Yaşasın! Tam altı gün sonra ve yaklaşık 20 telefon konuşmasından sonra tekrar Internet’e bağlıyım.
Belki biliyorsunuzdur. Türkiye İnternet erişimi için Dünya’da en çok para ödenen ülkelerin başında geliyor. Tabii doğal olarak kaliteli bir servis beklemek gerekiyor ama gerçek çok farklı. Aynı zamanda Dünya’daki en yavaş İnternet bağlantılarından birine de gene biz sahibiz.
Neyse lafı fazla uzatmayalım. Başıma gelen olay şöyle:
Bundan altı gün önce İnternet bağlantım kesildi. Modemime baktım ADSL sinyali yok diyordu. Nadiren böyle olduğu zamanlar bekleyince bir kaç saniye sonra her şey normale dönüyordu. Böyle olmayınca TTnet’in ADSL destek hattı olan 444 0375′i aradım. Karşıma çıkan kişi bağlı olduğum santralda bir çalışma olduğunu söyledi.
Yapacak bir şey yok. Bekledim. Ertesi gün oldu gene destek hattını aradım. Gene aynı cevap: “çalışma devam ediyor”. Diğer gün geen aradım destek hattını bu seferde aynı cevabı alınca bu kadar kolay pes etmedim. Santral ile direkt görüşmek üzere telefonunu aldım. Çalışmanın ne durumda olduğunu ve ne zaman biteceğini öğrenmek için aradım. Cevap olarak çalışma bitti geldi. Sevindim. Ama tahmin edersiniz ki erken sevinmişim. Gene destek hattını aradım. Gene çalışma olduğunu söyledim. Bu sefer cevap olarak çalışma olmadığını santral ile görüştüğümü söyledim. Hata kaydı aldılar. Hakkını vermek gerekir ki Pazar günü birisi incelemek üzere eve geldi. ADSL sinyali olmadığını söyledi. (Ben zaten başta söylemiştim ama demek ki illa birinin bunu tasdik etmesi gerekiyormuş) Gelen kişi santralı aradı sinyal yok dedi. Beş saniye sinyal ve bağlantı geri geldi. Adam beş dakika sonra problemin düzeleceğini söylerek gitti. Tabii ki Internet gelmedi. Gene telefona sarıldık. Gene destek hattı ile anlamsız ve sonuçsuz görüşmelerden sonra en sonunda ertesi gün santaldaki kişi ile direkt konuşunca sorun çözüldü.
Sonuç olarak söylediklerine göre hattım 4 mb. olduğu için sinyal bozuluyormuş. Tabii ben 2 senedir bu şekilde olduğunu ve problem olmadığını söyleyince, bir iki ilgisiz açıklama geldi. Şu anda hattım hala 4 mb. ve problem yaşamıyorum. Yani açıklama pek geçerli değil. Açıklama doğru bile olsa bu TTNET’in ne kadar abuk sabuk iş yaptığını bir kanıtı olsa gerek. Var olan kapasiteyi arttırmadan devamlı bağlantıları yükseltiyorlar.
Tekel olmanın dayanılmaz hafifliği böyle birşey olsa gerek.
Artık yeter TTNET diyorum. Tek istenilen düzgün servis.
Maalesef üç gündür sayın! Türk Telekom yüzünden Internet bağlantım problemli. Internete bağlanamıyorum. Dediklerine göre hala çalışma varmış. Dolayısı ile bu kısa yazıyı zor şartlar altında yazıyorum.
Neyse biz konumuza gelelim. Dün akşam duyduğum bir şeyi paylaşmam lazım.
Bildiğiniz gibi ABD 1960′lı yıllardan beri uzaya insanlı araçlar yolluyor. Bu uzay seyahatleri arasında da çeşitli zorlukla karşılaşıyorlar. Bunlardan biri de bildiğimiz tükenmez kalemlerin yer çekimsiz ortamda çalışmaması. Bu problem üzerine NASA uzayda da çaılşabilecek bir kalem yapmaya karar veriyor.
Yaklaşık olarak 1.5 milyon dolar ve birkaç sene sonra amaçlarına ulaşıyorlar. Artık yerçekimsiz ortamda ve uç ısı değişikliklerine rağmen yazı yazabilen bir kalem var.
Tabii Rus kozmonotlarında aynı problmi olduğunu söylemeye gerek yok. Fakat onlar başka bir yöntem ile sorunu aşıyorlar. Ne mi yapıyorlar? Tükenmez kalem yerine kurşun kalem kullanıyorlar! 
Akıl nedir? adlı yazıda akıl ve zeka ile ilgili kısa bir örnek vardı. Bu sefer de mantık nedir?
Öğrenciler o yılın ders programında yeni bir ders olduğunu farkederler. Dersin adi mantıktır ve derse yaşlıca bir profesör girecektir.
Nihayet, ilk mantık dersi baslar. Çocuklardan biri söz hakki isteyerek:
-Hocam, mantık bize ne öğretir? Lütfen her şeyden önce bunu anlatır mısınız? ricasında bulunur.
Profesör, kendisine merak ve şüpheyle bakan talebelerine:
- Mantık dersinin insanların düşüncesine yaptığı etkiyi açıklamak biraz güçtür. Onun için bunu sizlere bir örnekle açıklamak istiyorum. Der.
-Farzedin ki, bir maden ocağından iki insan çıkıyor: Birisinin üzeri tertemiz, diğerininki ise kömür karası içinde… Bunlardan hangisinin yıkanması lazımdır?
Öğrenciler, hiç tereddüt etmeden:
-Elbette, kirlisi!
diye cevap verirler.
Profesör, tebessüm ederek:
-İşte evlatlarım, der.
Mantık bu soruya cevap vermeden önce sunu sorar:
Nasıl olur da bir maden ocağından çıkan iki kişiden birinin üzeri tertemiz iken diğerininki kirli olabiliyor?
Bu film 2004 yılında Büyük Hazine adlı filmin devamı niteliğinde. Aslında tam olarak devam demek tam doğru olmaz ilk filmi seyretmediyseniz de bu filmi seyredebilirsiniz. Ayrı macereyı anlatıyor. Filmin kadrosu ise neredeyse aynı. Başrolde gene hazine avcısı Ben Gates rolünde Nicolas Cage var. Aslına bakarsanız filmin kadrosu oldukça iyi. Nicolas Cage, Diane Kruger, Jon Voight, Ed Harris, Harvey Keitel, Helen Mirren gibi oyuncular var.
Bu sefer Ben Gates ve arkadaşları, Ben’in atalarından birinin ismini temize çıkarmak amacı ile bir hazine avına atılıyorlar.
Filmin kendisine gelince biraz karmaşık duygular içindeyim. Aslında düşündüğünüz zaman film bir sürü uçukluklar, saçmalıklar ve akla yatmaycak sahneler ile dolu. Fakat filmi seyrederken bunları düşünmeye pek vakit kalmadığından bence zevkli ve eğlenceli bir film. Yönetmen Hon Turteltaub bu konuda iyi bir iş çıkarmış. Son derece hareketli sahneler ve sık ama iyi yerleştirilmiş espriler ile rahatça seyrediliyor. Filmden çıktıktan sonra çok fazla bir şey ifade edecek bir film değil ama sinemaya gitmek için harcadığınız para ve zamanın karşılığını veren bir film.
Sonuç olarak Nicolas Cage’in karakteri Ben Gates asla bir Indiana Jones değil ama Mayıs 2008′deki Indiana Jones randevusuna kadar idare edecek bir film.
Ben tavsiye ederim keyifle izledim.
Sinan’ın Notu: 7
IMDB sayfası
The Animal Rescue Site Amerika’da bulunan ve kar amacı gütmeyen bir yardım kuruluşu. Amacı hayvanları korumak, kurtarmak ve beslemek. Site aldığı reklam lar sayesinde kazandığı paranın tümünü yardıma muhtaç hayvanlara ve onların beslenmesine harcıyor.
Bunları burada anlatmamın sebebi, sitenin sizin yardımınıza ihtiyaç duyması. Siteye reklam veren sponsor firmalar, siteye gelen genel ziyaretçi sayısına göre yardımlarda bulunuyorlarç Dolayısı ile ne sitenin ne trafiği ne kadar artar ise, o kadar daha fazla yardımda bulunabilir. Sizin yapmanız gereken ise çok basit bir şey. Sadece siteye girmeniz. İsterseniz tabii daha fazlasını da yapabilirsiniz. Örneğin e-posta listesine abone olmak vs. gibi. Bunlar hem yapması kolay hem de bir maliyeti olmayan şeyler.
The Animal Rescue Site 2007′de toplam 42 milyon tas yemek dağıtmış. Yardımcı olmak için hemen tıklayın ve üzerinde “Click here to give. It’s free” yazan düğmeye tıklayın. Dahası bu linki yer imlerinize eklyerek her gün tıklayarak daha yardımcı olabilirsiniz.
Aslında ülkemizde de bir sürü gönüllü ellerinden geldiğince muhtaç hayvanlara yardım etmeye çalışıyorlar ama bu çabalar genelde organize olamadıkları için yeterince büyüyemiyorlar. Umarım bu tarz bir site de biz de faaliyete geçer.
Bu arada Türkiye de hayvan koruma dernekleri ile ilgili bu yazı da bir kaç hayvan koruma derneği anlatılmış.
Ben aslında eski kitap pek sevmem. Türkçe kitap da pek sevmem. Bunun nedeni Türkçe kitapların daha kötü olması değil. Genelde benim sevdiğim tür olan bilim-kurgu ve fantezi türündeki kitapların hemen hemen hepsinin İngilizce olması. Ama aklıma gelen bir Türkçe kitap var ki hiç unutmam. Adı Türk Korsanları.
Bu muhteşem kitabı daha yakından tanımak için tıklayın.
Hayat seçimlerden ibaret. Kimi zaman doğruyu, kimi zaman yanlışı seçersiniz. Ama bazı yanlışlar var ki ilginç gelişmelere yol açabiliyorlar.
Bugün Internet’te dolaşırken karşıma Google’ın mihenk taşları adlı sayfa geldi. Sayfa kısaca Google’ın bugünlere nasıl geldiğini anlatıyor. Ama asıl ilginç kısmı bence şu; Google’ın kurucuları sistemi kurduktan sonra bir arama sitesi kurma fikrinde değillerdir. Bu yüzden de eserlerini satabilecekleri bir yatırımcı ararlar. Ama pek ilgilenen olmaz. Hatta Yahoo!’ya da giderler ve arama motorlarını Yahoo! ya satmak isterler. Fakat o zamanlar arama motoru lideri projenin gelecek vaad ettiğine katılsa da proje ilk pek ilgilenmez ve Larry Page ve Sergey Brin’e proje iyice geliştikten sonra tekrar konuşabiliriz diyerek yatırım yapmazlar. Bugün ise Yahoo! aramalarındaki sonuçlar Google’dan geliyor.
Ama bilgisayar dünyası bunun gibi şeylere pek de yabancı değil. ‘Yanlış seçimler ve tarihi hatalar’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Sinan Taga tarafından 2 Ocak 2008 tarihinde yayınlandı.
Kategori: gezi.
2007 yılının son günü Kartepe’deydik. Yılbaşını kutlamak üzere Sapanca’dayken Kartepe’ye bu kış günü uğramamak olmaz dedik. Aslında ben pek demedim. Kartepe ile ilgili pek olumlu duyumlarım yoktu. Ama Mısra ve Sağnak’ın ısrarları ile ta sabahın köründe düştük yollara. Aslında iyi de yapmışız.
Bu benim Kartepe’ye ilk gidişimdi. Kartepe’ye ulaşım aslında çok kolay (İstanbul’dan olduğunu varsayıyorum). TEM Sapanca çıkışından itibaren yaklaşık 20-25 dakika içinde tepede olabilirsiniz.
‘Kartepe Maceraları’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Neden bilmiyorum ama senelerdir yılbaşı kutlamaları, hazırlıkları bana artık eskisi heyecanı vermiyor. Her zaman böyle değildi. Hatırlıyorum da eskiden yılbaşı için günler öncesinden hazırlıklar başlar, süslemeler ile özenle uğraşılır, doğru hediyeler seçmek üzere saatlerce süren uğraşlar olurdu. Güzel yemekler yenir, hediyeler hep beraber açılır ve yeni bir yıl coşku ile kutlanırdı. Ama dediğim gibi -en azından benim için- yılbaşıları artık daha sönük. Uzun zamandır yılbaşıları benim için zormalama bir olay havası taşıyorlardı. Zorla eğlenmek için yapılan planlar ve bunların sonunda zaman zaman sıkıcı olan sıradan olaylar.
İlginç bir şekilde bu yılbaşı benim için güzel bir yılbaşı oldu. Mısra’cığım ve birkaç arkadaşımla yeni yılı karşılamak üzere toplandık. Bahçede bulunan kocaman bir çam ağacını süsledik. Bir sürü hazırlıklar yaptık. Ortaklaşa yemekler hazırlandı. Süslediğimiz kocaman çam ağacının yanında -2 derecede yemeğimizi yedik ve yeni yılı kutladık. Ve ben en azından kendi adıma sıkıcı geçen bilmem kaç yılbaşından bu yana ilk kez sıkılmadığım yılbaşı gibi bir yılbaşı yaşadım. Bakalım 2008 neler getirecek?
Not: Bize evini açan ve kusursuz bir ev sahibi olan Berk’e de teşekkürler.
Not2: Fotoğraf çeken arkadaşlarımız henüz fotoğrafları yollamadıkları için muhteşem çam ağacımızı buraya koyamadım.
Not3: Tek kelime: Şömine …
Son Yorumlar