Hikaye sanki bir Clive Cussler romanın başlangıcına benziyor. Hitler’in Kayıp Donanması savaşın en az bilinen ama oldukça ilginç hikayelerinden biri. Türk deniz mühendisi Selçuk Kolay idaresindeki bir takım tarafından ortaya çıkarılmış. Aslında bu bir kaç aylık bir haber ama ben Internet’te öylesine dolaşırken yeni öğrendim.
'Hayata dair' kategorisi arşivi
Kimileriniz bilir. Seth Godin bir pazarlama gurusu. Hatta Türkiye’de bir sürü kitapları yayınlandı. Bunlardan en bilineni belki de Mor İnek isimli kitap. Hatta, “Dip - Vazgeçmeyi ve Vazgeçmemeyi Öğreten Küçük Bir Kitap” adlı kitabı şu aralar ülkemizde en çok satanlar listesinde. Aynı zamanda Squido adlı siteninde yaratıcısı. İlginç fikirleri ve güzel yazıları olan zeki bir adam. Geçen gün kendi blogunda yazmış olduğu bir yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Üşenmedim Türkçe’ye çevirdim.
Seth Godin, yaz için bir staj duyurusu yapmış ve yanında staj yapmak isteyenler için bir programı duyurmuştu. Bundan bir kaç gün sonra da aşağıda ki yazıyı yazdı. Yazının aslına buradan ulaşabilirsiniz. İşte Türkçe’si:
Geçtiğimiz günlerde, Cornell ve diğer üniversitelerdeki üst düzey öğrencilerden stajımla ilgili bir sürü duyum aldım.
Bir ofis veya bir web sitesinde duyurulmuş olmalıydı, çünkü başvuruların hepsi birer özgeçmiş. Gerçek bir açıklayıcı mektup yok, kendini pazarlama denemesi yok. “İşte benim hakkımdaki gerçekler, beni de yığına ekleyin” gibi bir şey.
Bu biraz tartışmalı olacak ama işte buyrun: Eğer farkedilebilir, harika veya sadece harikulade iseniz, zaten bir özgeçmişe sahip olmamanız gerekiyor.
Sadece benim küçük stajım için değil, ama genelde de. Büyük insanların bir özgeçmişleri olmamalı.
İşte nedeni: Bir özgeçmiş sizi reddetmek için bir sebeptir. Bana bir kere özgeçmişinizi gönderdiniz mi diyebilirim ki “bunları eksik, şunları eksik” ve bum, oyun dışısınız.
Bir özgeçmişinizin olması anahtar kelimelere bakan o büyük makinanın içinize girmenize ve o makinada bir dişli olarak iş bulmanız için yalvarır. Sadece dev şirket canavarı için daha fazla yem. Bu, ortalama bir iş arayan, ortalama kimseler için iyi bir şey olabilir. Ama sizin hak ettiğiniz bu mu?
Eğer bir özgeçmişiniz yoksa, neyiniz var?
İşveren tanıdığı veya saygı duyduğu kişilerden sıradışı üç tane tavsiye mektubu nasıl?
Veya dokunabildikleri veya görebildikleri karmaşık bir proje?
Ya da sizin önünüzde giden bir nam?
Veya öylesine farklı ve zorlayıcı ki takip etmeye zorlamaktan başka bir seçenek bırakmayan bir blog?
Bazıları diyebilirki “İyi tamam, ama bunlar bende yok ki”.
Evet, benim anlatmaya çalıştığım da bu. Eğerbunlara sahip değilseniz, neden farklı, harika veya sadece harikulade olduğunuzu düşünüyorsunuz? Bana öyle geliyor ki bunlara sahip değilseniz, sıradan biri olmak üzere beyniniz yıkanmış.
Müthiş işler, dünya çapında işler, insanların sahip olmak üzere öldürecekleri türden işler… Bu posizyonlar özgeçmişlerini e-posta ile gönderen kişiler tarafından doldurulmazlar. Asla.
Eğer uzaktan ya da yakından Fransızca’nın yanından geçmiş bir kişi iseniz biliyorsunuzdur. Fransızca da kelimeler başlarına gelen “la” ve “le” ekleriyle dişi veya erkek olarak ikiya ayrılırlar. Buna göre düzgün konuşmak için neyin dişi neyin erkek olduğunu bilmeniz gerekir. Ama bugüne kadar hangi kelimenin başına “la” hangisinin başına “le” getirmeniz gerektiğini devamlı karıştıranlardansanız veya bu konuda aklınızda soru işaretleri varsa artık içiniz daha rahat olabilir.
Arizona Üniversitesi‘nde Dalila Ayoun adında bir Fransız dilbilimcisi bir araştırma yapmış. Bu araştırma sonucuna göre Fransızlar bile neyin dişi (”la”) neyin erkek “le” olduğu konusunda pek bir fikir birlikteliği içinde değiller. Bu araştırmada ana dili Fransızca olan 56 kişiye 93 erkek kelime ve 50 dişi kelime sorulmuş. Bu elli altı kişi erkek kelimelerin sadece on yedisinde, dişilerin ise sadece bir tanesinde tam bir fikir birliğine varabilmiş.
Fransızca neyin dişi, neyin erkek olduğunu akılda tutmaya çalışmasanız da oldukça zor bir dil zaten. Dolayısı ile bundan sonra Fransızca bilen arkadaşlarınıza daha büyük bir hayranlık duyabilirsiniz.

İlgili bağlantılar:
Bu Şubat ayının 21′inde bu senenin ilk ve tek tam ay tutulmasına şahit olma fırsatı ile karşı karşıyayız. Türkiye’den de izlenmesi mümkün olabilecek bu olay 21 Şubat’ın ilk saatlerinde başlayacak (NTV 02:36 diyor). Buna göre Ay’ın Dünya’nın gölgesine girerek bakır rengi bir görüntüye boyanmasının takip edebileceğiz. Ay yaklaşık olarak bir saat boyunca Dünya’nın gölgesinde kalacak. Tutulmanın son bir kaç saati, yani ayın gölgeden çıkışının sonları Türkiye’den izlenemeyecek çünkü o saatlerde ay batmış olacak.
Ay tutulması, Dünya’nın Güneş ve Ay arasına girmesi ile meydana geliyor. Güneş, Dünya ve Ay aynı hizaya geldikleri zaman ve Dünya ortada bulunduğunda Ay tamamen Dünya’nın gölgesi altında kalıyor. Bir ay tutulması gerçekleştiği zaman Ay her zaman için dolunay olarak gözükmektedir.
Bir ay tutulması tipik olarak senede iki kez meydana gelir. Fakat tutulmanın tipi ve uzunluğu ayın o andaki konumu ile ilgilidir. Dolayısı ile bu tutulmalar her zaman tam tutlma olarak gerçekleşmeyebilir.
Ay Dünya’nın gölgesi altında kaldığı zaman tamami ile karanlıkta kalıp görünmez bir hale dönüşmez. Bunun sebebi Güneş den gelen ışığın Dünya’nın atmosferi yüzünden kırılarak Ay’ı hafifçe görünür kılmasıdır.
Eğer bu tam ay tutulmasını kaçırırsanız, bir sonraki tam ay tutulmasınına tanık olmak için 2010 yılının sonuna kadar beklemek zorundasınız.
Ne zamandır her yerde Dünya’yı kılpayı sıyırarak geçen bir göktaşı’nın haberi var. “2007 tu24” adındaki, Dünya’ya 1985′ten bu yana en çok yaklaşan en büyük göktaşı, bu sabah Dünya’nın 538 bin kilometre uzağından geçip gitti. Aslında ne kadar şanslı olduğumuzu söylemeye gerek var mı bilemiyorum. Dünya’nın etrafından sürekli göktaşları geçip duruyor ve normal olarak bunlardan biri Dünya’ya çarpacak olsa hiç bir uyarı vermeyecektir. Bir göktaşı ısınana kadar gözle görülmez ve atmosfere girmeden de ısınmayacaktır. Zaten girdikten bir saniye sonra da yere çakılmış olacaktır. Ama ya Dünya’ya çarpsaydı ne olurdu. Öğrenmek için tıklayın
Elinizdeki bir şeyi eBay’de satarak bir sürü paralar kazanabilirsiniz. Ama gene de ne sattığınızı bilmenizde yarar var. Muhtemelen eski bir içki şisesini 304 dolara satan bir arkadaş da eski bir içkiden bir kaç yüz dolar kazanmayı hoş karşılamış olabilir.
Fakat sattığı şeyin ne olduğunu tam bilmeyerek biraz para kaybetmiş. Adamın sahip olduğu şey müze kalitesinde tamamen orijinal, iyi durumda Samuel Allsopp’s Arctic Ale adında bir içki. Bu içki 1852 yılında Sir Edward Belcher’ın Kutup keşif yolculuğu için üretilmiş özel bir bira. Söylenenlere göre bu bira şiseşi hakkında en çok şey yazılmış, en nadir ve en eski bira şişesiymiş. Tabii şişenin tarihçesi de yabana atılacak gibi değil. Bir de şişenin yanında, el yazısı ufak bir tarihçe bulunuyor.
Petere92346 adlı kullanıcı bu bira şişesini “alsop’s arctic ale” (Normalde Alsopp çift “p” ile yazılıyor) olarak eBay’e koymuş 169 görüntüleme ve 2 artırma sonrasında 304 dolara satmış. Yanda eBay ilanın ekran görüntülerini burada ve burada bulabilirsiniz.
Şişeyi 304 dolara satın alan collectordan adlı arkadaş, hatasız ve daha can alıcı bir başlıkla şişeyi tekrar eBay’e koymuş. Doğru başlık ve detaylı bir açıklama sayesinde ilanı 74,064 kere görüntülenmiş ve 157 artırma sonunda tam olarak 503,300 dolara satılmış.
Demek ki, önce eline geçeni bilemeden açık artırmaya koymak yerine biraz araştırma yapmak gerekiyormuş. Bir şeyi satmadan önce insanın elindekinin değerini anlaması gerekiyor. Sanırım Petere92346 adlı arkadaş bu dersi biraz pahalıya almış. ![]()
Maalesef üç gündür sayın! Türk Telekom yüzünden Internet bağlantım problemli. Internete bağlanamıyorum. Dediklerine göre hala çalışma varmış. Dolayısı ile bu kısa yazıyı zor şartlar altında yazıyorum.
Neyse biz konumuza gelelim. Dün akşam duyduğum bir şeyi paylaşmam lazım.
Bildiğiniz gibi ABD 1960′lı yıllardan beri uzaya insanlı araçlar yolluyor. Bu uzay seyahatleri arasında da çeşitli zorlukla karşılaşıyorlar. Bunlardan biri de bildiğimiz tükenmez kalemlerin yer çekimsiz ortamda çalışmaması. Bu problem üzerine NASA uzayda da çaılşabilecek bir kalem yapmaya karar veriyor.
Yaklaşık olarak 1.5 milyon dolar ve birkaç sene sonra amaçlarına ulaşıyorlar. Artık yerçekimsiz ortamda ve uç ısı değişikliklerine rağmen yazı yazabilen bir kalem var.
Tabii Rus kozmonotlarında aynı problmi olduğunu söylemeye gerek yok. Fakat onlar başka bir yöntem ile sorunu aşıyorlar. Ne mi yapıyorlar? Tükenmez kalem yerine kurşun kalem kullanıyorlar! ![]()
Hayat seçimlerden ibaret. Kimi zaman doğruyu, kimi zaman yanlışı seçersiniz. Ama bazı yanlışlar var ki ilginç gelişmelere yol açabiliyorlar.
Bugün Internet’te dolaşırken karşıma Google’ın mihenk taşları adlı sayfa geldi. Sayfa kısaca Google’ın bugünlere nasıl geldiğini anlatıyor. Ama asıl ilginç kısmı bence şu; Google’ın kurucuları sistemi kurduktan sonra bir arama sitesi kurma fikrinde değillerdir. Bu yüzden de eserlerini satabilecekleri bir yatırımcı ararlar. Ama pek ilgilenen olmaz. Hatta Yahoo!’ya da giderler ve arama motorlarını Yahoo! ya satmak isterler. Fakat o zamanlar arama motoru lideri projenin gelecek vaad ettiğine katılsa da proje ilk pek ilgilenmez ve Larry Page ve Sergey Brin’e proje iyice geliştikten sonra tekrar konuşabiliriz diyerek yatırım yapmazlar. Bugün ise Yahoo! aramalarındaki sonuçlar Google’dan geliyor.
Ama bilgisayar dünyası bunun gibi şeylere pek de yabancı değil. ‘Yanlış seçimler ve tarihi hatalar’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Belki bilirsiniz Trivial Pursuit diye bir oyun var. Bilmeyenler için oyun kısaca şöyle; Oyuncular iki takıma ayrılıyorlar. Takımlardan biri diğerine bulunduğu renge uyan kategorideki sorulardan soruyor. Soruyu bilen takım zar atıp devam ediyor. Yani bir tür bilgi yarışması. Bu oyun yurt dışında çok popülerdi. Neyse artık Türkçe’de de var biz de oynuyoruz.
İşte hikayemiz de bununla ilgili. Bir akşam arkadaşlarla oynuyoruz. Kızlara karşı erkekler. Erkek takımın ezici üstünlüğü devam ederken kızların eline şu soru kartı geçti.
Olimpiyat logosundaki halkalardan yeşil olanı hangi kıtayı temsil eder?
Uzun bir tartışmadan sonra takım arkadaşımızın Sağnak’ın da kendinden emin telkinleri yüzünden “Avrupa” cevabını verdik. Tabii cevap başka bir kıta idi. Ama pes etmedik. Soru son derece yanlış. Belli ki Trivial Pursuit oyununu hazırlayanlar ve Türkçe’ye çeviren arkadaşlar paralarını hak etmemiş yeterince araştırma yapmamışlar.
Olimpiyat Halkarı 1913 yılında modern Olimpiyat hareketenin kurucusu Baron Pierre de Coubertin tarafından eski Yunan’daki bir eserden adopte ediliyor. Bu beş halka dünyadaki kıtaları temsil ediyor (Amerikalar tek bir kıta, Antartika ise sayılmıyor). Bu beş renkten en az biri, Dünya’daki tüm ülkelerin bayraklarında mevcut. Pierre de Coubertin bile belirtmiş ki hiç bir halka hiç bir kıta veya ülke ile bağlantılı değil.
İşte araştırmacı blogculuk.
Ayrıca bildirmek isterim bu haksız kazanca rağmen erkekler oyundan galip ayrılmayı bildiler.
Geçenlerde Güneşin Tam İçinde adlı blogda güneş ilgili bir yazı okudum. Bunun üzerine bende Güneş ile ilgili bulduklarımı ve bildiklerimi yazayım dedim. Öyle Güneş deyip geçmemek lazım. Bu Dünya’ya en yakın yıldız bugün sizin burada olmanızın en büyük sebebi. Güneş Nebula denen gazlardan oluşuyor. Bu gazların %98′i Güneş’i oluşturmak için kullanıldı geriye kalan %2 ise 9 gezegen, 70′ten fazla ay ve milyonlarca astreoidi oluşturdu.
Bu arada belirtmekte de fayda var ki bu 4.57 milyar yaşındaki orta yaşlı yıldız sadece orta boyda bir yıldız. Evrende Güneş’ten çok daha büyük yıldızlar var. Bildiğimiz en büyük yıldızlardan biri (bu tür yıldızlara hypergiant ya da üstündev deniyor) Pistol Yıldızı adında ve Güneş’ten 100-150 kat daha büyük ve 1.7 milyon kat daha parlak.
Güneş’imizin resmi sınıfı: Sarı G2 Cüce (Yellow G2 Dwarf)- Güneş’in yüzey sıcaklığı 5538°C çekirdeği ise 14,999,982 °C civarlarında
- Işığın Güneş’ten Dünya’ya ulaşma süresi 8 dakika.
- Güneşin dünyaya uzaklığı ise yaklaşık 150 milyon km.
- Aynı Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi gibi Güneş de Samanyolu etrafında saatte 800000 km hızla dönüyor. Bir turu 225 milyon yıl civarı.
- Bu arada eğer Güneş’in kütlesinin ağırlığını merak ediyorsanız; yaklaşık 1,989,000,000,000,000,000,000,000,000,000 kilogram olduğunu tahmin ediyoruz.
- Güneş her saniye bütün Dünya’nın şu anki enerji tüketimini 500000 (beşyüzbin) sene karşılamaya yetecek kadar enerji üretiyor.
- Her yıl 2.5 km2′ye düşen Güneş ışığı 4 milyon ton petrolle aynı enerjiye sahip.
- Her saniye Dünya’ya çarpan güneş ışığı 4 milyar tane 100 vatlık ampülün enerjisine eşit.A
- Amerika’nın elektrik üretiminde kullandığı Güneş enerjisi miktarı ise toplamın sadece %1′i.
Güneş hakkında daha fazla bilgi için Wikipedia’da ki Güneş maddesine bakabilirsiniz. (Ne yazık ki Türkçe’sinde fazla bir açıklama yok)
Ufak bir hatırlatma: Güneş’e karanlık gözlüklerle, dürbünlerle ve küçük teleskoplar ile bakmayın. Tamir edilemez göz hasarları meydana gelebilir.
Yeni Dışişleri Bakanı koltuğuna oturunca bürokratlarını çağırmış ve ‘Bana, ülkelerin dış politika anlayışları hakkında bir rapor hazırlayın’ demiş. Bir kaç gün sonra bir önüne bir dosya getirmişler. Bakmış, içinde tek bir yaprak ve üzerinde 10-15 satır yazı.
Önce ‘Bu ne?’ der gibi dudaklarını bükmüş ama okumuş;
‘Dış Politika Durumları’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Bir derginin (Grazia) yaptığı bir ankete göre ortalama bir kadın her gün 15 dakika kendi vücudu için kaygılanıyor. Yapılan anket sonucunda çıkan bazı diğer sonuçlarda şöyle: Ankete katılanların onda dokuzu diet yaptıklarını söylemiş, yarısı ağırlıkları ile ilgili yalaan söylediklerini itiraf etmiş, ve neredeyse üçte biri de giysilerinden boy etiketlerini kestiklerini söylemiş. Katılanların %87’si de kalçalarından nefret ediyormuş.
Daha önceleri bir araştırma da erkeklerin günün bir kısmında seks düşündükleri açıklanmıştı. Ama 15 dakika erkeklerin seksi düşünmesinden daha fazla. En azından erkekler daha keyifli bir şey düşünüyor.
Bu kadınları anlamak çok zor.




Son Yorumlar