı olan mıra kahve severlerin hoşuna gidebilir. Bu arada mıra içmenin de özel bir raconu varmış. İlk olarak mırayı fondip şeklinde içmek lazım. Daha sonra eğer daha isterseniz fincanı mıracıya uzatıyorsunuz o da yenisini veriyor. Eğer istemez iseniz bu sefer uzatırken parmağınızı bardağın üzerine koymanız lazım ki istemediğiniz anlaşılsın. Fincanı masanın üzerine boş olarak koymak ise ağanın yapacağı bir şey. Böyle olursa mıracıya bir bahşiş vermeniz gerekebilir.
Bunların dışında gerek mekan, gerekse personel iyiydi.
Sonuç olarak Cercis Murat Konağı’nda yediğimiz yemekten genel olarak memnun kaldık. Tavsiye ederim.

Bu cumartesi akşamı kalabalık bir arkadaş grubu ile Beşitaş’ta bulunan BKM Mutfak‘a gittik. Belki duymuşsunuzdur, Yılmaz Erdoğan ve Demet Akbağ’ın tiyatrosu olan Beşiktaş Kültür Merkezi’nin bir uzantısı olan bir kafe-bar. Aslında tam olarak da kafe-bar demek yanlış olur. Üst tarafı kafe-bar altında ise bir atölye var. Burada gece hayatı konsepti içine biraz tiyatro sıkıştırılmış. Hafta arası kafe-bar-restoran olarak hizmet veren mekanda hafta sonları canlı müzik dinleyebilir ve Atölye oyuncularını seyredebilirsiniz.
Daha fazlası için tıklayın.
Büyük ihtimalle haberiniz vardır, Nişantaşı’nda Ocak ayının sonlarında Nişantaşı City’s adlı yeni bir alışveriş merkezi açıldı. Bu cumartesi günü bizde işimiz gücümüz yokmuş gibi buraya gittik. Açık söylemek gerekirse ben bir defa gittim, bir daha da gideceğimi sanmıyorum.
Devamı için tıklayın
Sevgili ağabey, değerli ziyaretçiler ve ilk yazı deneyimini yaşayan ben, hepinize merhaba. Bu interneti kendimi bildim bileli kullanıyorum hemen hemen ama bu sefer ilişkimiz farklı gibi. Farklı derken, sanki bu sefer internet benden faydalanıyor gibi hissettim yani. Kendime başarılar diliyorum.
Her neyse, ben pratik bir adamım, sade ve yalın düşünür ona göre de kendimi anlatmaya çalışırım. Şunu belirtmeliyim ki ağabeyim bundan sonra blog’unda benim yazılarıma yer verirse, bundan sonrakiler için söylüyorum, direk sadede gelirim. Olası yazılarımın içeriğini de şimdiden kestiremiyorum. Sanırım buna biraz da internetle başlayan yeni ilişkimiz yön verecek. Belki ilk yazı için şimdilik bu kadarı da yeter ama hazır iş başındayken bugün beni rahatsız eden bir olayı paylaşmak isterim. Belki ben abartıyorum ama olayı size aktarıyım siz karar verin;
‘Vappiano, Nappio? Ve Merhaba’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Bu pazar günü Mısra ile beraber İstinye Park’a gittik. Nerede yemek yiyeceğimizi düşünürken Juke Box adlı bir “restaurant-cafe-bar”‘ın önüne geldik. Dışarıdan fena gözükmedi biz de değişik bir yer denemek amacı ile daldık içeri.
Ortaya bir salata söyledik. Ben bir hamburger, Mısra ise bir Frankfurter ısmarladık. Sonuç olarak ne yemeklerden ne de hizmetten memnun kaldık. Yemekler kötü idi. Garsonlar ise konuyla alakasız. Sonuç olarak diyebilirim ki, ben gittim, siz gitmeyin” Ne de olsa başka alternatifler de var.
Bu arada oraya ilk gidişimizde Rainforest Cafe’ye gitmiştik. Orada yediğim hamburger hayatımda yediğim en güzel hamburgerlerden biri idi. Onu kesinlikle tavsiye ederim. Gerçi orada ki hizmet seviyesi de oldukça kötüydü ama en azından yemekler lezzetli idi.
Son Yorumlar