admin için Yazar Arşivi

Delilere…

Apple - “Crazies” from AdGiant on Vimeo.

Bu Apple reklamlarından bir tanesi. Burada başkaları da var

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Televizyon denen iğrençlik

evlendirme.gifÇok fazla televizyon seyreden biri değilim. Ama iki gün boyunca hasta olarak evde kalınca mecburen televizyon ile haşır neşir olmak zorunda kaldım. Farkettiğim ilk şey televizyonların ne kadar iğrenç bir ortama dönüşmüş olduğu idi. İki gün boyunca neredeyse sabahtan akşama televizyonun karşısında tek adam gibi programa rastlayamadım.

Herhalde bir halkın yozlaşmasının en büyük göstergelerinden biri televizyonda gösterilenlerin kalitesi. Sabahları zaten kanallarda bir şey bulmak mümkün değil. Ya biri birilerini evlendirmeye çalışıyor, ya biri birilerine hakaret ediyor ya da buna benzer abuk sabuk şeyler gösteriliyor. Daha sonra Yemekteyiz adlı yarışma programı başlıyor. Yaklaşık üç saat boyunca son derece düzeysiz bir şekilde devam ediyor. Yanlış anlamayın bu sadece sabahki kısmı aynı programı daha sonra “prime time” da gene izliyoruz. Yemekteyiz’i izlemek istemeyip başka bir kanala geçmnek istiyoruz orada da karşımıza “Yemekte Bizdeyiz” diye bir şey çıkıyor. Bir kanal daha değiştiriyoruz bu sefer birilerinin bir kutu açtığı yapay bir gerilim yaratıldığı bir yarışma karşımıza çıkıyor. Hepsini biliyoruz. Benim bu yarışma ile anlamadığım bir diğer şey de yarışmacı belli bir para kazanıyor. Sonra kutusundan daha fazlası çıkıyor. Bir anda ölüm sessizliği sanki sanırsınız ki adam (ya da kadın) biraz önce havadan milyonlar kazanmadı da herşeyini bir anda yitirdi.

Bir de haberler var. Hayır diyelim ki halkımızın çoğu böyle abuk sabuk şeylerden hoşlanıyor, kalitenin düşüklüğünden şikayet etmeden bunları seyrediyor. Ama düşünüyorum ki haberler çıktığında insan bir haber izlemek ister. Ama ne mümkün ki yıllarını gazeteciliğe vermiş kendini haberci olarak tanıtan Ali Kırca’nın Uğur Dündar’ın haber programlarında bile haber  izlemek mümkün değil. Habercilik artık şundan ibaret, 9.90′a satılan cep telefonun izdihamı, balık fiyatlarının güncel durumu, vatandaşımız ne kadar balık almış ne kadar kar etmiş veya Atv dizilerindeki kebaplar en iyi nerede yapılırmış… Hem de kısaca değil dakikalarca… Yani gerçekten insanların televizyonda ana haber bülteninde görmek istedikleri bunlar mı?

Bir de yeni çıkan bir bulandırma olayı var. Sigara çıktı bulandır. Meme gözüktü bulandır. Bakkalın önündeki deterjanlar gözüktü bulandır. Neredeyse tüm ekran bulanmış önemli değil. Önemli olan halkımızı zararlı şeylerden korumak, ama onları aptal yerine koymak problem değil.

Tabii bu konulara itiraz etmesi gerekenler, bu konuda yazması, tepki göstermesi gereken aydınlarımız var diyebiliriz. Ama dememek lazım ne de olsa onların da maaş çeki aynı yerden geliyor.

Yazık.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Fenerbahçe Ülker - Lottomatica Roma Maçı

Perşembe günü Fenerbahçe’nin Lottomatica Roma ile olan maçına gittik. Fenerbahçe maçtan önce ilk 16′ya girmeyi garantilemişti ama bu maçta rakibine on sayı fark atarsa gruptan ikinci çıkacaktı.

Maçın en sonuna doğru beraberlik durumu devam ediyor. Bir Fenerbahçe atıyor bir Roma. Bir dakika kala maç 70-70 oldu. İşte benim anlamadığım durumda burada başlıyor. Anlayan veya doğrusunu bilen biri varsa beri gelsin.

Şimdi kalan dakikada Fenerbahçe on sayı yapamayacağı için maçın uzatmaya gitmesi Fenerbahçe’nin lehine olacaktı. Dolayısı ile Fenerbahçe’nin basket atmaması gerekiyordu. Ama attılar. Bunun üzerine kendi kendimize “Eh adamlar ne atacak ki? İki sayı onlara yetiyor dedik. Ama adamlar gidip basket attılar. Şimdi son hücum süresi Fenerbahçe’ye geçti. Kalan 24 saniye de top dolaştırsalar maç uzamaya gidecek. Ama kendi kendimize gene dedik ki “Ee şimdi adamlar faul yapacak…” Ama yapmadıla, gene anlamadığım bir nedenle Fenerbahçe ve Ömer Onan basketi atabilmek için ellerinden geleni yaptılar. Ama girmedi. Maç uzatmaya gitti ve neredeyse de on sayı farkı yakalıyorlardı.

Peki de neden kimse maçı uzatmaya götürmek için bir çaba sarfetmedi. Anlayan varsa bir zahmet açıklasın.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Cercis Murat Konağı - Geleneksel Mardin Mutfağı


Cercis Murat Konağı LogoGeçen akşam dört kişi Bostancı’da bulunan Cercis Murat Konağı‘na gittik. Ne zamandır önünden geçtiğimiz ama fırsat bulamadığımız bir yerdi. Sağnak arkadaşımızın ısrarları sonunda o akşam yemeğini de orada yemeye karar verdik.

Adından anlaşılacağı üzere Cercis Murat Konağı, Mardin Mutfağı’ndan örnekler sunan bir restoran. Bilinen kebaplar da mönü de var ama biz buraya kadar gelmişken Mardin’in yemeklerinden tadalım dedik.  Kebaplara birazdan geleceğiz ama ilk önce mezeler.

Meze TabağıMönüde yazan mezelerin çoğu tanıdık değildi, bu yüzden bizde garsonumuzdan yardımcı olmasını  istedik. O da bize on on adet meze örneğinden oluşan bir servis getirdi. Resimde gördüğünüz bu mezeler içinde daha önce tattığım bir tanesi yoktu. Hatta bir kaç tanesi dışında adlarını ve nelerden olduştuklarını da hatırlamıyorum. Tek hatırladığım muammara denilen bir şeydi. Bunun dışında tabakta bulunan küflü yoğurt ve pekmezli patlıcan ezmesi de grup tarafından en beğenilen mezeler oldular.

Kebap kısmına gelince gene gene garson yardıma koştu ve Mardin’e özel kebapları anlattı. Bunun üzerine ben Hammis denilen bir kebabı, Sağnak ise Mardin Kebabı’nı tercih etti. Kızlar ise anlaşılmaz biçimde her yerde yiyebilecekleri Beğendili Kebap’ı paylaşmaya karar verdiler.

Mardin Kebabı içinde sebze olan bir kebap. Sağnak tarafından oldukça beğenildi. Hammis ise saçta özel bir şekilde pişirilen bir çeşit kavurma. Ama oldukça lezzetliydi.

Bunun dışında yemeğin yanında hepimiz ayran içtik. Ayran bakır kupalarda servis edilen oldukça lezzetli bir ayrandı.

Yemek sonunda bir de mıra denilen özel bir kahve deneyebilirsiniz. Oldukça değişik bir tadı olan mıra kahve severlerin hoşuna gidebilir. Bu arada mıra içmenin de özel bir raconu varmış. İlk olarak mırayı fondip şeklinde içmek lazım. Daha sonra eğer daha isterseniz fincanı mıracıya uzatıyorsunuz o da yenisini veriyor. Eğer istemez iseniz bu sefer uzatırken parmağınızı bardağın üzerine koymanız lazım ki istemediğiniz anlaşılsın. Fincanı masanın üzerine boş olarak koymak ise ağanın yapacağı bir şey. Böyle olursa mıracıya bir bahşiş vermeniz gerekebilir.

Bunların dışında gerek mekan, gerekse personel iyiydi.

Sonuç olarak Cercis Murat Konağı’nda yediğimiz yemekten genel olarak memnun kaldık. Tavsiye ederim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Anne Şarkısı - The Mom Song

The Mom Song from Northland Video on Vimeo.

Güncelleme: Video Vimeo’dan kaldırılmış ama Youtube da var. http://www.youtube.com/watch?v=ESe-AysF9mw

Giremiyorum demeyin, deneyin. Başbakanımız girebiliyor…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Mustafa (2008)

MustafaBugün Can Dündar‘ın yazıp yönettiği Mustafa adlı filme gittik. Konu Mustafa Kemak Atatürk olunca her zamanki gibi tartışma eksik olmuyor. Şimdiden konuyla ilgili yazılıp çizilenler etrfata çoğalmaya başladı. Bende kendi izlenimlerimi anlatayım dedim.

İlk olarak belirtmek gerekir ki Mustafa aslında bir belgesel. Bunu söylememin sebebi bazıları tarafından bunun sanki bir sinema filmi gibi aktarılması. Ama bir belgesel olması sizi Mustafa‘yı seyretmekten alıkoymasın.

Filmde, Mustafa’nın doğuşundan başlayarak ölümüne kadar olan hayatını anlatılıyor. Zaten bu kadarı anlaşılıyor ama film diğer Atatürk belgesellerinden biraz farklı.

Bu filmde Mustafa Kemal bir insan olarak tanımlanıyor. Yani sadece müthiş tarafları ile değil, insani zaafları ile de aktarılmış. Bana kalırsa bu onu basitleştirmekten öte daha da büyük bir insan haline getirmiş. Normal, bizim gibi bir insanın nasıl bir dünyanın en büyük askerlerin ve devlet adamlarından biri haline geldiğini anlatıyor. Bu yüzden bence oldukça başarılı bir çalışma olmuş.

Bana kalırsa fimin bazı yerleri biraz kısa geçilmiş. Mesela Çanakkale’deki zaferi, Samsun’a çıkışı vesaire gibi olaylar üzerinde durulmamış. Bunun yerine Mustafa Kemal’in o anki hali üzerine yoğunlaşılmış.

Sonuç olarak ben oldukça beğendim. Son derece güzel bir belgesel olmuş. Can Dündar iyi bir iş çıkarmış. Kesinlikle tavsiye ederim.

Sinan’ın Notu: 8/10

Bu arada yeni öğrendim ki, Turkcell son anda filme sponsor olmaktan vazgeçmiş. Bunu da “bizim her kesimden müşterimiz var, bu filme sponsor olursak bir kesimi karşımıza alabiliriz” gibisinden gerzekçe bir sözle açıklamaya çalışmışlar.  Bence Turkcell’in ayıbı çok büyük. Kınıyorum…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Türkiye’de Internetin Geleceği

Firefox ChinaÇok değil bundan bir kaç sene öncesine kadar Türkiye’de Internet olması gerektiği gibi sansürsüz, açık ve demokratik bir şekilde yaşanabilen bir deneyimdi. Ama artık öyle değil. Hergün başka siteler cahil savcı ve hakimlerin eline düşüyor ve kırmızı bir yazı ile erişime kapatılıyorlar. Hatta bazen o yazıyı bile görmek mümkün değil.

Türkiye’de Internet’in geleceği karanlık. Ama ileride neler olabileceğini nasıl bir hale geleceğini pek de anlamayanlar varsa onlara geleceği gösterebiliriz.

Ufak bir Firefox eklentisi. Adı China Channel Firefox Add-on. Yaptığı iş ise çok basit. Firefox’a bir eklenti olarak yükleniyor ve Çin’in uyguladığı sansürü evinizin rahatlığında yaşayabiliyorsunuz. Türkiye’de gidişat bu duruma yaklaşıyor. Ama hiç değilse önümüzde örnek var. Bu duruma düşmeden bir şeyler yapmak mümkün.

Aranızda Türkiye’de durumun bu kadar vahim olmadığını düşünenler veya durumun önemi kavrayamayanlar, ya da hiç umurunda olmayanlar olabilir.  Açıkçası Türkiye’de de durum vahim. Binlerce siteye erişim engelli durumda. Ama kendini gelişmeye kapatan devletlere (imparatorluklara) neler olduğunu birinci elden bilen insalar olarak buna bir dur demek lazım. Bu olay er ya da geç herkesi ilgilendiriyor.

Deneyin, denetin, sansürün ne kadar kötü olduğunu mümkün olduğunda kadar çok kişiye anlatın.

Çin sansürünü yaşamak ve geleceğinizi görmek için gerekli Firefox eklentisini buradan indirebilirsiniz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bunlar da unutulur

SansürCuma öğleden sonra bir anda Blogger’a Türkiye’den erişim yasaklandı. Bu aslında bazıları için çok da sürpriz bir gelişme değil. Neyin ne olduğunu bilen insan dışında çok fazla da gürültü çıkmadı aslında.  Youtube erişim ilk kapatıldığı zaman daha fazla tepki gelmişti. Şimdi de yüzbinlerce kişinin kendini ifade etmeye çalıştığı bir platforma erişim yasaklandı.

SansürAslında bizim gibi bir millete müstahak bir hareket. Youtube kapatıldı. Biraz bağırış çağırış, biraz tepki… Daha sonra yavaş yavaş azalan tepkiler ve en sonunda bu konuya dikkat çeken bir kaç kişi dışında olay neredeyse unutuldu. Youtube hala kapalı.  Onun dışında bir sürü siteye erişim yasaklandı. Onlarda o kadar ses bile çıkmadı. Şimdi ise Dünya’da en fazla ziyaret edilen bir ortam, yüzbinlerin kendini ifade ettiği belki de gelir sağladığı bir ortama erişim yasaklandı. Bir kaç yayın organında bir iki paragraf halinde çıkan yüzeysel yazılar dışında, bizim basınımızın tepkisi yok.

SansurAklıma gelen tepkilerden bazıları şunlar. Mesela bu davaları açan savcılara ve bu kapatma kararını veren hakimlere “Halkı cahilliğe teşvik etmek” suçu ile dava açılabilir mi? Ya da ne bileyim “Atatürk ilkelerine karşı gelmek”ten dolayı bir dava açılabilir belki. Ne de olsa özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir diyen bir adamın daha önemli bir ilkesi olabilir mi?

Tabii  Türk Telekom Müdürlüğü’nü es geçmemek lazım.Tembelliğinden veya acizliğinden dolayı tek bir sayfaya erişimi engellemek yerine bütün servislere erişimi engellemenin bir yaptırımı olması lazım. Ama ne de olsa tekel olmanın dayanılmaz hafifliği bu.

SansürBen avukat değilim, hukuktan fazla anlamam ama herhalde oralarda bir yerde anlayan birisi vardır. Onlar bu konuda fikirlerini belirtsin. Ya da başka bir önerisi olan varsa söylesin. Belki de daha etkili bir fikir çıkar ortaya.

Bu konu ile ilgili olarak şu yazılarda ilginizi çekebilir.

www.sansuresansur.org siteside bu konuya dikkat çekmek amacı ile açılmış.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Google Internet Reklamcılığı Programı İlk İzlenimler

Google Internet Reklamcılığı Programı PodyumBugün Google Türkiye Ofisi’nin Ritz-Carlton otelinde gerçekleştirdiği programa katıldım. Programın konusu başlıktan da anlaşılabileceği gibi Internet Reklamcılığı idi. Aslında ilk olarak Google Türkiye Ofisi’ni tebrik etmek lazım. Internet reklamcılığı Türkiye’de henüz yeterli ilgiyi görmüyor. Bu yüzden özellikle reklam ajanslarına ve diğer firmalara bu konuda bir seminer vermenin çok yararlı olduğunu düşünüyorum.

Google Internet Reklamcılığı Programı Yemek ArasıSeminer 09:30′da başlıyordu. Ama bir organizasyon hatası mı desem yoksa Türk insanın hiç bir yere zamanında gidememesi mi desem bilemiyorum ama program başlaması gereken saatte başlamadı. Bunun dışında birkaç organisazyon hatası da vardı. Programa katılanların sayısı belli olmasına rağmen nedense bundan çok ziyaretçi gelmişti. Tabii bunların hepsi içeri alınınca başta ayrılan yerler yeterli olmadı. Kalanların bir kısmı şanslıydı, sağa sola atılan dev minderlere yayıldılar. Ama herkes o kadar şanslı değildi. Bir kısım ayakta kaldı. Bir kısım da (benim gibi) tabure bozması şeylere oturmak ve bel ağrısı içinde sunumları seyretmek zorunda kaldılar. Bunun dışında katılımcılara verilen dosyalar, promosyon amaçlı kuponlar, anketler vs.  gibiler de  sınırlı sayıda olduğundan bir kısım ziyaretçiye bunlar verilemedi. Ama atalarımız demişler ki “yiğidi öldür hakkını yeme”. Google yöneticileri konuya gerekli özeni göstermeye ve ilgilenmeye çalıştılar. Eksiklerin bir kısmını tamamladılar. Sunumlar bittiğinde eksik dosyaları tamamlamışlardı. Ama hala saatlerce eğri büğrü oturmaktan belim ağrıyor o ayrı.

Google Türkiye iyi bir ev sahibi sayılabilirdi. Sürekli kahve ikramı ve öğlen yemeği ikramı vardı.

Google Internet Reklamcılığı Programı (Dublin Ofisi’nden Hatice)Gelelim sunumlara. Sunumlar Google’ın kısa tarihçesi ile başladı. Bunun dışında Google’ın özellikle reklam ile ilgili ürünlerini anlatan sunumlar gerçekleşti. En başta Google Adwords, Adsense ve Analytics olarak sıralamak mümkün. Tabii ki ağırlık Adwords’deydi. Sunumlar genel olarak bu konuda deneyimli kişileri hedef almaktansa ürünleri reklam ajanslarına ve firmalara açıklama yönündeydi. Ama onun dışında ileri düzey kullanıcılara yönelik ipuçları da vardı. Benim açımdan en önemli nokta olayın teknik yönündense Google’ın reklam ürünlerini müşterilerime nasıl anlatabileceğim ve bu ürünleri kullanarak ve yöneterek karşılıklı nasıl kar edebileceğimizi anlatan bölümlerdi.

Google Internet Reklamcılığı Programı Sırada BekleyelenlerGoogle Webmaster  Tools konusunda ki sunum ise program içinde en berbat olanıydı. Sunumu yapan kişi (Google değil Bilge Adam’dan) belki konusunu biliyordu ama sunum hem yüzeysel hem de kötüydü.  Üçüncü sırada konuşma yapan hanım da (sanırım adı Çiğdem’di)  oldukça kötüydü. Ama kötüler burada bitiyor.

Diğer konuşmacılar  oldukça iyiydiler. Hem konularına hakimdiler hem sunumlarının içeriği yararlı hem de  konuşmaları akıcı idi. En son çıkan ve iki saatlik bir sunum yapan Ömer’in sunumundan oldukça yararlandığımı belirtmek isterim.

Google Internet Reklamcılığı Ritz Carlton’ın Boğaz ManzarasıEn son olarak da komik bir olayla bitirelim. Sunum başlamak üzere, herkes yerlerini aldı ve havalı bir müzikle beraber birisi sahne de yerini  almak üzere podyuma çıktı. Ve şöyle dedi:

Herkese merhaba. Ben Microsoft . . . Google Türkiye Pazarlama Müdürü Mustafa İçli. :)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tropik Fırtına - Tropic Thunder (2008)

Tropik FırtınaBen Stiller’in yazıp yönettiği ve oynadığı son filmi Tropik Fırtına’yı seyrettik.  Açıkçası film Amerika’da oldukça fazla reklamı yapılmış son derece beklenen bir filmdi. Ama Türkiye’de böylesine bir durum yoktu.

Uzun zamandır sinemada düzgün bir komedi filmi seyretmemiş ve Ben Stiller hayranı da olmayan bir kişi olarak filmi seyrettim. Filmi oldukça beğendim diyebilirim.

Klasik Ben Stiller tarzı bu filmde de kendini hissettiriyor ama her zamanki kadar ağır değil. Filmde tonlarca ünlü ve iyi aktör var. Hepsi de çok güzel oynamışlar. Ama bunların arasında Robert Downey Jr. ve Tom Cruise hemen öne çıkıyorlar. Daha önce hiç görünmedikleri gibi olmalarının dışında performansları da çok iyi.

Bunu dışında zekice espriler, oldukça komik sahneler var. Ama filmde geçen esprilerin bir çoğu da Amerikan kültürü ile içli dışlı olanlara ve sinema ile ilgili olanlara hitap ettiği için herkesin bu filmdeki esprilerin tümünü kapamaması mümkün. Ama bunun dışında espriler, oyuncuların performansları, ve aksiyon sahneleri ile kaliteli bir film. Ayrıca Ben Stiller hastası olmayanlar için bile seyredilebilecek ve gülünecek bir komedi filmi.

Sonuç olarak bence komik ve eğlenceli bir film. Ben tavsiye ederim.

Sinan’ın Notu: 7/10

imdb sayfası

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Peki kimdir, nedir bu Nobel?

Alfred Bernhard NobelGenel olarak anlatılan hikaye, Alfred Nobel’in dinamiti keşfettiği daha sonra da icadının çok kötü ve yok edici şekillerde kullanılacağını görerek pişman olması ve bütün servetini barış ve birkaç bilim dalında her sene verilecek bir ödül için bağışlamış olmasıdır. En azından bana çocukken anlatılan ve her yerde tekrarlanan hikaye bu ve bunun benzeri.

Aslında gerçek bu romantik hikayeden biraz daha farklı. Evet Alfred Bernhard Nobel dinamiti bulan adamdır. Bu kadarı herkes tarafından bilinmekte. Daha az bilinen kısımları ise Nobel’in patlayıcılara olan merakının aileden geliyor olması. Nobel’in babasının  Saint Petersburg’da bir mayın (kimi kaynaklara göre torpido) vardır. Küçük bir çocukken Nobel patlayıcılara olan merakı yüzünden kardeşinin ölümüne sebep olmuştur.

Her ne kadar asıl servetinin icadı olan dinamitten geldiği söylenmekte olsa da bu tam olarak doğru değil. Eminim ki Nobel icadından hatırı sayılır bir gelir elde etmiştir. Ama onun zenginliğinin asıl kaynağı sahibi olduğu Bofors adlı şirket. Bofors aslen bir demir çelik fabrikası olarak kurulmuş daha sonra Nobel tarafından bir silah imalathanesine çevrilmiştir. Yirminci yüzyıllın sonlarında Nobel’in yirmi farklı ülkede doksandan fazla silah fabrikası varmış. Neredeyse Avrupa’nın tümüne, Amerika ve Avustralya’ya silah satmış. Aynı zamanda petrolden de hatırı sayılır bir gelir elde etmiş.

‘Peki kimdir, nedir bu Nobel?’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Çeviride Kaybedililenler ve Uydurulanlar


Çeviri yapmak aslında zor iş. Çevirenin sadece dilleri bilmesi yeterli değil. Tabii ki dilleri bilmesi çok önemli. Ne yazık ki bu da her zaman için yeterli olmuyor çünkü bir dilin başka bir dilde her zaman tam karşılığı bulunmuyor. Bu yüzden bence çevirideki en önemli şey  çevirenin orijinali yaratan kişinin ne demek istediğini ve niye demek istediğini anlamış olması.

Öyle görünüyor ki bizim sinema ve televizyon sektöründe çalışan çevirmenlerimizin konu ile pek alakaları yok. Özellikle televizyonlarda filmleri (veya diğer programları)  izlerken alt yazılarda geçenlerin zaman zaman tutmadığını görüyorum. Birden fazla seyredilen filmlerin dublajında da aynı şey var. Adam bir şey söylüyor altında yazan ise demek istediği şey değil.

Tabii film isimlerini çevirmede de aynı problem söz konusu. Mesela adam filmin konusu anlaşılmasın gidenlere sürpriz olsun diye filmin adını “Cloverfield” koymuş. Bizimkiler ne yapmış? Filmi “Canavar” diye çevirmişler. E ne anladım o zaman ben bu çeviriden.  Bu özel isimleri Türkçe’leştirmek de yeni bir moda oldu. “Wall-e” özel bir isim şimdi onu gidip de “Vol-i” yapmanın manası ne?Acaba çevirmenler bunu yaparken kendilerini eseri ortaya koyandan daha iyi mi görüyorlar. Esere daha iyi bir isim mi koyduklarını düşünüyorlar? Anlayan var ise beri gelsin.

Lost in Translationİşte gözüme çarpan bazı abuk sabuk çeviriler:

  • 27 Dresses (27 Elbise)  - Benimle Evlenir Misin?
  • The Game Plan (Oyun Planı) - Oyun Bozan
  • Broken Angel (Kırık Melek) - meleğin sırları (Burada Kırık Meleğin tam karşılığı olmadığını belirtmek lazım. Burada daha çok incinmiş manasında kullanılmış)
  • The Flock (Sürü)  -  Günahkarlar
  • Mongol (Moğol)  - Cengiz Han
  • In the Name of the King (Kral Adına)  - Özgürlük Savaşçısı
  • Awake (Uyanık)  - Aneztesi
  • One Way (Tek Yön) - İkili Oyun
  • The Fox and The Child (Tilki ve Çocuk) - Arkadaşım Tilki
  • Southland Tales (Güney Öyküleri) - Kıyamet Öyküleri

Sizde aklınıza gelenleri söyleyin buraya ekleyelim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu