'Eleştiri' kategorisi arşivi

Hitman (2007)

Hitman (2007)Bilgisayar oynayanlar bilir, aslında Hitman popüler bir bilgisayar oyunudur. Ajan 47 adında bir suikastçinin maceralarını takip eden bu oyun değişik konusu ve popülerliği yüzünden film yapıldı.

Bizim de geçen gün bu filme gitme şansımız oldu. Her ne kadar Mısra’yı ikna etmem biraz zaman aldıysa da, sonunda filme gitmeyi başardık. Aslında film için anlatılıcak pek birşey yok. Sonuçta bir aksiyon filmi ve daha fazlasını vaad etmiyor, vaad etmediğini de zaten vermiyor.

Hareketli sahneler, bolca vurdulu kırdılı güzel dövüş sahnesi var. Tabii bilgisayar oyunun da olduğu gibi etrafa saçılan bir sürü kanı da unutmamak lazım. Bu arada filmin bir kısmı da İstanbul’da geçiyor. Şahsen ben şaşırdım, çünkü normalde değerli! basınımız hemen bu konuyu gündeme taşırdı.

Filmde benim en çok dikkatimi çeken ise muhteşem bir güzellik oldu. Yo Rus kızdan bahsetmiyorum. benim bahsettiğim Audi S5.

Sonuçta, daha önce de belirttiğim gibi film vaad ettiğini veriyor ama daha fazlasını değil. Yani başka bir seçeneğiniz varsa onu değerlendirmeyi düşünebilirsiniz. Ama sıkıcı bir film de değil. Gidiyorsunuz, seyrediyorsunuz çıkınca da hiç hatırlamıyorsunuz (Audi S5 hariç). Boş zaman geçirmek için ideal bir film.

Sinan’ın notu 6.5

Filmin IMDB sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kabadayı (2007)

Kabadayı (2007)Sona zamanlarda bir sürü Türk filmi çekilir oldu. Bunlardan çoğu saçma sapan, yılışık, filmler. Belki de bu tür filmler yüzünden Türk filmleri beni pek çekmiyor. Ama doğruya doğru bazen arada güzel filmler de çıkıyor. Kabadayı filmi de bunlardan biri.

Filmin konusu kısaca şöyle:
Eski zamanların ünlü ve amansız kabadayısı Ali Osman uzun süre önce tövbe etmiş olaysız bir hayat sürmektedir. Fakat bir anda ölüm döşeğindki eski sevgilisinden bir oğlu olduğunu öğrenir. Oğlunun aşık olduğu bir kız vardır. Fakat aynı kıza genç bir kabadayı daha aşıktır. Sonuçta Ali Osman oğlunu kurtarmak için Devran ile karşı karşıya gelir.

Bu kadarı heryer de var zaten. Asıl eleştiriyi okumak için tıklayın.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Ali Saydam’a bir cevap da benden

Ben daha yeni gördüm. Ali Saydam denen adam Akşam gazetesinde 8 Aralık 2007 tarihinde Benim ‘blog’um da yok Facebook üyeliğim de! başlık bir yazı yazmış. Bu yazıya blog çevrelerinden bir kaç cevap gelmiş. Mesela Osman‘dan, Flynxs‘den ve Volkan‘dan. Ben de kendimce bu konu ile ilgili yorum yapıyorum.

Bilmeyenler için kısaca söyleyeyim, Ali Saydam halen Bahçeşehir Üniversitesi’nde iletişim konusunda dersler veriyor. Aynı zamanda IPR üyesi. Bunları yazmamın amacı şu: Ali Saydam denen adam iletişim ve halkla ilişkiler konusunda eğitim veren bu işin piri olduğunu iddia eden bir kişi.

En son yazısında Facebook’a vermiş veriştirmiş. Facebook’un güveni yitirince gözden düşeceğini ve bir iletişim aracı olarak faydalı olmayacağını anlatmış. Bu kendi görüşü. Ne de olsa bu işin uzmanı olan o.

Fakat ondan yazdıkları daha da ilginç. Demiş ki:

Bugüne kadar çevremde web sitesi ile blog arasındaki ciddi farkları bana bir çırpıda anlatacak çıkmadı.

Bu tam bilmeden anlamadan konuşmak demek. Belki yazılarında kendine ulaşılabilecek kendisi ile iletişim kurulabilecek bir yol gösterseydi. Bunu ona anlatacak birileri çıkardı.

Yani blogları kullanarak kurumsal ya da bireysel iletişimin yönetilebileceğini iddia eden ‘trendy’ arkadaşlara da inanmıyorum; ürünleri bu yolla pazarlayacağını ileri süren iletişim ‘sihirbazlarına’ da…

Bunları derken eminim ki Dünya’nın en büyük şirketlerinin bir blog konseyi kurduğundan haberi yok. Buradan bakabilirsiniz. Tamam, diyelim ki bu da şahsi ve profeyonel bir görüş. Olabilir. Ama daha sonra söyledikleri beni adeta dehşete düşürdü.

Çok yakında bu internet anarşisine birileri dur diyecek mutlaka…

Benim e-şerefsiz dediğim, adını, adresini, kimliğini gizleyerek etrafındakileri hiçbir mesnete dayanmadan boklamayı şizoid bir zevk ve/veya çıkar unsuru haline getirmiş manyaklar ortada dolanıyor. Bunların etkisini -yasal süreçler tamamlanana kadar- ortadan kaldırmanın tek yolu, işini düzgün yapmaktan ve yaptığını düzgün ifade etmekten geçer. Daha, ev ödevini adam gibi yapmadan internet jonglörlüğüne soyunmanın yollarını aramaktan değil…

Bu düpedüz sansüre destek vermek demek. Ve bunu yapan kişi bir üniversitede öğretim görevlisi ise, gazetesinde ki köşesinde sansürü, yasakları destekleyen birisi olunca ben de sadece insaf diyebiliyorum.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Altın Pusula (The Golden Compass 2007)

The Golden Compass, film afişiBu pazar günü ani bir karar ile Boat Show’a gitmek yerine sinemaya gitmeye karar verdik. Seçtiğimiz film ise Nicole Kidman ve Daniel Craig’in başrollerini paylaştığı Altın Pusula oldu. (hmm Atilla Dorsay tipi bir cümle oldu :) )

Film, paralel bir Dünya’da geçiyor. Bu dünyada insanların ruhları hayvan şeklinde cinler olarak ortaya çıkıyor. Filmin konusu da ruhu, onsuz bomboş olacak bedeninden ayırmanın sonuçları ile ilgili. Aslında konu olarak filmin konusu ilgi çekici.

Peki film de bu kadar ilgi çekici mi? Devamı için tıklayın.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Beowulf (2007)

Beowulf (2007)Dün akşam Mısra’cığımla beraber Beowulf’u seyretmeye gittik. Biz 3 boyutlu seyrettik. Tavsiye ederim siz de mümkünse 3 boyutlusunu tercih edin.

Açıkçası ilginç bir film. Bilmeyenler için Beowulf 8 ile 11. yüzyıl arasında yazılmış bir şiir. İngiliz edebiyatının ise günümüze ulaşan en eski yazılı eseri. Tabii bir Kuzey Mitolojisi niye İngilizler’in ilk yazılı eseri onu bilemiyorum. Eğer aranızda eseri okumaya çalışmış olan varsa bilecektir son derece uzun ve biraz da sıkıcı.

Ama neyse ki film sıkıcı değil. Devamı için tıklayın.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Vappiano, Nappio? Ve Merhaba

Sevgili ağabey, değerli ziyaretçiler ve ilk yazı deneyimini yaşayan ben, hepinize merhaba. Bu interneti kendimi bildim bileli kullanıyorum hemen hemen ama bu sefer ilişkimiz farklı gibi. Farklı derken, sanki bu sefer internet benden faydalanıyor gibi hissettim yani. Kendime başarılar diliyorum.

Her neyse, ben pratik bir adamım, sade ve yalın düşünür ona göre de kendimi anlatmaya çalışırım. Şunu belirtmeliyim ki ağabeyim bundan sonra blog’unda benim yazılarıma yer verirse, bundan sonrakiler için söylüyorum, direk sadede gelirim. Olası yazılarımın içeriğini de şimdiden kestiremiyorum. Sanırım buna biraz da internetle başlayan yeni ilişkimiz yön verecek. Belki ilk yazı için şimdilik bu kadarı da yeter ama hazır iş başındayken bugün beni rahatsız eden bir olayı paylaşmak isterim. Belki ben abartıyorum ama olayı size aktarıyım siz karar verin;

‘Vappiano, Nappio? Ve Merhaba’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Elizabeth: Altın Çağ (2007)

Elizabeth: Altın Çağ (2007) - Elizabeth: The Golden AgeBu akşam ailece sinemaya Elizabeth: Altın Çağ‘ı görmeye gittik. Gittiğimde bilmiyordum ama sonradan öğrendim ki bu film 1998 yılında gene aynı yönetmen ile çevrilen Elizabeth filminin devamı niteliğindeymiş. Bu ilk film Elizabeth’in nasıl tahta geçtiğini ve nasıl Bakire Kraliçe olduğunu anlatıyormuş. Dedim ya ben bunları bilmiyordum. Ben Elizabeth’i gördüğümde çoktan kraliçe olmuştu.

Kısaca Elizabeth’in kişiliğini ve nasıl bir lider olduğunu anlatan bir film. Cate Blanchett kendi içinde çelişen, dışarıya güçlü bir görüntü vermeye çalışırken için de fırtınalar kopan kraliçe rolünde çok iyi. Film Elizabeth’i bir efsaneden çok bir insan olarak göstermeye çalışmış ve bir noktaya kadar da başarmış. Ama bundan pek fazla birşey de yapmamış. Bu yüzden de bir noktadan sonra sıkıcı olmaya başlayabiliyor. Diğer karakterlerde derinlik ve gelişme yok. Özellikle Sir Sir Francis Walsingham (Geoffrey Rush) karakterinin filme katkısı yok. Sadece Geoffrey Rush gibi bir oyuncu oynatılsın diye konmuş sanki. Ayrıca film yer yer klişe konuşmalarla doldurulmuş ama en azından rahatsuz edici değiller. Clive Owen ise rolüne oturmuş.

İspanya kralı Philip tam bir bağnaz, saplantılı ruh hastası şeklinde canlandırılmış. Bu arada Dünya’nın en büyük imparatorluğunu 10 yıldan biraz fazla bir sürede iflas ettiren bir adam için doğru olabilir. O zaman onu canlandıran aktörü tebrik etmek lazım. :)

Film süper kostümleri, perukları, yer yer çok güzel çekimleri olan, ama pek haraketli olmayan ve saray geçen bir film. Özellikle İspanyol Donanması’nın yok olduğu savaş sahneleri pek kısa geçiyor. İngilizler’in nasıl olup da kazandığı anlaşılmıyor. Sanki birkaç tane ateş gemişi (ya da sinema da altyazısı ile “kundaklama gemisi”) bütün donanmayı yok etmiş gibi bir hava var.

Sonuç olarak gidilip seyredebilenecek ama seyrettikten sonra da akılda fazla yer etmeyecek bir film. Eldeki malzeme harcanmış gibi duruyor. Belli ki bir tane yaptık iyi oldu, bir de devam filmi yapalım mantığı içinde yapılmış. Ama sıkıcı seyredilmeyecek bir film de değil. Birinci sınıf oyuncuları olan güzel çekimleri olan bir melodrama.

Sinan’ın notu 6/10

imdb.com’da Elizabeth: The Golden Age(2007) 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İstinye Park’ta bir yemek macerası

Bu pazar günü Mısra ile beraber İstinye Park’a gittik. Nerede yemek yiyeceğimizi düşünürken Juke Box adlı bir “restaurant-cafe-bar”‘ın önüne geldik. Dışarıdan fena gözükmedi biz de değişik bir yer denemek amacı ile daldık içeri.

Ortaya bir salata söyledik. Ben bir hamburger, Mısra ise bir Frankfurter ısmarladık. Sonuç olarak ne yemeklerden ne de hizmetten memnun kaldık. Yemekler kötü idi. Garsonlar ise konuyla alakasız. Sonuç olarak diyebilirim ki, ben gittim, siz gitmeyin” Ne de olsa başka alternatifler de var.

Bu arada oraya ilk gidişimizde Rainforest Cafe’ye gitmiştik. Orada yediğim hamburger hayatımda yediğim en güzel hamburgerlerden biri idi. Onu kesinlikle tavsiye ederim. Gerçi orada ki hizmet seviyesi de oldukça kötüydü ama en azından yemekler lezzetli idi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Doğru Türkçe Kullanımı

Başka blog sitelerini gezerken bir kampanyaya rastladım. Bu konuda bende birşeyler yazmak istedim. Özenti bir şekilde yabancı dildeki kelimelerin günlük hayatta kullanılması sinir bozucu bir. Bu, yani yabancı kelimelerin Türkçe’leştirilmesi, Türkçe’nin en kuvvetli yanlarından biri. Belki de başka hiç bir dile yabancı kelimeler bu kadar kolay dahil edilip sanki o dildenmiş gibi kullanılamıyor. Ama maalesef bu aynı zamanda Türkçe’nin en dile zararı olan yanlarından biri.

İşte Güneşin tam içinde sitesindeki kampanyada yorum yazanların dikkatine sunulan yazı:

* Cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter.
* Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar.
* “gelcem, gitcem, gidiyom” denmez “geleceğim, gideceğim, gidiyorum” denir.
* “Herkez” denmez “herkes” denir.
* “Yaaaa” çok laubali bir sözdür.
* “bU şEkiLDE” yazmak sadece okuyanı yorar.
* “Yanlız” değil “Yalnız” denir.
* “ğ” harfi “g” şeklinde yazılamaz.
* “Dahi” anlamındaki “de” ayrı yazılır. Yani “Bende, sende” denmez, “Ben de, sen de” denir.
* “Geldimi?” yazılmaz “Geldi mi?” yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. “OKmi?” değil, “Tamam mı?” denir.
* “ahmet, belgin, duru” denmez. “Ahmet, Belgin, Duru” denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır.
* “ki” eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, iyelik eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır.
* “v” yerine “w” yazılmaz…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Arslanı Kuzulara (Lions for lambs, 2007)

Lions for Lambs, 2007Bugün Mısra ile beraber Lions for Lambs (Aslanı Kuzulara) adlı filme gittik. Film politik bir dram. Film birbiri ile kesişen üç bölümün anlatımı halinde sürüyor. Bir tarafta bir üniversite profesörünün öğrencisi ile seçimlerin (kişisel seçimler, başkanlık değil yani) hayat üzerindeki etkisi üzerine konuşması ve onu harekete yöneltme çabası var. Diğer tarafta ise bir Amerikan Senatörü ile tecrübeli bir gazetecinin diyaloğu öte yanda ise düşman hattı gerisine düşmüş iki askerin durumu söz konusu.

‘Arslanı Kuzulara (Lions for lambs, 2007)’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Krallık (2007)

Krallık (The Kingdom, 2007)Fragmanlarını seyreden biri Krallık filmine gidince hareketli, kalitelli bir aksiyon filmi bekliyor. Aslında film öyle de başlıyor. Özellikle filmin giriş kısmı, FBI’ın oraya gitmesine sebep olan patlama kısmına kadar oldukça ilginç bir film. Ama film ilerledikçe bu “güzel bir film oluyor galiba” umudundan giderek uzaklaşıyor.

Film kısaca Suudi Arabistan’daki Amerikan petrol şirketlerinde çalışanların ve ailelerinin oturduğu bir siteye terörist bir saldırı olması ile başlıyor. FBI’ın bir ekibi olayları incelemek üzere bir şekilde Arabistan’a gidiyor. Burada kültür çatışmaları ve diplomatik engeller altında olayı çözmeye çalışıyorlar. Bu süre içinde onlara bir Suudi polis albayı yardımcı oluyor.

‘Krallık (2007)’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Ziraat Bankası OGS fiyaskosu

OGS tabelasıBugün arkadaşlarım Tolga ve İlker’i ziyarete gittim ve bu ziyaret sırasında bana OGS hakkında bir hikaye anlattılar. Bunu sizinle paylaşmak istedim. Nede olsa kamuyu bilgilendirmek görevimiz.

Tolga İstanbul’un Avrupa yakasında yaşayan fakat işi Anadolu yakasında olan biri. Köprüyü geçmek için mecburi olan KGS veya OGS sistemlerinden OGS’yi tercih etmiş. Ziraat Bankası’na giderek buradan OGS için anlaşma yapıyor. İlk depozit olan 50 YTL’yi veriyor ve daha sonra kredisi azalırsa kredi kartından çekilmesi için anlaşarak ayrılıyor.

Buraya kadar herşey normal. Fakat birkaç zaman sonra kredisi azalıyor. Tolga’nın içi rahat çünkü kredisi azaldığı zaman Ziraat Bankası kredi kartından gerekli miktarı çekecek. Fakat gel zaman git zaman OGS sistemi devamlı “kredi az” uyarısı vermeye devam ediyor. Tolga da kredi kartı ekstrelerine bakarken dikkatini çekiyor ki kredi kartından hiçbir para çekilmemiş ve 500 YTL. civarında para cezası var. Durumu açıkladığında birşey yapılamayacağı cevabını alıyor ve bir de, üzerine, bunun kendi hatası olduğu yönünde bir azar işitiyor.

Kuzu kuzu borcunu ödemek için bankadaki kıza bu borç ödemesini kredi kartı ile yapıp yapamayacağını soruyor. Evet cevabı karşısında da kredi kartını veriyor, makbuzunu alıp evine dönüyor. Daha sonra ise Ziraat Bankası’ndan kredi kartından parayı çekemediklerini söyleyen bir telefon alıyor. Çünkü uygulamaya göre sistem buna izin veriyormuş ama kredi kartlarından borç ödemesi alınamayacağı için kredi kartları işlemi onaylamıyormuş. İşi para olan bir banka bunları da bilmezse ne iş yapar?

İlker de aynı dertten muzdarip. Neyse ki o sadece 50 YTL. borç ile kurtulmuş.

Sonuçta siz siz olun gişelerden kredi azaldı uyarısı alınca borcunuzun kredi kartından alınması yönünde bir uygulama içindeyseniz derhal durumuzunu kontrol edin. Yoksa bir anda bir sürü ceza vermek durumunda kalabilirsiniz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu