Açıkçası Canavar filmlerini severim. Dev gibi bir yaratığın New York’u (ya da başka bir şehri) yerle bir etmesini izlemek bence çok eğlenceli. Ama nedense son zamanlarda adam gibi bir film yapmayı kimse beceremedi. Cloverfield de aslında bir canavar filmi. Bu kadarı isimden de anlaşılıyor. Tabii filmi yapanlar filmin sürpriz etkisi artsın diye alakasız bir isim koymuşlar, yani bilmeden gidince etkisi fazla olsun diye. Ama bizim film firmalarımız çok zeki! olduklarından filme “Canavar” adını vermişler. Neyse bu ayrı bir konu, biz filme geçelim.
Film, Godzilla gibi büyük, kötü, kaka bir canavarın New York’a saldırması ile başlıyor. (Nedense hep New York? Havasından mı suyundan mı belli değil. New York’ta canavarları çeken bir şeyler var.) Canavarımız New York’a dalıyor, önüne ne gelirse indirmeye başlıyor. Biz de bu sırada New York’ta bulunan bir kaç kişi ile bu olayları takip etmeye çalışıyoruz.
Takip etmeye çalışıyoruz diyorum, çünkü film sanki bir el kamerasından (handycam) çekilmiş hissi veriyor. Seksen dakika boyunca elinde kamera bir oraya bir buraya koşan adamın birinin elindeki kamerada ne varsa onları görüyoruz. Ayrıca filmde müzik de yok. Daha önce Blairwitch Project (Blair Cadısı) adlı filmde kullanılan bu teknik, bence oldukça sinir bozucu. Seksen boyunca görüntüleri takip etmeye çalışan zavallı gözleriniz ve beyniniz isyan edebilir. Tama canavarı tümüyle göstermeyelim, bir gerilim yaratalım falan ama bir de bir şeyin b.kunu çıkarmak diye bir şey var.
Bu tarz çekim izleyiciyi baştan sona olayın içindeymiş gibi göstermek için kullanılan bir teknik. Ama yorucu, görüntüler ve mantık hataları yüzünden bence çok fazla bir işe yaramıyor. Yani aslında filmin öyle çok bir senaryosuda yok. Züccaciye dükkanına girmiş fili kameraya almak mantığı. Canavar dağıtıyor, bizimkiler koşuyorlar vs. vs. Ayrıca filmde bir sürü de mantık hatası. Bir video kamera var ki, ben böylesini görmedim. Her yerde her durumda çekmeye devam ediyor. İnsaf.
Bu arada filmin pozitif yanları da yok değil. Özellikle New York’un yerle bir edilişi son derece güzel. Özel efektler normal kamerada göze batmıyor. Sanki gerçekten normal bir kamera ile çekilmiş hissi veriyor. Gençlerimiz metroda iken uğradıkları saldırı güzel. Ayrıca daha sonra küçük canavarlar (hiç sormayın
)tarafından ısırılan kızın başına gelenler de güzel.
Sonuç olarak ben gittim seyrettim. Blairwitch Project’in hayranı değilseniz pek tavsiye etmem. Şahsen benim filmde en çok eğlendiğim yer filmin sonuydu. Filme nişanlım Mısra ile gittim. Film bitip yazılar çıktığı anda ilk yönetmenin adı görüntülendi. Mısra bunu görür görmez bir “hassiktir” dedi ki en son bu kadar içten bir küfür ne zaman duydum hatırlamıyorum. Gülmekten koltuktan düşebilirdim.
Sinan’ın notu: 5
Imdb sayfası burada.
Meraklısına:
- Bu arada merak edenler için filmin adı Cloverfield aslında Santa Monica’da bir sokak adı.
- Kamera elinde dolaşan arkadaşın adı da Hud. bu isim HUD’a (Heads Up Display) bir gönderme.
- Bu arada filmleri derinlemesine incelemesi sevenler diyebilirler ki film; 9/11 histeri sunuyor, yaratık aslında radikal islamı temsil eden bir metafor. Falan filan




Blair Witch Project hoşuma giden bir yapım olmuştu.Aynı lezzeti Cloverfield ile aldığımı söylemeliyim.Başarılı bir yapımdı benim için.