'Sinema' kategorisi arşivi

Mustafa (2008)

MustafaBugün Can Dündar‘ın yazıp yönettiği Mustafa adlı filme gittik. Konu Mustafa Kemak Atatürk olunca her zamanki gibi tartışma eksik olmuyor. Şimdiden konuyla ilgili yazılıp çizilenler etrfata çoğalmaya başladı. Bende kendi izlenimlerimi anlatayım dedim.

İlk olarak belirtmek gerekir ki Mustafa aslında bir belgesel. Bunu söylememin sebebi bazıları tarafından bunun sanki bir sinema filmi gibi aktarılması. Ama bir belgesel olması sizi Mustafa‘yı seyretmekten alıkoymasın.

Filmde, Mustafa’nın doğuşundan başlayarak ölümüne kadar olan hayatını anlatılıyor. Zaten bu kadarı anlaşılıyor ama film diğer Atatürk belgesellerinden biraz farklı.

Bu filmde Mustafa Kemal bir insan olarak tanımlanıyor. Yani sadece müthiş tarafları ile değil, insani zaafları ile de aktarılmış. Bana kalırsa bu onu basitleştirmekten öte daha da büyük bir insan haline getirmiş. Normal, bizim gibi bir insanın nasıl bir dünyanın en büyük askerlerin ve devlet adamlarından biri haline geldiğini anlatıyor. Bu yüzden bence oldukça başarılı bir çalışma olmuş.

Bana kalırsa fimin bazı yerleri biraz kısa geçilmiş. Mesela Çanakkale’deki zaferi, Samsun’a çıkışı vesaire gibi olaylar üzerinde durulmamış. Bunun yerine Mustafa Kemal’in o anki hali üzerine yoğunlaşılmış.

Sonuç olarak ben oldukça beğendim. Son derece güzel bir belgesel olmuş. Can Dündar iyi bir iş çıkarmış. Kesinlikle tavsiye ederim.

Sinan’ın Notu: 8/10

Bu arada yeni öğrendim ki, Turkcell son anda filme sponsor olmaktan vazgeçmiş. Bunu da “bizim her kesimden müşterimiz var, bu filme sponsor olursak bir kesimi karşımıza alabiliriz” gibisinden gerzekçe bir sözle açıklamaya çalışmışlar.  Bence Turkcell’in ayıbı çok büyük. Kınıyorum…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tropik Fırtına - Tropic Thunder (2008)

Tropik FırtınaBen Stiller’in yazıp yönettiği ve oynadığı son filmi Tropik Fırtına’yı seyrettik.  Açıkçası film Amerika’da oldukça fazla reklamı yapılmış son derece beklenen bir filmdi. Ama Türkiye’de böylesine bir durum yoktu.

Uzun zamandır sinemada düzgün bir komedi filmi seyretmemiş ve Ben Stiller hayranı da olmayan bir kişi olarak filmi seyrettim. Filmi oldukça beğendim diyebilirim.

Klasik Ben Stiller tarzı bu filmde de kendini hissettiriyor ama her zamanki kadar ağır değil. Filmde tonlarca ünlü ve iyi aktör var. Hepsi de çok güzel oynamışlar. Ama bunların arasında Robert Downey Jr. ve Tom Cruise hemen öne çıkıyorlar. Daha önce hiç görünmedikleri gibi olmalarının dışında performansları da çok iyi.

Bunu dışında zekice espriler, oldukça komik sahneler var. Ama filmde geçen esprilerin bir çoğu da Amerikan kültürü ile içli dışlı olanlara ve sinema ile ilgili olanlara hitap ettiği için herkesin bu filmdeki esprilerin tümünü kapamaması mümkün. Ama bunun dışında espriler, oyuncuların performansları, ve aksiyon sahneleri ile kaliteli bir film. Ayrıca Ben Stiller hastası olmayanlar için bile seyredilebilecek ve gülünecek bir komedi filmi.

Sonuç olarak bence komik ve eğlenceli bir film. Ben tavsiye ederim.

Sinan’ın Notu: 7/10

imdb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Çeviride Kaybedililenler ve Uydurulanlar


Çeviri yapmak aslında zor iş. Çevirenin sadece dilleri bilmesi yeterli değil. Tabii ki dilleri bilmesi çok önemli. Ne yazık ki bu da her zaman için yeterli olmuyor çünkü bir dilin başka bir dilde her zaman tam karşılığı bulunmuyor. Bu yüzden bence çevirideki en önemli şey  çevirenin orijinali yaratan kişinin ne demek istediğini ve niye demek istediğini anlamış olması.

Öyle görünüyor ki bizim sinema ve televizyon sektöründe çalışan çevirmenlerimizin konu ile pek alakaları yok. Özellikle televizyonlarda filmleri (veya diğer programları)  izlerken alt yazılarda geçenlerin zaman zaman tutmadığını görüyorum. Birden fazla seyredilen filmlerin dublajında da aynı şey var. Adam bir şey söylüyor altında yazan ise demek istediği şey değil.

Tabii film isimlerini çevirmede de aynı problem söz konusu. Mesela adam filmin konusu anlaşılmasın gidenlere sürpriz olsun diye filmin adını “Cloverfield” koymuş. Bizimkiler ne yapmış? Filmi “Canavar” diye çevirmişler. E ne anladım o zaman ben bu çeviriden.  Bu özel isimleri Türkçe’leştirmek de yeni bir moda oldu. “Wall-e” özel bir isim şimdi onu gidip de “Vol-i” yapmanın manası ne?Acaba çevirmenler bunu yaparken kendilerini eseri ortaya koyandan daha iyi mi görüyorlar. Esere daha iyi bir isim mi koyduklarını düşünüyorlar? Anlayan var ise beri gelsin.

Lost in Translationİşte gözüme çarpan bazı abuk sabuk çeviriler:

  • 27 Dresses (27 Elbise)  - Benimle Evlenir Misin?
  • The Game Plan (Oyun Planı) - Oyun Bozan
  • Broken Angel (Kırık Melek) - meleğin sırları (Burada Kırık Meleğin tam karşılığı olmadığını belirtmek lazım. Burada daha çok incinmiş manasında kullanılmış)
  • The Flock (Sürü)  -  Günahkarlar
  • Mongol (Moğol)  - Cengiz Han
  • In the Name of the King (Kral Adına)  - Özgürlük Savaşçısı
  • Awake (Uyanık)  - Aneztesi
  • One Way (Tek Yön) - İkili Oyun
  • The Fox and The Child (Tilki ve Çocuk) - Arkadaşım Tilki
  • Southland Tales (Güney Öyküleri) - Kıyamet Öyküleri

Sizde aklınıza gelenleri söyleyin buraya ekleyelim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Sex and the City

Bu yazı Sinem Duman tarafından yazılmıştır.

Sex and the city tam anlamıyla kadınlar matinesi gibiydi.. Sinema salonundan bahsediyorum.

Salonda o kadar az erkek vardı ki olanlara acıdık resmen .

Dizinin en büyük takipçilerinden biri olan ben filmde hayal kırıklığına uğrayacağımı zannetmiştim, genelde öyle olur, en azından Türkiye’de yapılan örneklerinde.

Fakat öyle olmadı, burada diziden tek değişiklik kıyafetlerin daha da ön planda olması, sanki katalog çekimi veya bir defile gibiydi. Tabii biz kadınlar görselliğe ve özellikle güzel kıyafetlerin güzel vücutlara giydirilmesine hayran kalıp bir an olsun kendimizi onların yerine koyduğumuz için, bize müthiş bir göz banyosu oluyor bu film.

Teması yine aşk, fakat bol acılı bir aşk..Carrie yani Sarah Jessica Parker’ın 10 yıldır çektiği aşk acısı yetmiyormuş gibi filmde bunun 1000 katı kadar bir acıyı daha kısa bir süre zarfında çekiyor. Ama sonunda mutlu ayrılıyor filmden, onca yılın acısını çıkarıyor adeta. Ama dikkati çeken en önemli mesaj; evliliğin nasıl ve niçin var olduğu. Birçok formalite aslında gerekli midir bunu sorguluyor. İnsanın kendisini de sorgulayabileceği bir film aslında. Soru şu; her şeyin basit ve sade olduğu zamanlarda insan daha mı mutlu olur? Sevdiği insan yanındayken diğer detaylar ne kadar gereklidir? Bu tür sorular film boyunca insanı daha doğrusu kendi adıma beni düşündüren sorulardı. Filmde bir diğer tema ise, dizide olduğu gibi arkadaşlıktı, birbirileri için herşeyi yapabilecek ve birbirlerine inanılmaz bağlı 4 kadın. İşte bu gerçekten hepimizin ömür boyu ihtiyaç duyacağı ve filmin en özendirici tarafı sanırım..

Ufak not: Filmde insanların New York’ a aşk ve marka için geldiklerini anlatılıyor ve bunu kesinlikle kanıtlıyor. Markalar hiç yapmadıkları kadar reklam yapmışlar filmde, ve sanki gerçek hayatta o markalardan başka bir şey giyilmiyormuş hissi yaratılmış. Yinede dediğim gibi görsellik muhteşem, kıyafetlerin hepsi aklımda nerdeyse.. 

Bayanlara kesinlikle tavsiye ediyorum, beyler siz gitmesenizde olur….

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bakış Açısı (Vantage Point) 2008

Bakış Açısı, Vantage PointBakış Açısı, İspanya’da bir barış konuşması yapmaya gelen Amerikan Başkanı’na yapılan bir  suikasti ve onu korumakta olan gizli servis elemanlarının hikayesi anlatıyor. Tabii bu olaylar hem bu kişilerin, hem teröristlerin hem de bunlar dışında bir kaç kişinin bakış açılarından anlatılıyor.

Film adından da anlaşılacağı üzere değişik bakış açılarından aynı olayı anlatıyor. Açıkçası bence film oldukça iyi başladı. Hızlı bir başlangıç, değişik ve akıcı bir kurgu. Buraya kadar gayet güzel aynı olay, farklı kişilerin bakış açılarından birleşmeye başladıkça ortaya güzel bir durum çıkıyor. Bu süre içinde gerek aksiyon sahneleri gerekse efektler oldukça iyi. İhanetler göz önüne çıktıkça ve olaylar biraz açıklanmaya başladıkça film sizi biraz daha içine çekiyor.

Tam iyi bir film seyrettiğinizi sanırken, film birden yokuş aşağı gitmeye başlıyor. Bilinen klişeler, ve Jack Bauer taklidi bir durum içine giriyoruz.  Neyse ki oyuncuların iyi olması ve hızlı aksiyon çekimleri gibi şeyler yüzünden bunların pek farkına varmıyorsunuz ama film ilk yarım saatteki performansından uzaklaşıyor.

İyi başlayıp, orta derecede devam eden film ortalama, hatta belki ortalama bir aksiyon filmi olma yolundayken filmin sonu geliyor. Açık söylemem gerekir ki filmin sonu bence bir filmde gördüğüm en kötü en idiotik sonlardan biri. Sanki birisi çıkıp da yönetmene “Hadi kardeşim zaamn doldu, iki dakika içinde bitir.”  demiş gibi bir durum söz konusu.

Sinan’ın Notu: 6/10

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Cengiz Han (Mongol)

Cengiz Han (film 2008)Cengiz Han’ı ilk duyduğumdan beri hep sevmişimdir. Dolayısı ile sinemada bir Cengiz Han filmi görünce de gitmemek olmazdı. Bu arada burası bir sinema blogu olmadığını hatırlatmak isterim, son üç yazının hep filmlerle ilgili olması tamamen tesadüf. Jumper filminin çıkar çıkmaz ani bir kararla Cengiz Han’ın gece yarısı seansına girmemizin büyük bir katkısı var. Neyse filme geçelim.

Her ne kadar yabancı (yabancı derken Amerikan sineması dışında kalanlar) filmlere şüphe ile yaklaşan biri olsam da gerek fragman ve afişlerinin çekiciliği, gerekse filmin kahramanı yüzünden filme isteyerek gittim. İyi ki de gitmişim. Cengiz Han iyi bir filmde olması gereken her şeye sahip. Tamam, belki ehrşeye değil ama bir çok şeye.

Birincisi son derece güzel çekimlere,  oldukça müthiş ve gerçekçi savaş sahnelerine sahip. Oyuncular rollerinin haklarını son derece iyi vermişler. Japon aktör Asano, Cengiz Han rolünde oldukça iyi. Ama Jamoka rolünde Çinli Honglei Sun daha da iyi. Diğer oyuncular da rollerinin haklarını vermişler.

Bence fimi bu kadar hoş kılan özelliklerin başında da filmin tarihsel gerçeklere bağlı kalmış olması. Cengiz Han’ı batılıların her zaman anlattığı vahşi, cani, kelimenin tam anlamı ile barbar olarak tasvir eden yaklaşımlarındansa film Cengiz’i bir insan olarak gösteriyor. Dünya’nın en büyük fatihlerinden birinin o hale nasıl geldiğini daha gerçekçi ve doğru bir şekilde anlatıyor.

Filmin Moğolca olması da bence hoş ve iyi bir değişiklik. (Özellikle aksanlı İngilizce konuşan mağara adamlarından sonra)

Bu arada bana göre filmde eksik olan bir iki nokta var.  Bunların bir tanesi Timuçin’in biraz ilahi biri olarak kayrıldığını yansıtmaya çalışan kısımlar. Diğeri ise Timuçin’in bir anda Cengiz Han’a dönüşmesi. Arada geçen zamanda Moğollar’ı nasıl topladığı onları tek bir lider altında nasıl birleştirdiğine pek fazla zaman ayrılmamış.

Söylendiğine göre Rus yönetmen Sergei Bodrov aslında bu hikayeyi bir üçleme olarak düşünmüş. Kimbilir belki de devam gelir.

Kesinlikle tavsiye ederim.

Sinan’ın Notu: 8/10 (on üzerinden sekiz)

imdb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Jumper

Jumper (2008)Bu cumartesi günü Jumper adlı filme gittik. Açıkçası filmin fragmanları oldukça hoştu. Ama film fragmanları kadar iyi çıkmadı diyebilirim. Filmin konusu oldukça basit aslında.

Kahramanız David Rice (Hayden Christiansen) bir gün farkına varır ki, kendini istediği an istediği yere “ışınlayabilmektedir”. (Jumper = zıplayıcı ismi de buradan geliyor.) Bu özelliğini keyfe keder devamlı kullanmaktadır. Ama onun bilmediği bu özelliğe tek sahip olanın kendisi olmadığıdır. Bu özelliğe sahip kişiler uzun zamandır ortada dolaşmaktadırlar ve bu süreden beri onları yakalayıp öldürmeye çalışan “paladin” adı verilen ayrı bir grup vardır. Sonuç olarak David Rice’da kendini bu savaşın içinde bulur.

Aslında filmi seyrederken sıkıldığımı söyleyemem. İlgiyle izleniyor. Özellikle kendini istedğin yere ışınlayabilmek özelliği ve Dünya’nın farklı yerinde farklı manzaralar güzel anlar. Ama bence problem eldeki fikrin (kendini ışınlama) sadece bir fikir olarak filme aktarılmış olması. Yani film sadece bu özellik üzerine kurulmuş gibi görünüyor. Ortada bir hikaye yok, bir karakter gelişmesi yok. Güzel bir fikir, hikaye yok.

Ama gene de filme gidip güzel bir vakit geçirebilirsiniz. Derinliği olmadan, bir şey anlatmaya çalışmayan, iyi bir fikir etrafına, sadece fikre dayanılarak yapılmış bir film.

Sinan’ın Notu: 6/10 (On üzerinden altı)

imdb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İhtiyarlara Yer Yok (No Country for Old Men)

No Country for Old Men (2007)Ben bir sinema profesörü değilim, ama çok film seyreden, seyrettiğimi anlayan biriyim. Bu yüzden bu yazıyı okuyanlardan eğer anlayanlar varsa rica ediyorum bana anlatsınlar. Nedir bu film? Neler oldu? Bu filmi bir şaheser yapan ne? Çünkü bana kalırsa yer yer oldukça sıkıcı, bugüne kadar seyrettiğim tüm filmler arasında en anlamsız sona sahip bir filmdi.

Film, 1980 yılında Teksas’ta antilop avlayan bir bir adamın (Josh Brolin) tesadüfen bir uyuşturucu pazarlığına denk gelmesi ile başlar. Pazarlık sırasında bir şey ters gitmiştir ve oradaki herkes ölmüştür. Adamımız orada çanta içinde bulunan 2 milyon doları kapar ve gider. Fakat başta av peşinde koşan adamımız bundan sonra av durumundadır. Peşinde ise psikopat bir katil vardır.

Film oldukça ağır bir tempoya sahip. Yavaş ilerliyor. Yavaş ilerlemesi yetmezmiş gibi (özellikle ikinci yarıdan itibaren) anlaşılmaz durumlar ortaya çıkıyor. Öyle görünüyor ki film yapanlar filmlerini ne kadar karmaşıklaştırıp anlaşılması güç hale getirirlerse o kadar iyi oluyor gibi kanı var. Sanki film sadece, biz yapılanların tersini yapalım mantığı üzerine kurulmuş.

Sevgili katilimiz Anton Chigurh (Javier Bardem) ilk sahneye çıktığı anda elleri kelepçeli olarak başlıyor ondan sonra da bir daha durdurulamayan bir “Terminatör” olarak etrafta dolaşıyor. Ama maalesef film boyunca karakteri hiç gelişmiyor. Şerifimiz ise (Tommy Lee Jones) arada sırada ekrana çıkıp filozofik bir şeyler geveliyor o kadar. Bir iki sözü komik ve güzel ama onun haricinde bir özellikle abartılı güneyli aksanı ile tam bir gevelemeye dönüşüyor.

Arada alakasız hikayeler de var. Bir ara Woody Harelson tarafından oynanan bir ödül avcısı geliyor ve gidiyor. Şerifin çölün ortasında yaşlı bir adamla (kimin nesi bilemiyoruz) yaptığı bir sohbet var. Tamamen alakasız.

Filmin iyi tarafları da var. Oyuncular oldukça iyi, özellikle Javier Bardem gelmiş en iyi psikopatlardan biri. Filmin çekimleri falan da oldukça güzel. Filmin klişeleri takip etmemesi farklı bir akışa sahip olması da iyi bir durum. Ama tabii bir şeyin bokunu çıkarınca olmuyor. Öldürme ve ölme sahneleri de oldukça gerçekçi ve iyi çekilmiş. Ayrıca eskiden vahşi batı olarak anılan yerin hala oldukça vahşi görüntüleri de hoşuma gidenler arasındaydı. Ama bunların hepsi güzel bir şekilde birleşmediği için bence olmamış.

Sonuçta eğer filmlere Atilla Dorsay tipi bir yaklaşım içinde değilseniz, sahnelerin hangi açıdan, hangi merceklerle çekildiği sizin için önemli değilse bu film size oldukça sıkıcı gelecektir. Bana geldi. Demek ki anlamadığım bir şeyler var. Başta dediğim gibi, eğer birileri çıkıp da bu filmin neden çok iyi olduğunu bana anlatırsa çok sevinirim.

Sinan’ın Notu: 4/10 (On üzerinden dört)

imdb’de No Country of  Old Men

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

M.Ö. 10000 (2008)

10,000 B.C.M.Ö. 10.000 (10,000 B.C.) filminin fragmanlarını ve afişlerini gördükten sonra filme büyük bir beklenti ile gittim diyebilirim. Filmin vaadettiği şeyler aslında merak uyandırıcı ve seyretmeye değer şeyler. Mamutların, kılıç dişli kaplanlar ve bunların ortasında yaşama savaşı veren insanlar. Tamam buraya kadar herşey güzel, bunlar bir filmi ilgi çekici yapmaya yetecek şeyler. Ama maalesef bunlara rağmen film vaad ettiği heyecanı ve izlentiyi hayata geçiremiyor.

Filmin hikayesi oldukça basit. Dağlarda bulunan ve mamutları avlayarak geçinen ıfak bir kabile bir gün saldırıya uğrar. Sevdiği kızı kurtarmak niyetinde olan esas oğlan kızı kaçıranların peşine düşer. Bu yolculuk sırasında da bir kahramana dönüşür. Gördüğünüz gibi bu konu filmlerde milyonlarca kez işlenmiş bir konu. Tabii bu klişe konudan ortaya çıkan şaheserler var ama, gene maalesef bu film onlardan biri değil.

Tarih öncesi hayvanların canlanıp etrafta dolaşması filmi enterasan kılan etkenlerden biri. Özellikle mamutlar son derece muhteşemler. Nitekim ormanda geçen bölümde saldıran kuşlarda oldukça iyi. Gelgelim, kılıç dişli aslan bilgisayar destekli animasyonların en zayıfı.

Ayrıca filmde hakim olan birde doğaüstü bir durum sözkonusu. Yani sadece gerçeklere dayalı bir film değil. Bana kalırsa bu tarafı filmi kötüye götüren yönlerinden biri. Yanlış anlamayın, fantezi, büyü, sihir gibi şeyleri severim. Ama gene bir maalesef bunlar bu filmin içinde oldukça sırıtıyorlar. Sanki filmi yazanlar bir sürü mantık dışı şeyi, açıklasak açıklasak doğaüstü bir güç ile açıklayabiliriz demişler. Bu yüzden film ne tarihsel olarak doğru olabilmiş, ne de fantastik öğeleri iyi kullanabilmiş.

Nedense Alien’da ki Sigourney Weaver geliyor insanın aklına.Sonuç olarak ortaya son derece klişe bir film çıkmış. Temel olarak Apocalypto’yu al, Stargate’in içine at, karıştır. Daha sonra da filme 300, Alien, Jurassic Park’tan ufak alıntılar koy şeklinde bir film ortaya çıkmış. Filmin orijinal olabildiği anlar, mesela mamut avı gibi kısımlar oldukça eğlenceli. Hatta zaman zaman aksiyon sahneleri de fena değil. Ama genel olarak, zaman zaman muhteşeme yaklaşan bilgisayar destekleri animasyonları olmasa bir sinema filminden çok televizyon için yapılmış bir film gibi.

Film genel olrak sıkıcı değil, seyrediliyor. Filmden çıktıktan sonra filmi analiz edip bri sürü mantıksızlığın farkına varmazsanız ve türün başka örneklerinin değişik bir ortamda kolajlanması sizi rahatsız etmez ise film oldukça hoş bile gelebilir.

Sinan’ın Notu: 5.5

Filmin imdb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Canavar (Cloverfield 2008)

Cloverfield 2008Açıkçası Canavar filmlerini severim. Dev gibi bir yaratığın New York’u (ya da başka bir şehri) yerle bir etmesini izlemek bence çok eğlenceli. Ama nedense son zamanlarda adam gibi bir film yapmayı kimse beceremedi. Cloverfield de aslında bir canavar filmi. Bu kadarı isimden de anlaşılıyor. Tabii filmi yapanlar filmin sürpriz etkisi artsın diye alakasız bir isim koymuşlar, yani bilmeden gidince etkisi fazla olsun diye. Ama bizim film firmalarımız çok zeki! olduklarından filme “Canavar” adını vermişler. Neyse bu ayrı bir konu, biz filme geçelim.

Devamı için tıklayın

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull Fragmanı

Indiana Jones IV’ün (Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull Fragmanı - Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı) ilk fragmanı bugün sinemalara ve internete düştü. İnsanın ağzı sulanıyor.

Eğer isterseniz Yahoo!’nun video sitesinde daha yüksek çözünülürlü bir hali de mevcut.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yıldız Savaşları: Klon Savaşları (Star Wars: Clone Wars)

Star Wars Clone Wars LogoBu Ağustos ayının on beşinde sinemalara yeni bir Yıldız Savaşları filmi gelecek. Aslında üç boyutlu bir animasyon filmi bu. Resmi Star Wars sitesi bu filmin fragmanı da dahil olmak üzere filmin yapımını, animasyonların nasıl yaratıldığını ve bunlara benzer şeyleri içeren bir sürü video içeriyor. Bekleyemeyenler buradan bakabilir.

Clone Wars: Sith vs. JediKlon Savaşları (Clone Wars)  adını taşıyan bu üç boyutlu film adından anlaşıldığı üzere Klon Savaşları sırasında yaşananları konu alıyor. Filmin fragmanı ve diğer görsellerine göre filmde yeni karakterlerde yer alacak. Bunlarda bir tanesi Anakin’in padawanı bir kız. Ayrıca yönetmeninin söylediğne göre film Anakin ile Obi-Wan Kenobi’nin gerçekten kardeş gibi bir olduklarını gösterecekmiş. Yani Sith’in İntakamı’nda en sonunda “You were my brother Anakin” derken atmıyormuş.

İlk Yıldız Savaşları’nda Obi-Wan ile Luke, Obi-Wan’ın evinde ilk kez bahsettikleri andan beri neredeyse fimi izleyen herkesin merak ettiği bir olaydır Klon Savaşları. Nasıl başladığını öğrendik. Şimdi neler olduğuna tanık olacağız.

Clone Wars: Anakin and Kenobi

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu