“That’s why we don’t have front wheels drives.”
Resimlerin büyük hali için üzerlerine tıklayabilirsiniz.
Disobedience is the true foundation of liberty. The obediant must be slaves.
Bugüne kadar kalktıktan sonra yatağımı topladığımı hiç hatırlamam. Eğer siz de benim gibiyseniz bu alışkanlığınızın size büyük katkısı olduğunu öğrenmek hoşunuza gidebilir. Ya da sizi bu konuda eleştirenlere artık bir cevap verebilirsiniz.
Dust Mites (türkçesini bilmiyorum) her gün farkında olmadan etrafa saçtığınız binlerce ölü deri parçası ile beslenen küçük (1 milimetreden daha küçük) canlılar. Bu sevimli arkadaşlar aynı zaman da astım ve bir çok alerjinin de sebebi. Ortalama bir yatakta bu hayvanlardan 1.5 milyon civarı mevcut (Ben bilimadamlarının yalancısıyım yoksa oturup saymışlığım yok). Özellikle nemli ve sıcak durumlara bayılan bu hayvancıklar için yapılmış bir yatak cennet gibi yer.
Fakat gelgelim yapılan araştırmaya göre yapılmamış bir yatakta oluşan daha kuru ve sıcak ortamlar bu canlıların pek de sevmediği ortamlar. Yatağı yapılmamış bir halde bırakmak çarşaf ve yataktaki nemi yok ediyor ve böylece bu böceklerde susuz kalıp sonunda da ölüyorlar.
Yazının orijinali’ni buradan bulabilirsiniz.
Bilmeyenler için önce Zencefil’in ne olduğunu açıklamakta yarar var. Zencefil (Ginger) iki tekerlekli şarjlı elektrik motoruna sahip bir ulaşım aracı.
Antalya’ya da 3. Avrupa Briç Şampiyonaları için bulunduğum sırada bu aracı test etme fırsatım olmuştu. O kadar zevkli bir şey ki kullanmamış olan herkese tereddütsüz tavsiye ederim.
Aletin iki tekerleği var, bunların üzerinde bulunan bir platformda ayakta duruyorsunuz. Segway içinde bulunan bilgisayar ve gyrolar aracılığı ile dengeyi sağlıyor. İleri gitmek isterseniz birkaç milimetre öne eğiliyorsunuz, durmak için ise düz durmak yeterli. Segway’in bir direksiyonu yok. Bunun yerine gene hafifçe gitmek istediğiniz yöne eğiliyorsunuz ve hoop o taraftasınız. Segway 38 kilometre kadar bir sürate ulaşıyor ve kullanması hem çok basit hem de çok zevkli.
Şimdi bu müthiş ulaşım aracının bir de Ferrari versiyonu çıkmış. Resmi bir Ferrari ürünü. Şeytan kırmızı renkleri ve şaha kalkmış atı da mevcut.
İlla da bir Ferrari’m olsun diyorsanız bundan ucuza pek münkğn olduğunu sanmıyorum. Fiyatı sadece €7.083,33 ve Türkiye’ye de gönderiyorlar. Bu arada iddia ediyorum ki bu aleti kullanmak en az bir Modena kullanmak kadar zevkli.
Almayı düşünüyorsanız Ferrari Store‘da sizleri bekliyor. Unutmadan, sınırlı sayıda üretildiği için acele etmekte fayda var.
Verizon Kuzey Amerika’nın en büyük iletişim şirketlerinden biri. StumbleUpon ile gezinirken bir siteye denk geldim ve gülmekten öldüm. Amerikan eğitim sistemin zirve yaptığı bir olay.Olay kısaca şöyle:
Verizon’dan sınırsız Internet hizmeti alan George Vaccaro adında bir arkadaş Kanada’ya gidiyor. Verizon burada bu hizmeti 0.002 cent’e veriyor. Fakat arkadaş fatura gelince görüyor ki Verizon aslında $0.002 demek istemiş. Bu konuyu açıklığa kavuşturmak için destek hattını arıyor ve $0.002 ile ¢0.002 arasındaki farkı açıklamaya çalışıyor. Fakat Verizon’da kimse bunu farkına varamıyor.
Konuşma kaydı yaklaşık yarım saat sürüyor. (Bu arada 45 dakika ilk destek elemanı ile konuşmasının ardından) 2 tane supervisor ile konuşuyor fakat kimseyi aradaki farka ikna edemiyor. En sonunda bunu blog’unda yayınlamaya karar veriyor.
Benim size tavsiyem ilk linkteki konuşmayı dinlemeniz.
Windows için bulunan programların çoğu bir servet tutuyor. Ama işlerinizi halletmek için yazılımlara tonlarca para akıtmak zorunda değilsiniz. Nero Burning Rom gibi cd yazıcılardan Photoshop’a, Norton gibi virüs programlarından Adobe Pagemaker gibi masaüstü yayıncılık programlarının hemen hepsinin paralı benzerlerinden hiç te aşağı kalmayan açık kaynaklıları var.
Üstelik açık kaynağın (open source) getirdiği diğer tüm avantajlarla beraber. Bunlara başka bir zaman değineceğim. Ama kısacası açık kaynak demek özgürlük demek.
‘Açık Kaynak Windows Programları’ başlıklı yazının devamı için tıklayın…
Türk Telekom dünyanın en pahalı İnternet hizmetini biz halkımıza sunduğu zamandan beri adsl kullanıyorum. Dolayısı ile bir kaç ADSL modem ile maceram oldu.
İlk modemim bir linksys idi. Linksys’i hem daha önceden kulladığım ve kalitesini bildiğim için tercih etmiştim. İşler de iyi başladı modem bir sürü özelliğe sahip ve performansını da gayet güzeldi. O zamanlar kablosuz çok yaygın olmadığı ve benim de ihtiyacım olmadığı için kablosuz özelliklerini denememiştim. Çok kötü bir kablosusuz Internet deneyimi yaşadım. Bağlantı her beş dakikada bir kopuyordu. Firmware güncellemeleri, forumlarda bulunan çözümler hak getire, hiç bir şey işe yaramadı. Zaten bir gün (1.5 sene kadar sonra) kablolu internet bağlantısı da gitti. Modem bilgisayar ile bağlantı kurmayı reddediyordu.
Ne zamandır istiyordum benim de bir blogum olsun diye… Ne zaman hoşuma giden bir bloga girsem kendi kendime hadi lan bi tane de ben kendime yapiyorum diyordum. Tabii her zaman ki gibi araya zaman ve başka şeylerde girince yalan oluyordu. En son Tolga’nın kendisine yarattığı ve zevkle yazılmış blogunu gördüğümde ve onda da yapacak başka bir işim olmadığını fark edince wordpress.com‘a girdim ve bastım download yazan linke… Sonrası zaten kendiliğinden geldi. Eee atalarımız boşuna dememişler “başlamak bitirmenin yarısıdır” diye.
Şimdilik - hoşuma da gitti - yazmayı düşünüyorum aklıma estikçe. Ne diyelim hayırlısı.
Son Yorumlar