Sinan Taga için Yazar Arşivi

Hitler’in Kayıp Filosu

U-boatHikaye sanki bir Clive Cussler romanın başlangıcına benziyor. Hitler’in Kayıp Donanması savaşın en az bilinen ama oldukça ilginç hikayelerinden biri. Türk deniz mühendisi Selçuk Kolay idaresindeki bir takım tarafından ortaya çıkarılmış.  Aslında bu bir kaç aylık bir haber ama ben Internet’te öylesine dolaşırken yeni öğrendim.

Hitler’in Kayıp Donanması’nın gizemi için tıklayın.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Dünya’nın kurtarılmaya ihtiyacı var mı?

Earth Day FlagBir süredir gerek Internet’te gerekse yazılı ve görsel medyada Dünya Günü (Earth Day) ile ilgili bir sürü haber vardı. Earth Day ya da Türkçe adıyla Dünya Günü’nün amacı Dünya’mız ve çevremiz için duyarlılık ve farkındalık yaratmak.

Bence bu noktada yanlış anlaşılan bir nokta var. Sanki herkes Dünya’yı kurtarmak onu korumak gerektiği gibi bir anlayış içinde. Bence yanlışlık da burada başlıyor. İnsan denen varlığın en büyük özelliklerinden biri kendini beğenmişlik. İşte bu yüzden diğer bir sürü şey gibi bunu da yanlış anlamaktayız diye düşünüyorum.

Google Earth Day DoodleDünyayı korumak ve kurtarmak gibi bir durum söz konusu değil aslında. Evet aslında Dünya’da iklim değişiyor, biz insanlık olarak buna büyük katkıda bulunuyoruz ve gezegenimize zarar veriyoruz. Buraya kadar doğru.

Ama anlamadığımız noktada bu, kurtarılmaya ihtiyacı olan yaşlı (aslında yaşlı demek de çok doğru değil ama neyse) gezegenimiz değil. Asıl kurtarılmaya ihtiyacı olan onun üzerinde yaşayan canlılar. yani kurtarılmaya ihtiyacı olan insanlık.

Dünya milyarlarca bir ısınıyor, bir buz kesiyor, bazen sudan bir küreye bazen de bir kartopuna dönüşüyor. Bazen zehirli gazlarla kaplı bir gezegene bazen, oksijen dolu bir gezegene dönüşüyor. Durum ne kadar iyi veya kötü olursa olsun Dünya en sonunda tekrar bir dengeye kavuşuyor. Ne olursa olsun üzerindeki canlılar bir ölüp yerine yenileri geliyor.

Sorun gene aynı. Biz Dünya’ya ne kadar zarar verirsek verelim. Dünya eninde sonunda belki binlerce, belki de milyonlarca yıl sonra gene kendine gelecektir. Bizim için tek problem ise, o zaman bir tür olarak burada olup  olmayacağımız.

Yani demek istiyorum ki, kurtarılması gereken Dünya değil. Eğer ortada kurtarılması gereken bir şey varsa o da kendimiziz.

Yani eğer Dünya’yı kurtarmak için bir şey yapmak aklınızda yoksa en azından kendinizin ve insanlığın  kurtarılmaya ihtiyacı olduğunu düşünün.

Bu arada Goggle, Youtube gibi siteler de Dünya Günü’ne destek vermek amacı ile ilgili logolar (aslında bunlara Doodle deniyor) yayınlamışlar.

Google Earth Day Doodle

Güneşin Tam İçinde’de Dünya Günü yazısında daha fazlasını görebilirsiniz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Gerçek Gray’s Anatomy

Bilirsiniz televizyonlarda bir dizi var adı “Grey’s Anatomy”.  Dizi genellikle Dr. Meredith Grey ve onun ve çevresinde gelişen olayları takip eden bir tıp draması. Hatta yanılmıyorsam, kendisi bir şey yaratmaktan aciz birileri, bunun bir taklidini yapmaya çalışmışlardı. Neyse.

Geçen gün babamın kitaplığında bir kitap görünce briaz şaşırdım. Dizinin adı olan “Grey’s Anatomy” aslında “Gray’s Anatomy” adlı bir kitaba gönderme imiş. Gerçek Gray’s Anatomy kitabı aslında doktorlar tarafından bilinen çok ünlü bir anatomi kitabıymış.

1858 yılında Henry Gray adında bir İngiliz tarafından yazılmış. Asıl adı Henry Gray’s Anatomy of the Human Body ama genel olarak Gray’s Anatomy olarak biliniyor. 1858 yılından beri de hala yayında ve kullanılan bir ders kitabı. en son sürümü 39. baskı. Yayıncısına göre 40. baskı Eylül 2008′de yapılacak.

Hani bir şey görürsünüz, ” a o bu muymuş?” dersiniz ya işte kitabı görmek de benim için o tarz bir andı.

İşte o an:

Gray’s Anatomy 34th Edition

Fazlası için Wikipedia’ya göz atabilirsiniz.:

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İsmini Didikle

İsmi Didikle logoElime gene arkadaşlarımdam bir e-posta ulaştı. Nedense bu tür e-postalar, özel şirketlerde sabahtan akşama kadar çalışıp işini başından alamayan, “çok meşgul” kişilerden geliyor hep. Neyse…

Bu sefer bahsi geçen bir site. Adı http://www.ismididikle.com. Adından da anlaşabileceği gibi bu site isimlerle ilgili. İsminizi arama kutucuüuna yazıyorsunuz ve isminizle ilgili bir sürü bilgiye ulaşıyorsunuz. Örneğin isminiz ne kadar sık kullanılan bir isim, Türkiye’de kaç kişi bu ismi taşıyor. İsminiz ile uyumlu diğer isimler, ismin farklı şekillerde yazılımları vs. gibi bir çok ayrıntı var. İsmim ile ilgili bir şeyler öğrenmek her zaman ilginç gelmiştir. Dolayısı ile bu siteyi sizinle de paylaşıyım dedim. Sitenin iğren. tasarımını göz ardı edersiniz, keyifli dakikalar geçirebilirsiniz. İsimlerin anlamı ile de ilgili bir açıklama olsaymış daha da güzel bir servis olabilirmiş.

Adres: www.ismididikle.com

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kanyon Mars Sinema Fiyaskosu

Bu Cuma akşamı sinemaya gitmek üzere kendimizi ayarladık. Uzun bir tartışmanın ardından da Kanyon’a gitmeye karar verdik. Tabii bu kararı alırken başımıza gelecekleri bilmiyorduk.

İlk önce Kanyon’un üst katında bulunan GBK‘da yemeğimizi yedik daha sonra da acele ile filme yetimek üzere kalktık ve salona gittik. Çünkü film 21:45′te idi biz ise  yemeğe oturduğumuzda ise saat dokuzu biraz geçiyordu. Yani filme yetişeceğiz diye yemek boğazımıza dizildi. Neyse 21:45′te salona girdik. Biz girdiğimizde perde de reklamlar oynamaya başlamıltı bile. Yerimize geçtik ve filmin başlamasını beklemeye koyulduk. Gel gelelim film bir türlü başlayamadı. Reklamlar tam yarım saat boyunca devam etti. Ondan sonra film başladığı anda kapanması gereken ışıklar düzelmesi gereken görüntü düzelmedi. Salondan birinin kalkıp gidip makinisti uyarması ile ışıklar on dakika sonra kapandı, film normal sinemaskop görüntüsüne kavuştu. Herhalde makinistin daha önemli bir işi vardı.

Böyle bir durumda başladık filmi seyretmeye. Fakat tabii olaylar henüz bitmemişti. Filmin ilk devresi seyredildi. Antrakt sonrasında koltuğumuza geri döndük. Filmin ikinci devresi başladı. Sanıyorum  30 ile 45 saniye arasında bir zaman geçti. Keanu karşısındakinin kafasına kalın bir telefon defteri ile geçirdi. Ve… film koptu. Bir anda perde bembeyaz oldu, ışıklar yandı. İnsanlar filmin tekrar başlamasını beklerken (5 dakikadan fazla bir süre o şekilde oturduk) adamın biri salona girdi ve teknik bir arıza dolayısı ile filmin gösterilemeyeceğini söyledi. Herkes de durumu kabullenip gişe başına paralarını almaya gitti. Tabii bunlar harcanmış bir Cuma akşamını telafi eder mi ona siz karar verin.

Ne olduğunu soranlara ise verilen cevap olan teknik bir arıza cevabına dikkat çekmek istiyorum. Bu kısaca şu demek: “Kardeşim, siz salaksınız teknik diyoruz işte, sen ne anlarsın ki, bunlara aklın ermez demek aslında”

Sonuçta para iademizi ve fazladan birer davetiyeyi de alarak evimizin yolunu tuttuk. Ama bir daha Kanyon’da sinema fikri geldi mi ikiden fazla düşüneceğim. Parasıyla rezil olmak lafı bu gibi durumlar için icat edilmiş gibi.

15 YTL verip, yarım saat saçma sapan reklamları izlemek ve yarım bir film seyredetmek isterseniz Kanyon çok ideal.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Teknosa’ya aldanmayın

teknosa_logo.gifGeçenlerde Teknosa’da bir kampnaya gözüme çarptı. Kocaman harflerle söyle yazıyordu: “Toshiba HD-DVD Player 299 YTL”. Şimdi bu konu pek çoğunuza şaşırtıcı gelmeyebilir. Ne de olsa yeni nesil yüksek çözünürlüklü bir sistem için oldukça uygun bir fiyat sayılabilir diye düşünebilirsiniz. Ayrıca yanında bir kç disk de hediye.

Tabii durum öyle değil.  Eğer teknolojiyi biraz yakından takip ediyorsanız, biliyor olmalısınız ki. Yüksek çözünürlük savaşlarında iki format vardı. Bunlardan biri Toshiba’nın HD-DVD’si, diğeri ise Sony’nin Blu-ray’i idi. Fakat bu savaşın sonu bir ay kadar önce belli oldu. Savaşı Sony’nin Blu-Ray’i kazandı. Bunun üzerine de Toshiba artık HD-DVD’nin üretilmeyeceğini açıkladı. Yani bundan böyle HD-DVD (betamax gibi) ölü bir format.

Hatta  Amerika’da bir çok satıcı HD-DVD oynatıcıları geri bile alıyor. Bizde ise Teknosa nasılsa alan biri olur diye 299 YTL gibi ucuz olamayn bir fiyattan bunu satmaya devam ediyor. Üstelik satış elemanları size HD-DVD’nin akibetini de anlatmıyorlar.

Dolayısı ile siz siz olun. Teknosa’dan bir şey almadan iyi araştırın.

İşte sözü edilen HD-DVD oynatıcı. Teknosa web sitesinde de satışta.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

En Sevdiğimiz Film Sahneleri

Süleyman Hoca, blogu Güneşin Tam İçinde’de “En Sevdiğimiz Film Sahneleri” adında bir yazı yazmış. Sağolsun beni de mimlemiş. Bir süredir blogumdan uzaktım dolayısı ile yeni gördüm. İşte benim sevdiğim film sahneleri. Biraz uzun oldu gerçi, bir başlayınca duramadım. Düşününce de yenileri aklıma geliyor. Ama işte liste: (Belli bir sıralama olmadan :) )

Doktor, Doktor, Doktor, Doktor, Doktor…

Bu filmi (Spies Like Us) seyredeli çok uzun zaman oldu ama nedense bu sahne aklımdan hiç çıkmadı. Ne zaman bir doktor ile tanışma durumu olsa gene aklıma gelir. Bu sahne de sizi çok güldürebilir.

Daha fazlası için tıklayın

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Photoshop Felaketleri

Photoshop çıktı mertlik bozuldu. Photoshop çıktığından beri kadınlar daha bir güzelleşti kusursuzlaştı. Resimler daha bir al benili oldu. Ama tabii her önüne gelen her şey için Photoshop kullanmaya başlayınca işin dozu da kaçmış oldu. Tabii yapılan hatalar da dikkatli gözlerden kaçmıyor. Ama artık Internet sayesinde hiç bir hata sadece bir kaç kişi tarafından bilinip unutulanlar arasına girmiyor.

Photoshop Disasters‘da kendini bu konuya adamış bir blog. Bu blog’da Photoshop (ya da herhangi bir grafik programı) ile yapılmış hatalar gözler önüne seriliyor. Aralarında oldukça ilginç ve eğlenceli olanlar da var. Bir göz atmanızı öneririm. Buraya siteden bir kaç resim koydum ama daha fazlası için siteyi ziyaret etmelisiniz.

İşte size birkaç örnek:

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Zaman geçirmek için iki oyun

Flash ve tarayıcı temelli oyunlar son zamanlarda o kadar popüler ki etraf bunlardan geçilmez oldu. Özellikle Travian adlı oyun Türkiye’de inanılmaz popüler. Bunlar gibi bir kaç oyun daha var. İlginizi çekebilir.

Duels LogoBunlardan ilki Duels adlı tarayıcı temelli bir oyun. Bu oyunda bir karakteriniz var. Bir sürü zırh ve silah ile karakterinizi geliştirip diğer oyuncularla düellolar yapıyorsunuz. Oyunda silahlar ve zırhalar World of Warcrafttarzı bir şekilde düzenlenmiş. Şu an sitede 138 bin civarında oyuncu var ve günlük düello sayısı 26000 civarında. Sizde karakterinizi yaratıp bu oyuna katılmak isterseniz www.duels.com adresine gitmeniz yeterli.Duels

Dice WarsDiğer bir oyun ise  DiceWars. Eğer bir ara Risk oynadıysanız bu oyun tanıdık gelecektir. Bu Flash oyununda haritaya yayılmış bölgeleriniz ve o bölgeler üzerinde zarlarınız var. Stratejik olarak diğer bölgelere saldırıp haritaya hakim olmaya çalışıyorsunuz. Yani Risk’in sadece savaş kısmından oluşanı gibi düşünebilirsiniz. Bir kere başlayınca başından kalkmak zor olabilir. Tek kötü yanı ise sadece bilgisayara karşı oynayabilmek. Buradan gidebilirsiniz.
Dice Wars

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Neden bir özgeçmiş zahmetine girmeli ki?

Kimileriniz bilir. Seth Godin bir pazarlama gurusu. Hatta Türkiye’de bir sürü kitapları yayınlandı. Bunlardan en bilineni belki de Mor İnek isimli kitap. Hatta, “Dip - Vazgeçmeyi ve Vazgeçmemeyi Öğreten Küçük Bir Kitap” adlı kitabı şu aralar ülkemizde en çok satanlar listesinde. Aynı zamanda Squido adlı siteninde yaratıcısı. İlginç fikirleri ve güzel yazıları olan zeki bir adam. Geçen gün kendi blogunda yazmış olduğu bir yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Üşenmedim Türkçe’ye çevirdim.

Seth Godin, yaz için bir staj duyurusu yapmış ve yanında staj yapmak isteyenler için bir programı duyurmuştu. Bundan bir kaç gün sonra da aşağıda ki yazıyı yazdı. Yazının aslına buradan ulaşabilirsiniz. İşte Türkçe’si:

Geçtiğimiz günlerde, Cornell ve diğer üniversitelerdeki  üst düzey öğrencilerden stajımla ilgili bir sürü duyum aldım.

Bir ofis veya bir web sitesinde duyurulmuş olmalıydı, çünkü başvuruların hepsi birer özgeçmiş. Gerçek bir açıklayıcı mektup yok, kendini pazarlama denemesi yok. “İşte benim hakkımdaki gerçekler, beni de yığına ekleyin” gibi bir şey.

Bu biraz tartışmalı olacak ama işte buyrun: Eğer farkedilebilir, harika veya sadece harikulade iseniz, zaten bir özgeçmişe sahip olmamanız gerekiyor.

Sadece benim küçük stajım için değil, ama genelde de. Büyük insanların bir özgeçmişleri olmamalı.

İşte nedeni: Bir özgeçmiş sizi reddetmek için bir sebeptir. Bana bir kere özgeçmişinizi gönderdiniz mi diyebilirim ki “bunları eksik, şunları eksik” ve bum, oyun dışısınız.

Bir özgeçmişinizin olması anahtar kelimelere bakan o büyük makinanın içinize girmenize ve o makinada bir dişli olarak iş bulmanız için yalvarır. Sadece dev şirket canavarı için daha fazla yem. Bu, ortalama bir iş arayan, ortalama kimseler için iyi bir şey olabilir. Ama sizin hak ettiğiniz bu mu?

Eğer bir özgeçmişiniz yoksa, neyiniz var?

İşveren tanıdığı veya saygı duyduğu kişilerden  sıradışı üç tane tavsiye mektubu nasıl?

Veya dokunabildikleri veya görebildikleri karmaşık bir proje?

Ya da sizin önünüzde giden bir nam?

Veya öylesine farklı ve zorlayıcı ki takip etmeye zorlamaktan başka bir seçenek bırakmayan bir blog?

Bazıları diyebilirki “İyi tamam, ama bunlar bende yok ki”.

Evet, benim anlatmaya çalıştığım da bu. Eğerbunlara sahip değilseniz, neden farklı, harika veya sadece harikulade olduğunuzu düşünüyorsunuz? Bana öyle geliyor ki bunlara sahip değilseniz, sıradan biri olmak üzere beyniniz yıkanmış.

Müthiş işler, dünya çapında işler, insanların sahip olmak üzere öldürecekleri türden işler… Bu posizyonlar özgeçmişlerini e-posta ile gönderen kişiler tarafından doldurulmazlar. Asla.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Cengiz Han (Mongol)

Cengiz Han (film 2008)Cengiz Han’ı ilk duyduğumdan beri hep sevmişimdir. Dolayısı ile sinemada bir Cengiz Han filmi görünce de gitmemek olmazdı. Bu arada burası bir sinema blogu olmadığını hatırlatmak isterim, son üç yazının hep filmlerle ilgili olması tamamen tesadüf. Jumper filminin çıkar çıkmaz ani bir kararla Cengiz Han’ın gece yarısı seansına girmemizin büyük bir katkısı var. Neyse filme geçelim.

Her ne kadar yabancı (yabancı derken Amerikan sineması dışında kalanlar) filmlere şüphe ile yaklaşan biri olsam da gerek fragman ve afişlerinin çekiciliği, gerekse filmin kahramanı yüzünden filme isteyerek gittim. İyi ki de gitmişim. Cengiz Han iyi bir filmde olması gereken her şeye sahip. Tamam, belki ehrşeye değil ama bir çok şeye.

Birincisi son derece güzel çekimlere,  oldukça müthiş ve gerçekçi savaş sahnelerine sahip. Oyuncular rollerinin haklarını son derece iyi vermişler. Japon aktör Asano, Cengiz Han rolünde oldukça iyi. Ama Jamoka rolünde Çinli Honglei Sun daha da iyi. Diğer oyuncular da rollerinin haklarını vermişler.

Bence fimi bu kadar hoş kılan özelliklerin başında da filmin tarihsel gerçeklere bağlı kalmış olması. Cengiz Han’ı batılıların her zaman anlattığı vahşi, cani, kelimenin tam anlamı ile barbar olarak tasvir eden yaklaşımlarındansa film Cengiz’i bir insan olarak gösteriyor. Dünya’nın en büyük fatihlerinden birinin o hale nasıl geldiğini daha gerçekçi ve doğru bir şekilde anlatıyor.

Filmin Moğolca olması da bence hoş ve iyi bir değişiklik. (Özellikle aksanlı İngilizce konuşan mağara adamlarından sonra)

Bu arada bana göre filmde eksik olan bir iki nokta var.  Bunların bir tanesi Timuçin’in biraz ilahi biri olarak kayrıldığını yansıtmaya çalışan kısımlar. Diğeri ise Timuçin’in bir anda Cengiz Han’a dönüşmesi. Arada geçen zamanda Moğollar’ı nasıl topladığı onları tek bir lider altında nasıl birleştirdiğine pek fazla zaman ayrılmamış.

Söylendiğine göre Rus yönetmen Sergei Bodrov aslında bu hikayeyi bir üçleme olarak düşünmüş. Kimbilir belki de devam gelir.

Kesinlikle tavsiye ederim.

Sinan’ın Notu: 8/10 (on üzerinden sekiz)

imdb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Jumper

Jumper (2008)Bu cumartesi günü Jumper adlı filme gittik. Açıkçası filmin fragmanları oldukça hoştu. Ama film fragmanları kadar iyi çıkmadı diyebilirim. Filmin konusu oldukça basit aslında.

Kahramanız David Rice (Hayden Christiansen) bir gün farkına varır ki, kendini istediği an istediği yere “ışınlayabilmektedir”. (Jumper = zıplayıcı ismi de buradan geliyor.) Bu özelliğini keyfe keder devamlı kullanmaktadır. Ama onun bilmediği bu özelliğe tek sahip olanın kendisi olmadığıdır. Bu özelliğe sahip kişiler uzun zamandır ortada dolaşmaktadırlar ve bu süreden beri onları yakalayıp öldürmeye çalışan “paladin” adı verilen ayrı bir grup vardır. Sonuç olarak David Rice’da kendini bu savaşın içinde bulur.

Aslında filmi seyrederken sıkıldığımı söyleyemem. İlgiyle izleniyor. Özellikle kendini istedğin yere ışınlayabilmek özelliği ve Dünya’nın farklı yerinde farklı manzaralar güzel anlar. Ama bence problem eldeki fikrin (kendini ışınlama) sadece bir fikir olarak filme aktarılmış olması. Yani film sadece bu özellik üzerine kurulmuş gibi görünüyor. Ortada bir hikaye yok, bir karakter gelişmesi yok. Güzel bir fikir, hikaye yok.

Ama gene de filme gidip güzel bir vakit geçirebilirsiniz. Derinliği olmadan, bir şey anlatmaya çalışmayan, iyi bir fikir etrafına, sadece fikre dayanılarak yapılmış bir film.

Sinan’ın Notu: 6/10 (On üzerinden altı)

imdb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu