'Film' kategorisi arşivi

Mustafa (2008)

MustafaBugün Can Dündar‘ın yazıp yönettiği Mustafa adlı filme gittik. Konu Mustafa Kemak Atatürk olunca her zamanki gibi tartışma eksik olmuyor. Şimdiden konuyla ilgili yazılıp çizilenler etrfata çoğalmaya başladı. Bende kendi izlenimlerimi anlatayım dedim.

İlk olarak belirtmek gerekir ki Mustafa aslında bir belgesel. Bunu söylememin sebebi bazıları tarafından bunun sanki bir sinema filmi gibi aktarılması. Ama bir belgesel olması sizi Mustafa‘yı seyretmekten alıkoymasın.

Filmde, Mustafa’nın doğuşundan başlayarak ölümüne kadar olan hayatını anlatılıyor. Zaten bu kadarı anlaşılıyor ama film diğer Atatürk belgesellerinden biraz farklı.

Bu filmde Mustafa Kemal bir insan olarak tanımlanıyor. Yani sadece müthiş tarafları ile değil, insani zaafları ile de aktarılmış. Bana kalırsa bu onu basitleştirmekten öte daha da büyük bir insan haline getirmiş. Normal, bizim gibi bir insanın nasıl bir dünyanın en büyük askerlerin ve devlet adamlarından biri haline geldiğini anlatıyor. Bu yüzden bence oldukça başarılı bir çalışma olmuş.

Bana kalırsa fimin bazı yerleri biraz kısa geçilmiş. Mesela Çanakkale’deki zaferi, Samsun’a çıkışı vesaire gibi olaylar üzerinde durulmamış. Bunun yerine Mustafa Kemal’in o anki hali üzerine yoğunlaşılmış.

Sonuç olarak ben oldukça beğendim. Son derece güzel bir belgesel olmuş. Can Dündar iyi bir iş çıkarmış. Kesinlikle tavsiye ederim.

Sinan’ın Notu: 8/10

Bu arada yeni öğrendim ki, Turkcell son anda filme sponsor olmaktan vazgeçmiş. Bunu da “bizim her kesimden müşterimiz var, bu filme sponsor olursak bir kesimi karşımıza alabiliriz” gibisinden gerzekçe bir sözle açıklamaya çalışmışlar.  Bence Turkcell’in ayıbı çok büyük. Kınıyorum…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Iron Man (Demir Adam) film 2008

Iron Man 2008Hollywood kendine yeni bir kaynak buldu ve onu sömürüyor. B u kaynak da süper kahramanlar. Gerçi bugüne kadar süper kahraman filmlerinin bir kaç istisna dışında iyi olduklarını söylemek zor. Ama sinema ve çizgi roman severler için neyse ki Iron Man kesinlikle bu istisnalar arasında.

Çizgi roman seven, okuyan ve süper kahramanlara bayılan biri olarak itiraf etmeliyim ki Iron Man ile bugüne kadar pek aram olmamıştı. Nedeni  tam olarak bilemiyorum ama Iron Man beni hiç çekmemişti.

Hem Iron Man’e olan bu yabancılığımdan hem de süper kahraman filmlerinin kötü kalitesinden dolayı. filmi seyretmeye gittiğim zaman biraz şüpheliydim. Ama Iron Man beni memnun etti. Bir süper kahraman filmi çizgi roman uyarlamasında olması gereken her şeye sahip. Espri, kaba kuvvet, dahi ve çekici bir süper kahraman, güzel kadınlar. İşin iyi tarafı da bunların oldukça iyi bir araya gelmiş olması.

Film Tony Stark’ın nasıl Iron Man haline geldiğini anlatıyor. Bir nevi Batman Başlıyor tadında bir film ve en az onun kadar da iyi. Kaliteli bir oyuncu kadrosuna sahip. Robert Downey Jr. Tony Stark/Iron Man olarak çok iyi bir iş çıkarmış.  Jeff Bridges ise zaten her zaman olduğu gibi kalitesini ortaya koymuş. Gwyneth Paltrow ise bir güzel olmuş.

Zaman zaman  Tony Stark’ın demirden zırhını yapmasına biraz fazla zaman ayrılmış olmasına rağmen film oldukça güzel ve tatmin edici. Ben beğendim, tavsiye ederim.

Not: Iron Man’in çizgi roman sürümü ile filmi arasında bazı ufak değişiklikler olduğunu söylemek lazım. Ama ortaya iyi bir iş çıkmış.

Sinan’ın Notu: 8.5

Imdb.com sayfası

Ek: Bu arada ben göremedim daha sonra Net’ten öğrendim. Eğer filmin yazılarından sonra da kalırsanız süpriz bir görüntü varmış.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bakış Açısı (Vantage Point) 2008

Bakış Açısı, Vantage PointBakış Açısı, İspanya’da bir barış konuşması yapmaya gelen Amerikan Başkanı’na yapılan bir  suikasti ve onu korumakta olan gizli servis elemanlarının hikayesi anlatıyor. Tabii bu olaylar hem bu kişilerin, hem teröristlerin hem de bunlar dışında bir kaç kişinin bakış açılarından anlatılıyor.

Film adından da anlaşılacağı üzere değişik bakış açılarından aynı olayı anlatıyor. Açıkçası bence film oldukça iyi başladı. Hızlı bir başlangıç, değişik ve akıcı bir kurgu. Buraya kadar gayet güzel aynı olay, farklı kişilerin bakış açılarından birleşmeye başladıkça ortaya güzel bir durum çıkıyor. Bu süre içinde gerek aksiyon sahneleri gerekse efektler oldukça iyi. İhanetler göz önüne çıktıkça ve olaylar biraz açıklanmaya başladıkça film sizi biraz daha içine çekiyor.

Tam iyi bir film seyrettiğinizi sanırken, film birden yokuş aşağı gitmeye başlıyor. Bilinen klişeler, ve Jack Bauer taklidi bir durum içine giriyoruz.  Neyse ki oyuncuların iyi olması ve hızlı aksiyon çekimleri gibi şeyler yüzünden bunların pek farkına varmıyorsunuz ama film ilk yarım saatteki performansından uzaklaşıyor.

İyi başlayıp, orta derecede devam eden film ortalama, hatta belki ortalama bir aksiyon filmi olma yolundayken filmin sonu geliyor. Açık söylemem gerekir ki filmin sonu bence bir filmde gördüğüm en kötü en idiotik sonlardan biri. Sanki birisi çıkıp da yönetmene “Hadi kardeşim zaamn doldu, iki dakika içinde bitir.”  demiş gibi bir durum söz konusu.

Sinan’ın Notu: 6/10

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

En Sevdiğimiz Film Sahneleri

Süleyman Hoca, blogu Güneşin Tam İçinde’de “En Sevdiğimiz Film Sahneleri” adında bir yazı yazmış. Sağolsun beni de mimlemiş. Bir süredir blogumdan uzaktım dolayısı ile yeni gördüm. İşte benim sevdiğim film sahneleri. Biraz uzun oldu gerçi, bir başlayınca duramadım. Düşününce de yenileri aklıma geliyor. Ama işte liste: (Belli bir sıralama olmadan :) )

Doktor, Doktor, Doktor, Doktor, Doktor…

Bu filmi (Spies Like Us) seyredeli çok uzun zaman oldu ama nedense bu sahne aklımdan hiç çıkmadı. Ne zaman bir doktor ile tanışma durumu olsa gene aklıma gelir. Bu sahne de sizi çok güldürebilir.

Daha fazlası için tıklayın

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Cengiz Han (Mongol)

Cengiz Han (film 2008)Cengiz Han’ı ilk duyduğumdan beri hep sevmişimdir. Dolayısı ile sinemada bir Cengiz Han filmi görünce de gitmemek olmazdı. Bu arada burası bir sinema blogu olmadığını hatırlatmak isterim, son üç yazının hep filmlerle ilgili olması tamamen tesadüf. Jumper filminin çıkar çıkmaz ani bir kararla Cengiz Han’ın gece yarısı seansına girmemizin büyük bir katkısı var. Neyse filme geçelim.

Her ne kadar yabancı (yabancı derken Amerikan sineması dışında kalanlar) filmlere şüphe ile yaklaşan biri olsam da gerek fragman ve afişlerinin çekiciliği, gerekse filmin kahramanı yüzünden filme isteyerek gittim. İyi ki de gitmişim. Cengiz Han iyi bir filmde olması gereken her şeye sahip. Tamam, belki ehrşeye değil ama bir çok şeye.

Birincisi son derece güzel çekimlere,  oldukça müthiş ve gerçekçi savaş sahnelerine sahip. Oyuncular rollerinin haklarını son derece iyi vermişler. Japon aktör Asano, Cengiz Han rolünde oldukça iyi. Ama Jamoka rolünde Çinli Honglei Sun daha da iyi. Diğer oyuncular da rollerinin haklarını vermişler.

Bence fimi bu kadar hoş kılan özelliklerin başında da filmin tarihsel gerçeklere bağlı kalmış olması. Cengiz Han’ı batılıların her zaman anlattığı vahşi, cani, kelimenin tam anlamı ile barbar olarak tasvir eden yaklaşımlarındansa film Cengiz’i bir insan olarak gösteriyor. Dünya’nın en büyük fatihlerinden birinin o hale nasıl geldiğini daha gerçekçi ve doğru bir şekilde anlatıyor.

Filmin Moğolca olması da bence hoş ve iyi bir değişiklik. (Özellikle aksanlı İngilizce konuşan mağara adamlarından sonra)

Bu arada bana göre filmde eksik olan bir iki nokta var.  Bunların bir tanesi Timuçin’in biraz ilahi biri olarak kayrıldığını yansıtmaya çalışan kısımlar. Diğeri ise Timuçin’in bir anda Cengiz Han’a dönüşmesi. Arada geçen zamanda Moğollar’ı nasıl topladığı onları tek bir lider altında nasıl birleştirdiğine pek fazla zaman ayrılmamış.

Söylendiğine göre Rus yönetmen Sergei Bodrov aslında bu hikayeyi bir üçleme olarak düşünmüş. Kimbilir belki de devam gelir.

Kesinlikle tavsiye ederim.

Sinan’ın Notu: 8/10 (on üzerinden sekiz)

imdb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Jumper

Jumper (2008)Bu cumartesi günü Jumper adlı filme gittik. Açıkçası filmin fragmanları oldukça hoştu. Ama film fragmanları kadar iyi çıkmadı diyebilirim. Filmin konusu oldukça basit aslında.

Kahramanız David Rice (Hayden Christiansen) bir gün farkına varır ki, kendini istediği an istediği yere “ışınlayabilmektedir”. (Jumper = zıplayıcı ismi de buradan geliyor.) Bu özelliğini keyfe keder devamlı kullanmaktadır. Ama onun bilmediği bu özelliğe tek sahip olanın kendisi olmadığıdır. Bu özelliğe sahip kişiler uzun zamandır ortada dolaşmaktadırlar ve bu süreden beri onları yakalayıp öldürmeye çalışan “paladin” adı verilen ayrı bir grup vardır. Sonuç olarak David Rice’da kendini bu savaşın içinde bulur.

Aslında filmi seyrederken sıkıldığımı söyleyemem. İlgiyle izleniyor. Özellikle kendini istedğin yere ışınlayabilmek özelliği ve Dünya’nın farklı yerinde farklı manzaralar güzel anlar. Ama bence problem eldeki fikrin (kendini ışınlama) sadece bir fikir olarak filme aktarılmış olması. Yani film sadece bu özellik üzerine kurulmuş gibi görünüyor. Ortada bir hikaye yok, bir karakter gelişmesi yok. Güzel bir fikir, hikaye yok.

Ama gene de filme gidip güzel bir vakit geçirebilirsiniz. Derinliği olmadan, bir şey anlatmaya çalışmayan, iyi bir fikir etrafına, sadece fikre dayanılarak yapılmış bir film.

Sinan’ın Notu: 6/10 (On üzerinden altı)

imdb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İhtiyarlara Yer Yok (No Country for Old Men)

No Country for Old Men (2007)Ben bir sinema profesörü değilim, ama çok film seyreden, seyrettiğimi anlayan biriyim. Bu yüzden bu yazıyı okuyanlardan eğer anlayanlar varsa rica ediyorum bana anlatsınlar. Nedir bu film? Neler oldu? Bu filmi bir şaheser yapan ne? Çünkü bana kalırsa yer yer oldukça sıkıcı, bugüne kadar seyrettiğim tüm filmler arasında en anlamsız sona sahip bir filmdi.

Film, 1980 yılında Teksas’ta antilop avlayan bir bir adamın (Josh Brolin) tesadüfen bir uyuşturucu pazarlığına denk gelmesi ile başlar. Pazarlık sırasında bir şey ters gitmiştir ve oradaki herkes ölmüştür. Adamımız orada çanta içinde bulunan 2 milyon doları kapar ve gider. Fakat başta av peşinde koşan adamımız bundan sonra av durumundadır. Peşinde ise psikopat bir katil vardır.

Film oldukça ağır bir tempoya sahip. Yavaş ilerliyor. Yavaş ilerlemesi yetmezmiş gibi (özellikle ikinci yarıdan itibaren) anlaşılmaz durumlar ortaya çıkıyor. Öyle görünüyor ki film yapanlar filmlerini ne kadar karmaşıklaştırıp anlaşılması güç hale getirirlerse o kadar iyi oluyor gibi kanı var. Sanki film sadece, biz yapılanların tersini yapalım mantığı üzerine kurulmuş.

Sevgili katilimiz Anton Chigurh (Javier Bardem) ilk sahneye çıktığı anda elleri kelepçeli olarak başlıyor ondan sonra da bir daha durdurulamayan bir “Terminatör” olarak etrafta dolaşıyor. Ama maalesef film boyunca karakteri hiç gelişmiyor. Şerifimiz ise (Tommy Lee Jones) arada sırada ekrana çıkıp filozofik bir şeyler geveliyor o kadar. Bir iki sözü komik ve güzel ama onun haricinde bir özellikle abartılı güneyli aksanı ile tam bir gevelemeye dönüşüyor.

Arada alakasız hikayeler de var. Bir ara Woody Harelson tarafından oynanan bir ödül avcısı geliyor ve gidiyor. Şerifin çölün ortasında yaşlı bir adamla (kimin nesi bilemiyoruz) yaptığı bir sohbet var. Tamamen alakasız.

Filmin iyi tarafları da var. Oyuncular oldukça iyi, özellikle Javier Bardem gelmiş en iyi psikopatlardan biri. Filmin çekimleri falan da oldukça güzel. Filmin klişeleri takip etmemesi farklı bir akışa sahip olması da iyi bir durum. Ama tabii bir şeyin bokunu çıkarınca olmuyor. Öldürme ve ölme sahneleri de oldukça gerçekçi ve iyi çekilmiş. Ayrıca eskiden vahşi batı olarak anılan yerin hala oldukça vahşi görüntüleri de hoşuma gidenler arasındaydı. Ama bunların hepsi güzel bir şekilde birleşmediği için bence olmamış.

Sonuçta eğer filmlere Atilla Dorsay tipi bir yaklaşım içinde değilseniz, sahnelerin hangi açıdan, hangi merceklerle çekildiği sizin için önemli değilse bu film size oldukça sıkıcı gelecektir. Bana geldi. Demek ki anlamadığım bir şeyler var. Başta dediğim gibi, eğer birileri çıkıp da bu filmin neden çok iyi olduğunu bana anlatırsa çok sevinirim.

Sinan’ın Notu: 4/10 (On üzerinden dört)

imdb’de No Country of  Old Men

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

M.Ö. 10000 (2008)

10,000 B.C.M.Ö. 10.000 (10,000 B.C.) filminin fragmanlarını ve afişlerini gördükten sonra filme büyük bir beklenti ile gittim diyebilirim. Filmin vaadettiği şeyler aslında merak uyandırıcı ve seyretmeye değer şeyler. Mamutların, kılıç dişli kaplanlar ve bunların ortasında yaşama savaşı veren insanlar. Tamam buraya kadar herşey güzel, bunlar bir filmi ilgi çekici yapmaya yetecek şeyler. Ama maalesef bunlara rağmen film vaad ettiği heyecanı ve izlentiyi hayata geçiremiyor.

Filmin hikayesi oldukça basit. Dağlarda bulunan ve mamutları avlayarak geçinen ıfak bir kabile bir gün saldırıya uğrar. Sevdiği kızı kurtarmak niyetinde olan esas oğlan kızı kaçıranların peşine düşer. Bu yolculuk sırasında da bir kahramana dönüşür. Gördüğünüz gibi bu konu filmlerde milyonlarca kez işlenmiş bir konu. Tabii bu klişe konudan ortaya çıkan şaheserler var ama, gene maalesef bu film onlardan biri değil.

Tarih öncesi hayvanların canlanıp etrafta dolaşması filmi enterasan kılan etkenlerden biri. Özellikle mamutlar son derece muhteşemler. Nitekim ormanda geçen bölümde saldıran kuşlarda oldukça iyi. Gelgelim, kılıç dişli aslan bilgisayar destekli animasyonların en zayıfı.

Ayrıca filmde hakim olan birde doğaüstü bir durum sözkonusu. Yani sadece gerçeklere dayalı bir film değil. Bana kalırsa bu tarafı filmi kötüye götüren yönlerinden biri. Yanlış anlamayın, fantezi, büyü, sihir gibi şeyleri severim. Ama gene bir maalesef bunlar bu filmin içinde oldukça sırıtıyorlar. Sanki filmi yazanlar bir sürü mantık dışı şeyi, açıklasak açıklasak doğaüstü bir güç ile açıklayabiliriz demişler. Bu yüzden film ne tarihsel olarak doğru olabilmiş, ne de fantastik öğeleri iyi kullanabilmiş.

Nedense Alien’da ki Sigourney Weaver geliyor insanın aklına.Sonuç olarak ortaya son derece klişe bir film çıkmış. Temel olarak Apocalypto’yu al, Stargate’in içine at, karıştır. Daha sonra da filme 300, Alien, Jurassic Park’tan ufak alıntılar koy şeklinde bir film ortaya çıkmış. Filmin orijinal olabildiği anlar, mesela mamut avı gibi kısımlar oldukça eğlenceli. Hatta zaman zaman aksiyon sahneleri de fena değil. Ama genel olarak, zaman zaman muhteşeme yaklaşan bilgisayar destekleri animasyonları olmasa bir sinema filminden çok televizyon için yapılmış bir film gibi.

Film genel olrak sıkıcı değil, seyrediliyor. Filmden çıktıktan sonra filmi analiz edip bri sürü mantıksızlığın farkına varmazsanız ve türün başka örneklerinin değişik bir ortamda kolajlanması sizi rahatsız etmez ise film oldukça hoş bile gelebilir.

Sinan’ın Notu: 5.5

Filmin imdb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Maymun Davası

Maymun DavasıAslında nedense pek eski film seyretmem. Ama bir gün sabahın ilk saatlerinde TRT’de bir film ile karşılaşmıştım. Filmin Türkçe adını pek bilemiyorum. Ama filmi seyrettikten sonra gittim aradım buldum. Aslında film oldukça ünlü bir filmmiş. Filmin orijinal adı da “Inherit the Wind”.

Film gerçek bir hikayeden yola çıkılarak hazırlanmış. Bu olay 1925 yılında Amerika’da yaşanmış bir hikaye. 1925 yılında bir okul öğretmeni okulda öğrencilerine Charles Darwin’in Evrim Teorisi’ni öğrettiği için mahkemeye çıkar. Çünkü o zamanlarda adına Butler Act (Butler Kanunu) denilen bir kanun okullarda yaradılışçılık dışında bir öğreti anlatmayı yasaklıyordu.

Film de bu olayı anlatan bir tiyatro oyunun sinemaya uyarlanmış hali. İsimler gerçek davada kullanılan isimler değiller onun yerine hayali isimler kullanılmış. Her ne kadar filmde hayali eklentiler varsa da filmin temeli gerçek mahkemem kayıtlarına dayanıyor.

Konusu ise şöyle; Bertram Cates dinci bir Güney kasabasında Evrim Teorisi’ni öğreten bir öğretmendir. Bu, dinci toplulukta büyük bir histeri yaratır. Hatta çok ünlü aşırı dinci bir avukat olan Matthew Harrison Brady savcılık yapmak üzere küçük kasabaya gelir. Ama öte yandan aynı derecede ünlü avukat Henry Drummond onu savunmaya karar verir. Sonuçta iki usta avukat mahkemede kozlarını paylaşırlar. Tutucu halk ve mahkemem tarafından karşısuna türlü zorluklarlar çıkartılan, tüm tanıkları reddedilen Drummond sonunda tanık sandalyesine Brady’i çağırır.

Filmde patlayan birşeyler, orası burası parçalananlar, ya da muhteşem efektler yok ama filmde uzun zamandır ortaya çıkan hiç bir yeni filmde olmayan bir şey var. İnsanı düşünmeye teşvik ediyor. Özellikle iki usta avukat arasında ki konuşmalar son derece mükemel. Yaptıklarına ve söylediklerine inanan iki insanın mücadelisi var ortada. Filmi takip edebilmek için özel efektlere veya acaip kamera oyunlarına gerek yok. Özellikle Spencer Tracy Henry Drummond rolünde tek kelime ile mükemmel. Bu rolü ile en iyi erkek oyuncu ödülüne aday olmuş. Ayrıca Brady’i oynayan Fredric March’da Oscar ödüllü bir oyuncu. Gene Kelly’de ateist gazeteci Hornbeck rolünde.

Sonuçta filmi evrim teorisi ile dinin mücadeles olarak görmek yanlış olur. Film fundamentalizm’in özgür düşünceyi nasıl hapsettiğini anlatıyor. Bir toplumun bilgisiz ve eğitimsiz kalmasının nelere yol açtığını gösteriyor. Eğer bütün bunlar sizi ilgilendirmiyorsa, bir mahkeme filmi olarak da seyredebilirsiniz.

Eğer bulabilirseniz şiddetle tavsiye ederim.

Sinan’ın Notu: 9

Filmin imdb sayfası

Henry Drummond’ın sözlerinden bir alıntı:

Henry Drummond: Can’t you understand? That if you take a law like evolution and you make it a crime to teach it in the public schools, tomorrow you can make it a crime to teach it in the private schools? And tomorrow you may make it a crime to read about it. And soon you may ban books and newspapers. And then you may turn Catholic against Protestant, and Protestant against Protestant, and try to foist your own religion upon the mind of man. If you can do one, you can do the other. Because fanaticism and ignorance is forever busy, and needs feeding. And soon, your Honor, with banners flying and with drums beating we’ll be marching backward, BACKWARD, through the glorious ages of that Sixteenth Century when bigots burned the man who dared bring enlightenment and intelligence to the human mind!

Henry Drummond: Anlamıyor musunuz? Eğer evrim gibi bir kanunu alır ve halk okullarında öğretilmesini yasaklarsanız, yarın özel okullarda öğretilmesini de yasaklayabilirsiniz. Ve yarın hakkında okunmasını da suç haline getirebilirsiniz. Ve yakında kitapları ve gazeteleri de yasaklayabilirsiniz. Ve daha sonra Katolik’i Protestan’a ve Protestan’ı Protestan’a karşı karşıya getirirsiniz ve kendi dininizi insanın kafasına zorla sokmaya çalışırsınız. Eğer birini yapabilirseniz, diğerini de yapabilirsiniz. Çünkü fanatism ve cahillik her daim açtırlar ve beslenmeye ihtiyaçları vardır. Ve pek yakında, sayın yargıç, elimizde flamalar ve öalan davullarla, bağnazların insan aklına zeka ve aydınlanma getirmeye cüret eden adamı yaktıkları, 16. yüzyılın o muhteşem çağlarına doğru geriye GERİYE yürümeye başlayacağız.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Canavar (Cloverfield 2008)

Cloverfield 2008Açıkçası Canavar filmlerini severim. Dev gibi bir yaratığın New York’u (ya da başka bir şehri) yerle bir etmesini izlemek bence çok eğlenceli. Ama nedense son zamanlarda adam gibi bir film yapmayı kimse beceremedi. Cloverfield de aslında bir canavar filmi. Bu kadarı isimden de anlaşılıyor. Tabii filmi yapanlar filmin sürpriz etkisi artsın diye alakasız bir isim koymuşlar, yani bilmeden gidince etkisi fazla olsun diye. Ama bizim film firmalarımız çok zeki! olduklarından filme “Canavar” adını vermişler. Neyse bu ayrı bir konu, biz filme geçelim.

Devamı için tıklayın

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull Fragmanı

Indiana Jones IV’ün (Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull Fragmanı – Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı) ilk fragmanı bugün sinemalara ve internete düştü. İnsanın ağzı sulanıyor.

Eğer isterseniz Yahoo!’nun video sitesinde daha yüksek çözünülürlü bir hali de mevcut.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Şimdi Ya Da Asla (The Bucket List, 2007)

Şimdi Ya Da Asla (The Bucket List, 2007) İngilizce AfişCarter Chambers (Morgan Freeman) 45 senedir tamircilik yapan kendi halinde, iyi bir aileye sahip biridir. Öte yandan ise Edward Cole (Jack Nicholson) sınırsız zenginlikte, huysuz, nevi şahsına münasır birisidir. Bu iki adam kanser mücadelesi verdikleri bir hastane odasında tanışırlar. İkiside bir seneye yakın ömürleri kaldığını öğrenir ve ölmeden önce yapmayı planladıkları şeyleri içeren bir listede yazanları yapmak üzere beraber yolculuğa çıkarlar.

Açıkçası filmin konusu oldukça klişe. Birbirinden çok farklı iki insan ölüm sayesinde biraraya gelir, engin ve mutsuz olan, diğerine hayatta yapamadıklarını yapma fırsatı verirken diğeri de ona insanca duygular aşılar vesaire vesaire… Yani bu ilk defa tanık olduğumuz bir konu değil. Öyle olmadığı gibi aslında senaryo ve anlatım da tahmin edilebilir, basit bir yönde ilerliyor. Yönetmen Rob Reiner pek iyi bir iş yapmamış. Hatta filmin bir sahnesinde iki kafadar Mısır’da piramitlere karşı oturuyorlar ama arka planın özel efekt olduğu o kadar belli ki, dikkatinizden kaçması ise imkansız.

Ama bir şey filmi kurtarıyor. O da iki süper aktörün oyunculuğu. Jack Nicholson ve Morgan Freeman rollerinde iyi değiller. Çok iyiler. Birbirleriyle büyük uyum içindeler. Dolayısı ile onları seyrederken, filmin diğer eksiklikleri hiç dikkatinizi çekmiyor.

Sonuç olarak etrafta tabancaların olmadığı, gerçekçi, duygusal ve zaman zaman da komik bir film seyretmek istiyorsanız bu film tam size göre. Gene de muhteşem, unutulmaz bir film demek pek mümkün değil. Ama keyifle sıkmadan izleniyor.

Sinan’ın Notu: 7

Fimin IMDb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu