Yeni gelecek Batman filmi olan The Dark Knight’ın fragmanını burada vermiştik. Adamın birisi çıkmış bu fragmanın aynısı LEGO’lar ile yapmış. Oldukça güzel ve yaratıcı bir çalışma olmuş. Seyrederken insanın LEGO oynayası geliyor.
Disobedience is the true foundation of liberty. The obediant must be slaves.
Yeni gelecek Batman filmi olan The Dark Knight’ın fragmanını burada vermiştik. Adamın birisi çıkmış bu fragmanın aynısı LEGO’lar ile yapmış. Oldukça güzel ve yaratıcı bir çalışma olmuş. Seyrederken insanın LEGO oynayası geliyor.
Bu grafik Economist dergisinden alınmış. Hangi sayı bilemiyorum. Grafik her ülkenin günlük kaç litre petrol harcadığını ve sağ tarafta da bir Honda Civic’in deposunun çeşitli ülkelerde kaç paraya dolduğunu gösteriyor. Gerçi bu grafiğin pek bir yoruma ihtiyacı olduğunu da sanmıyorum. Dedikleri gibi “Bir resim, bin kelimeye bedel”

Eğer ülkelerin kişi başına petrol harcamasını görmek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.
Bir çok şeyi kullanırken nereden ve nasıl çıktıklarını bilmiyoruz, pek de merak etmiyoruz. Sandviç de bunlardan biri. Dünya’nın en popüler yemeklerinden biri olmasına rağmen bu garip ismin nereden çıktığını hiç merak ettiniz mi? Ben de etmemiştim. Diğer bir tutkum olan briç ile ilgili bir araştırma için internette dolaşırken birden karşıma çıktı. Artık sandviç ne demek, biliyorum.
18. Yüzyılda İngiltere’de Earl of Sandwich (Earl = Kont) John Montagu karnı çok acıktığı halde oynamakta olduğu briç oyununa ara vermek istememiş. Uşağından kendisine iki ekmek dilimi arasında et getirmesini istemiş. Bugün ise milyarlarca insan onun ismini kullanıyor.
Açıkcası Sandwich kontunun o sırada hangi oyunu oynamakta olduğu hakkında bir fikir birliği yok, hatta çoğu yerde kumar oynamakta olduğu yazıyor ama olayın bu şekilde olduğu konusunda hemen hemen herkes aynı fikirde.
Tarihe ismini bırakmak için ilginç ama etkili bir yöntem.
Akıl nedir? adlı yazıda akıl ve zeka ile ilgili kısa bir örnek vardı. Bu sefer de mantık nedir?
Öğrenciler o yılın ders programında yeni bir ders olduğunu farkederler. Dersin adi mantıktır ve derse yaşlıca bir profesör girecektir.
Nihayet, ilk mantık dersi baslar. Çocuklardan biri söz hakki isteyerek:
-Hocam, mantık bize ne öğretir? Lütfen her şeyden önce bunu anlatır mısınız? ricasında bulunur.
Profesör, kendisine merak ve şüpheyle bakan talebelerine:
- Mantık dersinin insanların düşüncesine yaptığı etkiyi açıklamak biraz güçtür. Onun için bunu sizlere bir örnekle açıklamak istiyorum. Der.
-Farzedin ki, bir maden ocağından iki insan çıkıyor: Birisinin üzeri tertemiz, diğerininki ise kömür karası içinde… Bunlardan hangisinin yıkanması lazımdır?
Öğrenciler, hiç tereddüt etmeden:
-Elbette, kirlisi!
diye cevap verirler.
Profesör, tebessüm ederek:
-İşte evlatlarım, der.
Mantık bu soruya cevap vermeden önce sunu sorar:
Nasıl olur da bir maden ocağından çıkan iki kişiden birinin üzeri tertemiz iken diğerininki kirli olabiliyor?
Hayat seçimlerden ibaret. Kimi zaman doğruyu, kimi zaman yanlışı seçersiniz. Ama bazı yanlışlar var ki ilginç gelişmelere yol açabiliyorlar.
Bugün Internet’te dolaşırken karşıma Google’ın mihenk taşları adlı sayfa geldi. Sayfa kısaca Google’ın bugünlere nasıl geldiğini anlatıyor. Ama asıl ilginç kısmı bence şu; Google’ın kurucuları sistemi kurduktan sonra bir arama sitesi kurma fikrinde değillerdir. Bu yüzden de eserlerini satabilecekleri bir yatırımcı ararlar. Ama pek ilgilenen olmaz. Hatta Yahoo!’ya da giderler ve arama motorlarını Yahoo! ya satmak isterler. Fakat o zamanlar arama motoru lideri projenin gelecek vaad ettiğine katılsa da proje ilk pek ilgilenmez ve Larry Page ve Sergey Brin’e proje iyice geliştikten sonra tekrar konuşabiliriz diyerek yatırım yapmazlar. Bugün ise Yahoo! aramalarındaki sonuçlar Google’dan geliyor.
Ama bilgisayar dünyası bunun gibi şeylere pek de yabancı değil. ‘Yanlış seçimler ve tarihi hatalar’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Nereden elime geçtiğini bilmediğim bu yazıyı paylaşmak istedim.
Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
- Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
Doktor cevaplar:
- Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz: bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Daha sonra ise kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz NE yapardınız?
Adam:
- Hmmm… Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova hem kaşıktan hem de fincandan büyük.
-Hayır. der doktor.
- Normal bir insan küvetin tıpasını çeker !
Ders:
Akıl, sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır.
Bunu beğendiyseniz Mantık nedir? yazısı da dikkatinizi çekebilir.
Dubai’de yeni yapılacak olan bir park konuklarını dinozorlarla yüz yüze getirmeyi amaçlıyor.
Dubai’nin Arabia Şehri’nde kurulacak olan parkta 40 ayrı türden 100 tane dinozor olacak. Dinozorlar tabii ki gerçek değil. Hepsi animatronic, yani hareket eden robotlar. Ama www.cityofarabiame.com sitesinde belirttiğine göre robotlar parkta gezecekler, kendi hallerinde etrafta dolanacak ve zaman zaman konuklarla etkileşim halinde olacaklar. Yani parkta gezerken her an yanınızda bir dinozor belirebilir. Tek özellik dinozorlar da değil. Proje sayfasının iddasına göre park sizi depremleri, volkanları, meteor çarpmaları ile geriye götürerek gezegenin değişimini gözler önüne sermek projenin hedefi.
Deneyimin nasıl olduğunu merak ediyorsanız video bölümünde park deneyiminin nasıl olabileceği hakkında kısa bir video var.
Gene projenin söylediğine göre Vegas tarzı parkta konuklar gerçek bilgilere sahip olacaklar çünkü düzenlemeler gerçek bilimsel verilere göre yapılacak. Tabii lunapark kısmı da gene konuda uzmanlar tarafından tasarlanıyor. Dinozorları ise hayata Tokyo’lu Kokoro firması geçirecek.
Parkın maliyetinin bir milyar doların biraz üstünde olacağı söylenmiş. Boşuna dememişler “Arap yağı bol bulunca …” diye. Yapılması planlanan ilk dinozor bir T-rex. Proje hakkında fazla detay yok. Ama parkın 2008 yılı sonlarına doğru açılması planlanmış. Gene de en fazla bilgiyi City of Arabia’nın resmi sitesinde ki Restless Planet (Rahatsız Gezegen) projesi sayfasından edinebilirsiniz.
Ben aslında pek cami sevmem. Bunun sebebi hemen her tarafta estetikten yoksun bir sürü kaba saba camiler yapılmış olması olabilir. Ama bu hafta içi yolum Edirne’ye düştü ve bu vesile ile Selimiye Camii’ni görme fırsatı buldum. Selimiye Camii tek kelime ile muhteşem bir yapı. Bugüne kadar belgeseller de birkaç kere seyretmiştim. Ama gerçeğinin önünde durup, içine girmeye hiç benzemiyor.
‘Bir şaheser: Selimiye Camii’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Ne zaman, ne yaparken rastladım hatırlamıyorum ama geçenlerde Net’te gezerken bir site buldum. Adamların işi şapka yapmak. Ama bir sürü Hollywood filmine şapka yapmışlar ve tabii bu şapkaların aynısı da satıyorlar.
Mesela Indiana Jones filminde Harrison Ford’un giydiği şapkadan İyi, Kötü ve Çirkin filminde Clint Eastwood’un giydiği şapkaya, Van Helsing’in şapkasından 3:10 Yuma‘da Ben Wade’in (Russell Crowe) giydiği şapkaya kadar bir sürü seçenek var. Ayrıca öyle dandik de değil gerçek şapkalar. Hoşuma gitti.
İşte adresi: Baron Hats
Son Yorumlar