Bugün akşam eve gelince farkına vardım ki Youtube‘a erişim gene yasaklanmış. Ankara Cumhuriyet Savcısı Kürşat Kayral, Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurarak youtube.com sitesine erişimin engellenmesi talep etmiş. Sebebi ise Youtube.com’da Atatürk’e hakaret eden bir video olması. Bunun üzerine de Türk Telekom siteye erişimi DNS bazında yasaklamış. Herkese hayırlı olsun.
Bu sözde yasaklama bir çok yönden saçma ve bence şov amaçlı.
Birinci neden yasağın nedeni. Youtube yasakladın ne oldu? Hakaret eden videoyu sadece Türk’ler seyredemeyecek. Ne oldu yani kendi erişimizi yasaklayarak yapılan hakareti engellemiş mi olduk? Savcı Türk Telekom’dan internete bağlananların bu siteye erişimin engelleyince bütün Dünya’ya ders mi verdi? Bu tarz hakaret eden birisi varsa kendini kötü mü hissedecek? “Bir daha vallahi yapmam, bütün (ve sadece) Türkiye Youtube’a giremeyecek, çok üzgünüm” mi diyecek?
Bu olay için aklıma şu benzetme geliyor: Kalabalık bir ortamdasınız, adamın biri bağıra bağıra size küfrediyor veya sizi o topluma kötülüyor. Siz de buna tepki olarak kendi kulaklarınızı ve arkadaşlarınızın kulaklarını kapıyorsunuz.
İkincisi siteye erişimi engellemek ne demek? Bir video yüzünden milyonlarca videonun olduğu bir siteye erişimi engellemek niye? Ayrıca internet üzerinde video yayını yapabilecek tek ortam Youtube değil ki? Birisi videoyu alıp bir başka yere koydu diyelim, savcı oraya erişimi de mi yasaklayacak? Benim tavsiyem Türkiye’de Internet erişimini tümden yasaklasın daha kolay olur.
Üçüncü kendini bilmez biri Atatürk’e hakaret etti diye tüm Türkiye’ye bir yasak getirmesi. Atatürk adı kendini koruyamayacak mıdır ki bu kadar saçma sapan yasakların ardına saklansın. Atatürk’ün ismi, mirası bu kadar zayıf mıdır ki kendini bilmeyen birinin lafı yüzünden yıkılsın?
Dördüncüsü bir Cumhuriyet Savcısı’nın yani okumuş, aydın, bilgili ve özgürlüğü savunması gereken biri nasıl oluyor da böyle bir uygulama içinde bulunuyor? Hakareti yiyen benim ama benim savcım beni cezalandırıyor. Bravo.
Ama biz zaten bunu hak etmedik mi? Kendini bilmez, ne yaptığını bilmez adamlara paye verildiği için bu günlere gelmedik mi? Çok sayın! medyamız yüzünden buralara gelmedik mi? Gazete köşelerinde kendine gazeteci diyen adamlar internete sansürün doğru olduklarını savunmadılar mı? (Bakınız: Ali Saydam’ın Benim ‘blog’um da yok Facebook üyeliğim de! yazısı).
Diyorum ya, aslında biz bunları çoktan hakettik. Bu yasakçı zihniyet etrafı sararken sesimizi çıkarmadık. Kişisel özgürlükler sınırlanırken kimse sesini çıkarmadı. Bir ülke olarak sansüre, cehalete boyun eğerek bu günlere geldik.
Binlerce blogun, birbirinden faydalı yazıların olduğu, Dünya’nın trafiği en büyük sitelerinden WordPress.com hala mahkeme kararı ile sansürlü, youtube.com’da kapalı ve bunun dışında sansürden payını alan bir çok site daha var. Yarın ne olacak, hoşumuza gitmeyen bir yazı var diye Wikipedia’ya erişimi de mi yasaklayacağız.
Bilmemiz ve anlamamız gereken bir şey var ki, sansür özgürlüğün en temel düşmanlarından biridir. Cehalet içinde hiç bir şeyi umursamayan, koyun gibi bir millet olmaktan kurtulmamız gerekiyor.
Bir de merak ediyorum sözde Atatürk’ü savunduğunu iddia edenler acaba onu neden hiç anlamıyorlar?
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.
Mustafa Kemal Atatürk
Bu arada Telekom’un sansürü sadece yüzeysel. Burada Wolkanca youtube’a (ve diğer Türk Telekom sansürlü sitelere) girmeniz için bir iki yöntem göstermiş. Bir yöntemde burada var.
Ayrıca isterseniz burada Türk Telekom sansürü ile ilgili bir yazı var.
Bu film 2004 yılında Büyük Hazine adlı filmin devamı niteliğinde. Aslında tam olarak devam demek tam doğru olmaz ilk filmi seyretmediyseniz de bu filmi seyredebilirsiniz. Ayrı macereyı anlatıyor. Filmin kadrosu ise neredeyse aynı. Başrolde gene hazine avcısı Ben Gates rolünde Nicolas Cage var. Aslına bakarsanız filmin kadrosu oldukça iyi. Nicolas Cage, Diane Kruger, Jon Voight, Ed Harris, Harvey Keitel, Helen Mirren gibi oyuncular var.
Salı akşamı, trafikte 1,5 saat geçirdikten sonra Maslak’ta ki İş Sanat’a gelmeyi başardık. Amacımız, Strauss Festival Orkestrası ve Balesi’ni dinlemek ve bu seneki kültür-sanat etkinlikleri vecibemizi yerine getirmek. Söylentiye göre bu okestra Avrupa’nın ünlü orkestralarındanmış. Bana kalırsa pek ahım şahım bir şey yoktu. Orkestra vasatın ancak biraz üstündeydi.
Bilgisayar oynayanlar bilir, aslında Hitman popüler bir bilgisayar oyunudur. Ajan 47 adında bir suikastçinin maceralarını takip eden bu oyun değişik konusu ve popülerliği yüzünden film yapıldı.
Sona zamanlarda bir sürü Türk filmi çekilir oldu. Bunlardan çoğu saçma sapan, yılışık, filmler. Belki de bu tür filmler yüzünden Türk filmleri beni pek çekmiyor. Ama doğruya doğru bazen arada güzel filmler de çıkıyor. Kabadayı filmi de bunlardan biri.
Bu pazar günü ani bir karar ile Boat Show’a gitmek yerine sinemaya gitmeye karar verdik. Seçtiğimiz film ise Nicole Kidman ve Daniel Craig’in başrollerini paylaştığı Altın Pusula oldu. (hmm Atilla Dorsay tipi bir cümle oldu
Dün akşam Mısra’cığımla beraber Beowulf’u seyretmeye gittik. Biz 3 boyutlu seyrettik. Tavsiye ederim siz de mümkünse 3 boyutlusunu tercih edin.
Bu akşam ailece sinemaya Elizabeth: Altın Çağ‘ı görmeye gittik. Gittiğimde bilmiyordum ama sonradan öğrendim ki bu film 1998 yılında gene aynı yönetmen ile çevrilen Elizabeth filminin devamı niteliğindeymiş. Bu ilk film Elizabeth’in nasıl tahta geçtiğini ve nasıl Bakire Kraliçe olduğunu anlatıyormuş. Dedim ya ben bunları bilmiyordum. Ben Elizabeth’i gördüğümde çoktan kraliçe olmuştu.
Son Yorumlar