Bir tanecik Mısra’m ile kısa bir tatile çıktığım için bir süre yokum. Bu 2007 yılının son yazısı. Yeni yılın ilk günlerinde tekrar buluşmak üzere. Herkese mutlu bir yeni yıl dilerim. (Belki herkese değil! Ama büyük bir çoğunluğa
)

Disobedience is the true foundation of liberty. The obediant must be slaves.
Bilirsiniz, birini telefonla aradığınız zaman ulaşılamıyorsa telesekreter hattına düşerseniz. İsterseniz burada “bip” sesinden sonra mesajınızı bırakabilirsiniz. Çoğu zaman ise bu mesaj duyulduğu zaman “bip” sesinden önce telefon kapatılır. Teorik olarak buraya kadar para ödemeden telefonunuzu kapattığınızı sanabilirsiniz. Ama kazın ayağı öyle değil. (Merak ediyorsanız kaz ayağı şöyle ya da böyle bir şey)
Turkcell, Avea veya Vodafone kullanan bir numarayı ararsanız ve arama telesekreter servisine yönlendirilirse, mesaj bıraksanız da bırakmasanız da 1,5 kontörlük ücret hesabınıza yansıtılıyor. Dahası bu hizmetin otomatik olarak açılması. Çoğu kimse de bu hizmeti kullanmadığı için bu kişileri aradığınızda 1,5 kontör telefon şirketlerine hibe olmuş oluyor.
Doğrusu, şu an için yapabileceğiniz, eğer kullanmıyorsanız kendi telefonunuzdaki bu yönlendirmeyi iptal etmek ve kullanmayan tanıdıklarınızı da bu konuda uyarmak. Bu yönlendirmeyi iptal etmek oldukça basit. Yapmanız gereken ##002# yazıp aramaya basmak.
İnternet hızlandıkça ve yayıldıkça daha çok insan resimlerini, müziklerini ve videolarını İnternet üzerinden paylaşmaya ve/veya onları İnternet ortamında saklamayı tercih ediyor. Bunu bir gelir kaynağı olarak gören bir çok firma da yeni tasarım ve teknikler ile kullanıcıları çekmeye çalışıyor. Bunlardan bir tanesi olan ve resimleriniz için size para ödeyen bir hizmet olan shareapic‘i daha önce yazmıştım.
Bu sefer de gene bu tarz bir servis karşıma çıktı. Daha önce duymuştum ama arkadalım İlker‘in Facebook’ta ki yazısına (başlıkta ondan) kadar gidip bakmamıştım. Jooce aslında bir dosya servisi ile Web OS (Web İşletim Sistemi) arasında bir yerlerde.
En çekici yanı kolay anlaşılır temiz arayüzü. Bilgisayardan çok fazla anlamayan kişiler bile rahatlıkla kullanabilir. Zaten bu arayüz bir masaüstünden farksız. Resimlerinizi, videolarınızı, müzik dosyalarınızı ve başka türdeki dosyalarınızı oraya yükelmek kaydı ile onlara hem İnternet bağlantısı (ve bir Internet gezgini) olan her yerden ulaşabilirsiniz. Yüklemiş olduğunuz resimleri, müzikleri ve videoları kullanmak için ise tekrar bilgisayarınıza indirmenize gerek yok. Jooce üzerinden rahatlıkla seyredebilirsiniz.
Bunun dışında eğer AIM, MSN, ICQ veya YIM gibi bir haberleşme programı kullanıyorsanız bu hesaplarınızı oraya girerek bu servisleri direkt Jooce üzerinde kullanabilirsiniz. Bu sayede hem her yerden bu programlara erişebilir hem de başka yerlerde ayar yapmanıza kalmadan hesabınıza erişebilirsiniz. Tabii bu haberleşme seçenekleri dışında Jooce üyeleri ile de mesajlaşabilirsiniz.
Jooce’a kaydolduğunuz zaman iki masaüstünüz var. Bunlardan biri size özel, diğeri ise herkese açık (veya sadece arkadaş listenize). Paylaşmak istediğiniz dosyaları bu Joocetop denilen masaüstüne atarsanız bu dosyalar otomatikman paylaşılmış oluyor.
Hızlı dosya yüklemeleri, kullanışlı ve rahat arayüzü, güzel görselleri ile en azından bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Salı akşamı, trafikte 1,5 saat geçirdikten sonra Maslak’ta ki İş Sanat’a gelmeyi başardık. Amacımız, Strauss Festival Orkestrası ve Balesi’ni dinlemek ve bu seneki kültür-sanat etkinlikleri vecibemizi yerine getirmek. Söylentiye göre bu okestra Avrupa’nın ünlü orkestralarındanmış. Bana kalırsa pek ahım şahım bir şey yoktu. Orkestra vasatın ancak biraz üstündeydi.
Özellikle ilk yarı uyumak için idealdi. İkinci yarı ise biraz daha iyiydi. Bir kaç neşeli parça (ne de olsa yılbaşı deyince insan eğlenceli bir şeyler bekliyor) beni biraz uyandırdı. Ne ironiktir ki bence konserin en neşeli parçası üçüncü biste çalınan Radetzky Marşı‘ydı. (Radetzky March mp3) İronik, çünkü Valsin Kralı olarak bilinen Staruss aslında Johann Strauss II‘dir. Ama Radetzky Marşı, babasına ait. (Burada hafif manyakça bir durum babanın da oğlunun da adı Johann Strauss. Herhalde Baba Strauss düşünmüş ki; eğer oğlum ünlü olursa bende arada kaynarım, olmazsa zaten farketmez!)
Bu arada bir iki kelime de orkestraya eşlik eden bale grubu için söylemek. Kelimeler: “Çok kötü”. Güneyde ki tatil köylerinde daha iyi dans eden animatör toplulukları var.
Bir de İş Sanat ile ilgili birşeyle söylemek istiyorum. Birinci salon çok sıcaktı, herhalde salonu sabit ısıda tutacak bir havalandırma sistemi koymayı unutmuşlar. Bir ikincisi de konser programına şarkıları yazan kişiyle ilgili. Bu adam parçaların bir kısmını Türkçe yazmış mesela Yarasa Uvertürü gibi, diğerlerini ise -herhalde bilmiyor- İngilizce yazmış. E kardeşim bilmiyorsan bir bilene sor.
Sonuç olarak kendime not aldım. Bir daha bu orkestradan uzak dur, onun yerine çigan orkestrasının konserine git. (Ya da evinde otur!)
Tamam, belki tam olarak bulut üzerinde bir otel değil ama oldukça yakın. Zeplinler ve hava gemileri bir süredir aramızda olmasalar da, onları canlandırmak için bir sürü proje var. Ama belki de hiç biri bu kocaman zeplin/otel birleşimi hava gemisi kadar gelecek vaad etmiyor. Fransız tasarımcı Jean Marie Massaud‘nun Manned Cloud adını verdiği bu hava gemisi aslında uçan bir otel. Bu uçan dev konuklarını Dünya’da hiç bir altyapının bulunmadığı yerlere götürmek üzere tasarlanmış. Design Observer 2008 tarafından da bir tasarım ödülüne layık görülmüş.

500 metrekarelik bir alana yayılmış yaşanabilir bir alana sahip ve 60 odası var. Aynı zamanda Dünya’nın çevresini üç günde dolaşacak kadar da hızlı. Fransız tasarımcılarının belirttiğine göre bir veya birkaç sene içinde göklere açılmaya hazır olacak.
Zeplin veya hava gemisi deyince çoğu insanın aklına ilk gelenlerden biri Hindenburg faciasıdır. Dünya’nın en büyük hava gemilesi olan Hindenburg birkaç saniye içinde dev bir alev topuna dönüşerek yok olmuştu. Neyse ki bu koca beyaz dev için böyle bir şey söz konusu değil çünkü Hindenburg’un aksine hidrojen değil, helyum ile dolu. Böyle bir lüks otel ile Dünya’yı dolaşmak son derece çekici bir fikir. Yüksek irtifada seyrederek atmosfere zarar veren yolcu uçaklarının aksine göre çevre dostu bir yapısı da var.

Bence bir buluttan çok havada uçan kocaman bir beyaz balinaya benziyor. Göklerin Moby Dick’i gibi duruyor.
Burada hava gemileri ile ilgili hayata geçmemiş bir kaç tane daha proje var. Umarım bu beyaz dev tasarımdan öteye geçerek, havada uçabilir.
Fotoğraflar da zamanlama her ley demektir. İşte bunun kanıtı resimler.
‘Zamanlama Her Şey Demek’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Bilgisayar oynayanlar bilir, aslında Hitman popüler bir bilgisayar oyunudur. Ajan 47 adında bir suikastçinin maceralarını takip eden bu oyun değişik konusu ve popülerliği yüzünden film yapıldı.
Bizim de geçen gün bu filme gitme şansımız oldu. Her ne kadar Mısra’yı ikna etmem biraz zaman aldıysa da, sonunda filme gitmeyi başardık. Aslında film için anlatılıcak pek birşey yok. Sonuçta bir aksiyon filmi ve daha fazlasını vaad etmiyor, vaad etmediğini de zaten vermiyor.
Hareketli sahneler, bolca vurdulu kırdılı güzel dövüş sahnesi var. Tabii bilgisayar oyunun da olduğu gibi etrafa saçılan bir sürü kanı da unutmamak lazım. Bu arada filmin bir kısmı da İstanbul’da geçiyor. Şahsen ben şaşırdım, çünkü normalde değerli! basınımız hemen bu konuyu gündeme taşırdı.
Filmde benim en çok dikkatimi çeken ise muhteşem bir güzellik oldu. Yo Rus kızdan bahsetmiyorum. benim bahsettiğim Audi S5.
Sonuçta, daha önce de belirttiğim gibi film vaad ettiğini veriyor ama daha fazlasını değil. Yani başka bir seçeneğiniz varsa onu değerlendirmeyi düşünebilirsiniz. Ama sıkıcı bir film de değil. Gidiyorsunuz, seyrediyorsunuz çıkınca da hiç hatırlamıyorsunuz (Audi S5 hariç). Boş zaman geçirmek için ideal bir film.
Sinan’ın notu 6.5
Nereden elime geçtiğini bilmediğim bu yazıyı paylaşmak istedim.
Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
- Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
Doktor cevaplar:
- Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz: bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Daha sonra ise kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz NE yapardınız?
Adam:
- Hmmm… Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova hem kaşıktan hem de fincandan büyük.
-Hayır. der doktor.
- Normal bir insan küvetin tıpasını çeker !
Ders:
Akıl, sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır.
Bunu beğendiyseniz Mantık nedir? yazısı da dikkatinizi çekebilir.
Sona zamanlarda bir sürü Türk filmi çekilir oldu. Bunlardan çoğu saçma sapan, yılışık, filmler. Belki de bu tür filmler yüzünden Türk filmleri beni pek çekmiyor. Ama doğruya doğru bazen arada güzel filmler de çıkıyor. Kabadayı filmi de bunlardan biri.
Filmin konusu kısaca şöyle:
Eski zamanların ünlü ve amansız kabadayısı Ali Osman uzun süre önce tövbe etmiş olaysız bir hayat sürmektedir. Fakat bir anda ölüm döşeğindki eski sevgilisinden bir oğlu olduğunu öğrenir. Oğlunun aşık olduğu bir kız vardır. Fakat aynı kıza genç bir kabadayı daha aşıktır. Sonuçta Ali Osman oğlunu kurtarmak için Devran ile karşı karşıya gelir.
Bu kadarı heryer de var zaten. Asıl eleştiriyi okumak için tıklayın.
Dubai’de yeni yapılacak olan bir park konuklarını dinozorlarla yüz yüze getirmeyi amaçlıyor.
Dubai’nin Arabia Şehri’nde kurulacak olan parkta 40 ayrı türden 100 tane dinozor olacak. Dinozorlar tabii ki gerçek değil. Hepsi animatronic, yani hareket eden robotlar. Ama www.cityofarabiame.com sitesinde belirttiğine göre robotlar parkta gezecekler, kendi hallerinde etrafta dolanacak ve zaman zaman konuklarla etkileşim halinde olacaklar. Yani parkta gezerken her an yanınızda bir dinozor belirebilir. Tek özellik dinozorlar da değil. Proje sayfasının iddasına göre park sizi depremleri, volkanları, meteor çarpmaları ile geriye götürerek gezegenin değişimini gözler önüne sermek projenin hedefi.
Deneyimin nasıl olduğunu merak ediyorsanız video bölümünde park deneyiminin nasıl olabileceği hakkında kısa bir video var.
Gene projenin söylediğine göre Vegas tarzı parkta konuklar gerçek bilgilere sahip olacaklar çünkü düzenlemeler gerçek bilimsel verilere göre yapılacak. Tabii lunapark kısmı da gene konuda uzmanlar tarafından tasarlanıyor. Dinozorları ise hayata Tokyo’lu Kokoro firması geçirecek.
Parkın maliyetinin bir milyar doların biraz üstünde olacağı söylenmiş. Boşuna dememişler “Arap yağı bol bulunca …” diye. Yapılması planlanan ilk dinozor bir T-rex. Proje hakkında fazla detay yok. Ama parkın 2008 yılı sonlarına doğru açılması planlanmış. Gene de en fazla bilgiyi City of Arabia’nın resmi sitesinde ki Restless Planet (Rahatsız Gezegen) projesi sayfasından edinebilirsiniz.
Will Smith’in yeni filmi Ben Efsaneyim (I Am Legend) filminden öncesi anlatan dört adet çizgi roman yayınlandı. Bu çizgi romanlar Warner Bros’tan indiriliyor ve bedavalar. I Am Legend, Richard Matheson’ın aynı isimli eserinden uyarlama. Kitap Türkçe’ye de çevrilmiş. Buradan alabilirsiniz. Fakat görünüşe göre Türkçe’leri tükenmiş. İsterseniz Amazon.com’dan veya Amazon.co.uk’dan orijinalini alabilirsiniz.
Çizgi romanlar 4 bölüm. Dördünde de filmden öncesi Dünya’nın farklı yerlerindeki farklı kişileri anlatıyor.
Part I: “Losing Voice: Ethan’s Story
Part II: Death As A Gift
Part III: Isolation
Part IV: Sacrificing the Few For the Many
İlk iki bölüm statik çizgi roman, son iki bölüm ise animasyon. Görünüşe göre film 21 Aralık’ta sinemalarımızda olacak. Filmin imdb.com sayfası burada.
İlk Batman filmi oldukça güzeldi. Ondan sonra ki saçma sapan filmler yüzünden neredeyse Batman’in sinema kariyeri sona eriyordu. Neyse ki Cristopher Nolan çıktı ve Batman Begins ile Batman’i baştan yarattı. Batman Begins sadece çizgi roman sevenler için değil. İzlemediyseniz en kısa zamanda izlemenizi öneririm.
Şimdi ise Nolan bir kez daha Batman’e hayat veriyor. İşte yeni Batman filmi The Dark Knight’ın fragmanı.
Son Yorumlar