Bilgisayarlar her gün daha da hızlanıyorlar. Bugünün masaüstü bilgisayarları, 40 sene öncesinin süper-bilgisayarlarından daha fazla işlem gücüne sahipler. Ama hala bazı işleri yapmak için yeterince işlemci gücü mevcut değil.
Örneğin çok büyük asal sayıları hesaplamak, Dünya ikliminin yıllar sonraki halini tahmin edecek simülasyonlar yapmak, dünya dışından gelen sinyalleri analiz etmek, proteinlerin nasıl katlandığını anlamak gibi işler genelde süper-bilgisayarların işi. Ama işlenecek veriler o kadar fazlaki, bunları işlemeye Dünya’daki sayılı bilgisayarlar yetişemiyorlar. İşte bu noktada devreye girerek yardımcı olabilirsiniz.
‘Birlikten doğan kuvvet’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Hayat seçimlerden ibaret. Kimi zaman doğruyu, kimi zaman yanlışı seçersiniz. Ama bazı yanlışlar var ki ilginç gelişmelere yol açabiliyorlar.
Bugün Internet’te dolaşırken karşıma Google’ın mihenk taşları adlı sayfa geldi. Sayfa kısaca Google’ın bugünlere nasıl geldiğini anlatıyor. Ama asıl ilginç kısmı bence şu; Google’ın kurucuları sistemi kurduktan sonra bir arama sitesi kurma fikrinde değillerdir. Bu yüzden de eserlerini satabilecekleri bir yatırımcı ararlar. Ama pek ilgilenen olmaz. Hatta Yahoo!’ya da giderler ve arama motorlarını Yahoo! ya satmak isterler. Fakat o zamanlar arama motoru lideri projenin gelecek vaad ettiğine katılsa da proje ilk pek ilgilenmez ve Larry Page ve Sergey Brin’e proje iyice geliştikten sonra tekrar konuşabiliriz diyerek yatırım yapmazlar. Bugün ise Yahoo! aramalarındaki sonuçlar Google’dan geliyor.
Ama bilgisayar dünyası bunun gibi şeylere pek de yabancı değil. ‘Yanlış seçimler ve tarihi hatalar’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Bir futbol maçından sonra hemen herkes bir yorum yapar. Şunu oynatsaydı daha iyi oynardık, bunu çıkartması lazımdı, şu taktikle oynamak lazımdı vs… Adamın biri de böyle düşünmüş ama herkesten farklı olarak parayı bastırmış bir futbol takımı almış. Bir de internet sitesi açmış. Kullnıcılar burada maç sırasında oyuncu değişikliği taktikler vs. gibi konularda oy veriyorlar ve takım da buna göre yönetiliyor. Takım İsrail’den Hapoel “play 65″ Kiryat Shalom diye bir takım.
Site şu an için sadece İbranice ama yakından uluslararası kullanıcılar için olan kısmı da açılacak.
İşte adresi: http://web2sport.com/index_en.html
Şu an için 5 milyondan fazla blog var. Çoğu kimse bir blogun ne olduğunu ve nasıl okunması ve izlenmesi gerektiğini bilmez. Hem kendi çevremdekilere hem de başkalarına tek tek açıklamak yerine buaraya yazmaya karar verdim.
Blog Nedir?
İlk olarak iki tür blog tarzı var. Bunlardan biri geleneksel web-log (blog kelimesi bu weblog’un kısaltmasıdır). Bu türdeblog yazarı online çevrimiçi deneyimlerini paylaşır. İkinci ise daha çok bir günlüğe benzeyen yazarın günlük deneyimlerini paylaştığı tarzdır. Bugün için bir bu tarzların çoğu birbirine girmiş durumdadır. Ayrıca bir blog belli bir konu üzerine de uzmanlaşabilir. Örneğin sadece sinema ile ilgili olabilir.
Blog yapısı: ne nedir? Nasıl takip edilir? Devamı için tıklayın
MSN-emails.com adlı siteden gelen bir solucan başınıza iş açabilir.
MSN’de hızla yayılan bir solucan var. Bu solucan ilk olarak size !!!msn-emails.com!!! ile ilgili bir mesaj gelebilir. Buna sakın basmayın. Bu bir solucan. Basıldığı takdirde içinde “msn” yazan sonu “.com” ile biten bir dosya yüklüyor. ‘MSN Live solucanı’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
İnternet’te gezerken bu sefer karşıma agloco.com (meraklılar için a global community’nin kısaltması) diye bir site çıktı. Oturduğun yerden para kazanmak deyimine yeni bir anlayış getiren bir uyguluma. Internet’te dolaştığınız süreye göre Agloco size belli miktarda bir para veriyor. Ayrıca sadece kendi saatleriniz için değil tavsiye ettiğiniz kişilerin saatleri ile de para kazanabiliyorsunuz. Yani bir nevi saadet zinciri.
Agloco bu parayı reklam verenlerden alıyor ve sizinle paylaşıyor. Bu paradan pay alabilmek için tek yapmanız gereken agloco.com ve “viewbar” denilen küçük çubuğu kurmak. Böylece çubuk açık olduğu sürede internette gezerken para kazanıyorsunuz. Çubuk öyle kocaman falan değil, Windows’un görev çubuğundan daha büyük değil ve dolayısı ile ekranda çok az yer kaplıyor.
Aslında bu çok da yeni bir fikir değil. Bilgisayarınıza zorla giren ve kaldırmak için bir sürü çaba isteyen casus programlarla benzer bir mantığı var. Ama Agloco’nun çok önemli bir farkı var. Tamamen sizin isteğinize kalmış bir program, istediğiniz zaman açmakta, istediğiniz zaman ise kapatmakta serbestsiniz. Böylece gizlilik ilkeleri çiğnenmiyor. Bilgisayarınıza sizin izin verdiğiniz dışında bir şey yüklenmiyor. Ayrıca istediğiniz zaman da sistemden kaldırabilirsiniz.
Para kazanma durumunu ise bir örnekle açıklamakta yara var. Varsayın ki 10 kişiyi direkt olarak öneriyorsunuz ve bu 10 kişi de sisteme katılıyorlar. Bu hepsininde ortalama üç kişiyi iye yaptığını düşünün. Böylece herkes internette gezdiği oranda para kazanıyor. Tabii ki direkt önerilenlerden daha fazla onların önerdiklerinden daha az kazanıyorsunuz. Burada bir hesap makinesi var kaç kişiyi önerdiğinize göre size toplam saatinizi veriyor. Fakat bu saatler için kazandığınız oran devamlı değişiyor.
Yapmanız gereken üye olmak, bir çok kişiyi önermek ve viewbar’ı ayda en az 5 saat kullanmak ve üye olanlara kullandırtmak. Böylece oturduğunuz yerden para kazanacaksınız. Ödemeler ise paypal aracılığı ile hesabınıza yatıyor.
Kayıt olun, ve size verilen numarayı hemen arkadaşlarınıza vererek kazanın. Arkadaşlarınız kaydolurken bu numarayı “referral” kısmına girmeyi unutmasın yoksa kayıtlarının size bir faydası olmaz.
Google şu an için dünyanın en popüler arama motoru. Hatta öylesine ki İngilizce’de bir fiil olarak dilde yerini almış durumda. Ama Google ile basit aramalardan daha fazlasını yapabilirsiniz.
Ama maalesef bu arama türlerinin çoğu Türkçe Google tarafından anlaşılmıyor. Ama gene de yaralı pek çok var.
‘Google ile daha fazlası’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Windows için bulunan programların çoğu bir servet tutuyor. Ama işlerinizi halletmek için yazılımlara tonlarca para akıtmak zorunda değilsiniz. Nero Burning Rom gibi cd yazıcılardan Photoshop’a, Norton gibi virüs programlarından Adobe Pagemaker gibi masaüstü yayıncılık programlarının hemen hepsinin paralı benzerlerinden hiç te aşağı kalmayan açık kaynaklıları var.
Üstelik açık kaynağın (open source) getirdiği diğer tüm avantajlarla beraber. Bunlara başka bir zaman değineceğim. Ama kısacası açık kaynak demek özgürlük demek.
‘Açık Kaynak Windows Programları’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Türk Telekom dünyanın en pahalı İnternet hizmetini biz halkımıza sunduğu zamandan beri adsl kullanıyorum. Dolayısı ile bir kaç ADSL modem ile maceram oldu.
İlk modemim bir linksys idi. Linksys’i hem daha önceden kulladığım ve kalitesini bildiğim için tercih etmiştim. İşler de iyi başladı modem bir sürü özelliğe sahip ve performansını da gayet güzeldi. O zamanlar kablosuz çok yaygın olmadığı ve benim de ihtiyacım olmadığı için kablosuz özelliklerini denememiştim. Çok kötü bir kablosusuz Internet deneyimi yaşadım. Bağlantı her beş dakikada bir kopuyordu. Firmware güncellemeleri, forumlarda bulunan çözümler hak getire, hiç bir şey işe yaramadı. Zaten bir gün (1.5 sene kadar sonra) kablolu internet bağlantısı da gitti. Modem bilgisayar ile bağlantı kurmayı reddediyordu.
‘Modem Maceraları’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Son Yorumlar