Kasım, 2007 arşivi

Olimpiyat Halkaları ve Trivial Pursuit

Olimpiyat HalkalarıBelki bilirsiniz Trivial Pursuit diye bir oyun var. Bilmeyenler için oyun kısaca şöyle; Oyuncular iki takıma ayrılıyorlar. Takımlardan biri diğerine bulunduğu renge uyan kategorideki sorulardan soruyor. Soruyu bilen takım zar atıp devam ediyor. Yani bir tür bilgi yarışması. Bu oyun yurt dışında çok popülerdi. Neyse artık Türkçe’de de var biz de oynuyoruz.

İşte hikayemiz de bununla ilgili. Bir akşam arkadaşlarla oynuyoruz. Kızlara karşı erkekler. Erkek takımın ezici üstünlüğü devam ederken kızların eline şu soru kartı geçti.

Olimpiyat logosundaki halkalardan yeşil olanı hangi kıtayı temsil eder?

Uzun bir tartışmadan sonra takım arkadaşımızın Sağnak’ın da kendinden emin telkinleri yüzünden “Avrupa” cevabını verdik. Tabii cevap başka bir kıta idi. Ama pes etmedik. Soru son derece yanlış. Belli ki Trivial Pursuit oyununu hazırlayanlar ve Türkçe’ye çeviren arkadaşlar paralarını hak etmemiş yeterince araştırma yapmamışlar.

Olimpiyat Halkarı 1913 yılında modern Olimpiyat hareketenin kurucusu Baron Pierre de Coubertin tarafından eski Yunan’daki bir eserden adopte ediliyor. Bu beş halka dünyadaki kıtaları temsil ediyor (Amerikalar tek bir kıta, Antartika ise sayılmıyor). Bu beş renkten en az biri, Dünya’daki tüm ülkelerin bayraklarında mevcut. Pierre de Coubertin bile belirtmiş ki hiç bir halka hiç bir kıta veya ülke ile bağlantılı değil.

İşte araştırmacı blogculuk.

Ayrıca bildirmek isterim bu haksız kazanca rağmen erkekler oyundan galip ayrılmayı bildiler. :)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Vappiano, Nappio? Ve Merhaba

Sevgili ağabey, değerli ziyaretçiler ve ilk yazı deneyimini yaşayan ben, hepinize merhaba. Bu interneti kendimi bildim bileli kullanıyorum hemen hemen ama bu sefer ilişkimiz farklı gibi. Farklı derken, sanki bu sefer internet benden faydalanıyor gibi hissettim yani. Kendime başarılar diliyorum.

Her neyse, ben pratik bir adamım, sade ve yalın düşünür ona göre de kendimi anlatmaya çalışırım. Şunu belirtmeliyim ki ağabeyim bundan sonra blog’unda benim yazılarıma yer verirse, bundan sonrakiler için söylüyorum, direk sadede gelirim. Olası yazılarımın içeriğini de şimdiden kestiremiyorum. Sanırım buna biraz da internetle başlayan yeni ilişkimiz yön verecek. Belki ilk yazı için şimdilik bu kadarı da yeter ama hazır iş başındayken bugün beni rahatsız eden bir olayı paylaşmak isterim. Belki ben abartıyorum ama olayı size aktarıyım siz karar verin;

‘Vappiano, Nappio? Ve Merhaba’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Güneş Hakkında

Soft X-Ray Telescope (SXT) onboard the orbiting Yohkoh uydusu üzerindeki SXT (Soft X-Ray Telescope) ile çekilmiş bir resim. parlak alanlar milyonlarca derecelik sıcak plasma. Normal ışıkta bu yapıların dibinde Güneş’in lekeleri görünecekti. Güneş’in etrafında ki ışık halkası ise Güneş’in koronası. Kutupdaki karanlık bölge ise Koronal delikler.Geçenlerde Güneşin Tam İçinde adlı blogda güneş ilgili bir yazı okudum. Bunun üzerine bende Güneş ile ilgili bulduklarımı ve bildiklerimi yazayım dedim. Öyle Güneş deyip geçmemek lazım. Bu Dünya’ya en yakın yıldız bugün sizin burada olmanızın en büyük sebebi. Güneş Nebula denen gazlardan oluşuyor. Bu gazların %98′i Güneş’i oluşturmak için kullanıldı geriye kalan %2 ise 9 gezegen, 70′ten fazla ay ve milyonlarca astreoidi oluşturdu.

Bu arada belirtmekte de fayda var ki bu 4.57 milyar yaşındaki orta yaşlı yıldız sadece orta boyda bir yıldız. Evrende Güneş’ten çok daha büyük yıldızlar var. Bildiğimiz en büyük yıldızlardan biri (bu tür yıldızlara hypergiant ya da üstündev deniyor) Pistol Yıldızı adında ve Güneş’ten 100-150 kat daha büyük ve 1.7 milyon kat daha parlak. :o

  • Güneş, 1992 tarihli NASA resmiGüneş’imizin resmi sınıfı: Sarı G2 Cüce (Yellow G2 Dwarf)
  • Güneş’in yüzey sıcaklığı 5538°C çekirdeği ise 14,999,982 °C civarlarında
  • Işığın Güneş’ten Dünya’ya ulaşma süresi 8 dakika.
  • Güneşin dünyaya uzaklığı ise yaklaşık 150 milyon km.
  • Aynı Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi gibi Güneş de Samanyolu etrafında saatte 800000 km hızla dönüyor. Bir turu 225 milyon yıl civarı.
  • Bu arada eğer Güneş’in kütlesinin ağırlığını merak ediyorsanız; yaklaşık 1,989,000,000,000,000,000,000,000,000,000 kilogram olduğunu tahmin ediyoruz.
  • Güneş her saniye bütün Dünya’nın şu anki enerji tüketimini 500000 (beşyüzbin) sene karşılamaya yetecek kadar enerji üretiyor.
  • Her yıl 2.5 km2′ye düşen Güneş ışığı 4 milyon ton petrolle aynı enerjiye sahip.
  • Her saniye Dünya’ya çarpan güneş ışığı 4 milyar tane 100 vatlık ampülün enerjisine eşit.A
  • Amerika’nın elektrik üretiminde kullandığı Güneş enerjisi miktarı ise toplamın sadece %1′i.

Gözyüzünde görüldüğü hali ile Güneş

Güneş hakkında daha fazla bilgi için Wikipedia’da ki Güneş maddesine bakabilirsiniz. (Ne yazık ki Türkçe’sinde fazla bir açıklama yok)

Ufak bir hatırlatma: Güneş’e karanlık gözlüklerle, dürbünlerle ve küçük teleskoplar ile bakmayın. Tamir edilemez göz hasarları meydana gelebilir.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Şapkasız çıkmam diyenler için

3:10 Yuma filminde Russel Crowe (Ben Wade) için yapılmış şapkaNe zaman, ne yaparken rastladım hatırlamıyorum ama geçenlerde Net’te gezerken bir site buldum. Adamların işi şapka yapmak. Ama bir sürü Hollywood filmine şapka yapmışlar ve tabii bu şapkaların aynısı da satıyorlar.

Mesela Indiana Jones filminde Harrison Ford’un giydiği şapkadan İyi, Kötü ve Çirkin filminde Clint Eastwood’un giydiği şapkaya, Van Helsing’in şapkasından 3:10 Yuma‘da Ben Wade’in (Russell Crowe) giydiği şapkaya kadar bir sürü seçenek var. Ayrıca öyle dandik de değil gerçek şapkalar. Hoşuma gitti. :)

İşte adresi: Baron Hats

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Elizabeth: Altın Çağ (2007)

Elizabeth: Altın Çağ (2007) - Elizabeth: The Golden AgeBu akşam ailece sinemaya Elizabeth: Altın Çağ‘ı görmeye gittik. Gittiğimde bilmiyordum ama sonradan öğrendim ki bu film 1998 yılında gene aynı yönetmen ile çevrilen Elizabeth filminin devamı niteliğindeymiş. Bu ilk film Elizabeth’in nasıl tahta geçtiğini ve nasıl Bakire Kraliçe olduğunu anlatıyormuş. Dedim ya ben bunları bilmiyordum. Ben Elizabeth’i gördüğümde çoktan kraliçe olmuştu.

Kısaca Elizabeth’in kişiliğini ve nasıl bir lider olduğunu anlatan bir film. Cate Blanchett kendi içinde çelişen, dışarıya güçlü bir görüntü vermeye çalışırken için de fırtınalar kopan kraliçe rolünde çok iyi. Film Elizabeth’i bir efsaneden çok bir insan olarak göstermeye çalışmış ve bir noktaya kadar da başarmış. Ama bundan pek fazla birşey de yapmamış. Bu yüzden de bir noktadan sonra sıkıcı olmaya başlayabiliyor. Diğer karakterlerde derinlik ve gelişme yok. Özellikle Sir Sir Francis Walsingham (Geoffrey Rush) karakterinin filme katkısı yok. Sadece Geoffrey Rush gibi bir oyuncu oynatılsın diye konmuş sanki. Ayrıca film yer yer klişe konuşmalarla doldurulmuş ama en azından rahatsuz edici değiller. Clive Owen ise rolüne oturmuş.

İspanya kralı Philip tam bir bağnaz, saplantılı ruh hastası şeklinde canlandırılmış. Bu arada Dünya’nın en büyük imparatorluğunu 10 yıldan biraz fazla bir sürede iflas ettiren bir adam için doğru olabilir. O zaman onu canlandıran aktörü tebrik etmek lazım. :)

Film süper kostümleri, perukları, yer yer çok güzel çekimleri olan, ama pek haraketli olmayan ve saray geçen bir film. Özellikle İspanyol Donanması’nın yok olduğu savaş sahneleri pek kısa geçiyor. İngilizler’in nasıl olup da kazandığı anlaşılmıyor. Sanki birkaç tane ateş gemişi (ya da sinema da altyazısı ile “kundaklama gemisi”) bütün donanmayı yok etmiş gibi bir hava var.

Sonuç olarak gidilip seyredebilenecek ama seyrettikten sonra da akılda fazla yer etmeyecek bir film. Eldeki malzeme harcanmış gibi duruyor. Belli ki bir tane yaptık iyi oldu, bir de devam filmi yapalım mantığı içinde yapılmış. Ama sıkıcı seyredilmeyecek bir film de değil. Birinci sınıf oyuncuları olan güzel çekimleri olan bir melodrama.

Sinan’ın notu 6/10

imdb.com’da Elizabeth: The Golden Age(2007) 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Dış Politika Durumları

Yeni Dışişleri Bakanı koltuğuna oturunca bürokratlarını çağırmış ve ‘Bana, ülkelerin dış politika anlayışları hakkında bir rapor hazırlayın’ demiş. Bir kaç gün sonra bir önüne bir dosya getirmişler. Bakmış, içinde tek bir yaprak ve üzerinde 10-15 satır yazı.

Önce ‘Bu ne?’ der gibi dudaklarını bükmüş ama okumuş;

‘Dış Politika Durumları’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Küresel ısınma ve Selçuk Erdem

Selçuk Erdem, Penguen dergisinin 220 no’lu sayısının kapağı

Penguen dergisi Internet Sitesi

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Türk Telekom Sansürü devam ediyor

SansürHer gün Time dergisinin internet sitesinden yayınlanmış olan yazıların başlıklara bakar, ilgimi çeken bir yazı da olursa tıklar okurum. Geçen gün gene aynı şekilde “Clinton vs. World” adlı başlığa tıkladım ve karşıma beyaz bir sayfaya yazılmış “Siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir !…” uyarısı çıktı. Biraz inceledikten sonra bunun sebebinin Time’ın bu hizmetinin Wordpress.com ile ortak bir hizmeti olduğu ve wordpress.com sunucularında tutulduğu için yasaklandığını keşfettim.

Özgürlüğünüze tehdit ile ilgili yazının devamı …

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Internet kullanıcılarının idaresindeki futbol kulübü

Bir futbol maçından sonra hemen herkes bir yorum yapar. Şunu oynatsaydı daha iyi oynardık, bunu çıkartması lazımdı, şu taktikle oynamak lazımdı vs… Adamın biri de böyle düşünmüş ama herkesten farklı olarak parayı bastırmış bir futbol takımı almış. Bir de internet sitesi açmış. Kullnıcılar burada maç sırasında oyuncu değişikliği taktikler vs. gibi konularda oy veriyorlar ve takım da buna göre yönetiliyor. Takım İsrail’den Hapoel “play 65″ Kiryat Shalom diye bir takım.

Site şu an için sadece İbranice ama yakından uluslararası kullanıcılar için olan kısmı da açılacak.

İşte adresi: http://web2sport.com/index_en.html

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Blog Nedir? Bilmeyenler ve yeniler için Blog’u okumak ve anlamak

Şu an için 5 milyondan fazla blog var. Çoğu kimse bir blogun ne olduğunu ve nasıl okunması ve izlenmesi gerektiğini bilmez. Hem kendi çevremdekilere hem de başkalarına tek tek açıklamak yerine buaraya yazmaya karar verdim.

Blog Nedir?

İlk olarak iki tür blog tarzı var. Bunlardan biri geleneksel web-log (blog kelimesi bu weblog’un kısaltmasıdır). Bu türdeblog yazarı online çevrimiçi deneyimlerini paylaşır. İkinci ise daha çok bir günlüğe benzeyen yazarın günlük deneyimlerini paylaştığı tarzdır. Bugün için bir bu tarzların çoğu birbirine girmiş durumdadır. Ayrıca bir blog belli bir konu üzerine de uzmanlaşabilir. Örneğin sadece sinema ile ilgili olabilir.

Blog yapısı: ne nedir? Nasıl takip edilir? Devamı için tıklayın

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tepki sürenizi ölçün

Dün akşam kardeşim Selim stumbleupon’dan bulduğu bir şeyi bana yolladı. Ben de sizinle paylaşıyım dedim. Basit ama sinir bozucu bir flash oyunu.

Buradan ulaşabilirsiniz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İstinye Park’ta bir yemek macerası

Bu pazar günü Mısra ile beraber İstinye Park’a gittik. Nerede yemek yiyeceğimizi düşünürken Juke Box adlı bir “restaurant-cafe-bar”‘ın önüne geldik. Dışarıdan fena gözükmedi biz de değişik bir yer denemek amacı ile daldık içeri.

Ortaya bir salata söyledik. Ben bir hamburger, Mısra ise bir Frankfurter ısmarladık. Sonuç olarak ne yemeklerden ne de hizmetten memnun kaldık. Yemekler kötü idi. Garsonlar ise konuyla alakasız. Sonuç olarak diyebilirim ki, ben gittim, siz gitmeyin” Ne de olsa başka alternatifler de var.

Bu arada oraya ilk gidişimizde Rainforest Cafe’ye gitmiştik. Orada yediğim hamburger hayatımda yediğim en güzel hamburgerlerden biri idi. Onu kesinlikle tavsiye ederim. Gerçi orada ki hizmet seviyesi de oldukça kötüydü ama en azından yemekler lezzetli idi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu